Bir Tabak Yemeğin Ardındaki Sessizlik: Ali’nin Hikayesi
“Ali, paran yoksa sıranın sonunda bekleyeceksin!” Kantin görevlisi Ayşe ablanın sesi kantinde yankılandı. Elimdeki tepsiyi sıkıca tutarken, gözlerim yere kaydı. Arkadaşlarımın bakışlarını sırtımda hissettim. Birkaç çocuk kıkırdadı, biri “Bedavacı Ali!” diye bağırdı. O an, midemdeki açlık yerini utanca bıraktı. Tepsimi tezgâha geri koyarken ellerim titriyordu. Sıranın en arkasına geçtim, ama biliyordum ki bugün sıcak yemek yiyemeyecektim.
O gün eve dönerken ayaklarım ağırlaştı. Babaannem Hatice Hanım kapıda beni bekliyordu. Yüzünde her zamanki gibi yorgun ama sevgi dolu bir ifade vardı. “Hoş geldin kuzum, nasıldı okul?” diye sordu. Gözlerim doldu, cevap veremedim. Sadece başımı eğip içeri girdim. O an, ona anlatmak istedim her şeyi; ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
Babam yıllar önce iş kazasında hayatını kaybetmişti. Annem ise acıya dayanamayıp başka bir şehre gitmiş, bir daha da dönmemişti. O günden beri babaannemle yaşıyorum. Emekli maaşıyla zar zor geçiniyoruz. Bazen elektrik faturasını ödeyemiyoruz, bazen de ekmek almak için bakkala borç yazdırıyoruz. Ama babaannem her zaman sofraya bir tabak çorba koymayı başarıyor.
O gece sofrada sessizlik vardı. Babaannem çorbayı önüme koyarken gözlerime baktı: “Bir derdin mi var Ali?” dedi. Dayanamadım, ağlamaya başladım. “Bugün kantinde herkesin önünde rezil oldum babaanne… Paramız yok diye bana yemek vermediler.” dedim. Babaannemin gözleri doldu, ama hemen toparlandı. “Kimse senin aç kalmana izin veremez oğlum! Yarın ben seninle okula geleceğim.” dedi kararlı bir sesle.
Ertesi sabah babaannem elini yüzünü yıkadı, eski ama temiz başörtüsünü taktı. Elinde bastonuyla okula kadar yürüdük. Okulun kapısında müdür yardımcısı Mehmet Bey’le karşılaştık. Babaannem ona döndü: “Benim torunum Ali dün kantinde aç bırakılmış. Bizim paramız yok diye çocuk aç mı kalacak?” dedi sesi titreyerek ama gururla.
Mehmet Bey biraz utandı, biraz da şaşırdı. “Hatice Hanım, okulda böyle şeyler olmamalıydı. Ama kantin işletmesi özel, bazen… Yani…” diye mırıldandı. Babaannem sözünü kesti: “Benim torunumun onurunu kimse kırmaya hakkı yok! Eğer devlet bu çocuklara sıcak yemek veremiyorsa, ben de her gün evden yemek getiririm!”
O gün okulda fısıltılar dolaştı. Arkadaşlarım bana acıyarak bakıyordu; bazıları ise alay etmeye devam etti. Sınıf arkadaşım Zeynep yanıma oturdu: “Ali, üzülme… Ben de bazen paramı unutuyorum, birlikte paylaşırız.” dedi ve sandviçinin yarısını bana verdi. O an ilk defa yalnız olmadığımı hissettim.
Ama okulda işler kolay düzelmedi. Kantin görevlisi Ayşe abla bana soğuk davranmaya başladı. Bazı öğretmenler ise sanki ben yokmuşum gibi davranıyordu. Sanki yoksulluk bir suçtu ve ben de suçluymuşum gibi…
Bir akşam babaannemle televizyon izlerken haberlerde başka bir şehirdeki okulda çocuklara ücretsiz yemek dağıtıldığını gördük. Babaannem derin bir iç çekti: “Bak oğlum, bazı yerlerde çocuklar aç kalmasın diye uğraşıyorlar… Bizim burada neden olmuyor?” dedi.
O günden sonra babaannem her sabah bana evde hazırladığı yemeği küçük bir tencereye koyup okula gönderdi. Başta utanıyordum; arkadaşlarımın arasında evden yemek getirmek ayıptı sanki… Ama zamanla alıştım. Hatta birkaç arkadaşım da evden yemek getirmeye başladı.
Bir gün sınıf öğretmenimiz Sevgi Hanım konuyu açtı: “Çocuklar, hepimizin farklı imkânları olabilir ama kimse kimseyi bunun için yargılamamalı.” dedi ve bana gülümsedi. O günden sonra sınıfta bana karşı olan tavırlar değişmeye başladı.
Ama içimdeki yara kolay kapanmadı. Her öğlen kantinin önünden geçerken o günü hatırladım; o utancı, o yalnızlığı… Babaannemin gözlerindeki yaşları…
Yıllar geçti, büyüdüm. Şimdi üniversite öğrencisiyim ve hâlâ babaannemle yaşıyorum. Onun bana öğrettiği en önemli şey; yoksulluğun utanılacak bir şey olmadığıydı. Asıl utanılması gereken şey, bir çocuğun aç bırakılmasıydı.
Bazen düşünüyorum: Eğer o gün babaannem okula gelmeseydi ne olurdu? Ya da Zeynep sandviçini paylaşmasaydı? Belki de hâlâ kendimi suçlu hissederdim…
Siz hiç sırf paranız yok diye dışlandınız mı? Ya da bir çocuğun gözlerindeki o utancı gördünüz mü? Bazen bir tabak yemek, bir çocuğun hayatını değiştirebilir mi sizce?