Suçlu: Bir Yaz Akşamı ve İstanbul’un Ağır Havası
Hayatım boyunca güzellikten yana şansım hiç yaver gitmedi. Annem bile bana bakıp, ‘Kızım, senin işin zor,’ derdi. Ama asıl mücadelem, insanların bana bakışından çok, kendi içimde verdiğim savaştı.
Hayatım boyunca güzellikten yana şansım hiç yaver gitmedi. Annem bile bana bakıp, ‘Kızım, senin işin zor,’ derdi. Ama asıl mücadelem, insanların bana bakışından çok, kendi içimde verdiğim savaştı.
Bir sabah, doğumhanede gözlerimi açtığımda hayatımın en zor anlarından birindeydim. Hemşirenin sert sesiyle irkildim, bedenimdeki acı ve içimdeki korku birbirine karışmıştı. O an, anneliğin sadece mutluluk değil, aynı zamanda büyük bir mücadele olduğunu anladım.
Bir sabah, apartman koridorunda donup kalmıştım; içimdeki boşluk ve sessizlik, sanki duvarlardan sızıyordu. Annemle yaşadığım çatışmalar, babamın yokluğu ve İstanbul’un kalabalığında kaybolmuşluğum, beni her geçen gün biraz daha yalnızlığa itiyordu. Ama bir gün, beklenmedik bir karşılaşma, yalnızlığın korkutucu olmadığını, hatta bazen yeni bir başlangıç olabileceğini gösterdi.
Hayatımın en tuhaf ve unutulmaz günü, İstanbul Havalimanı’nda, kalabalığın ortasında bir yabancının bana sorduğu o garip soruyla başladı. O an, sıradan bir iş seyahatinin, ailemin ve kendi geçmişimin derinliklerine ineceğim bir yolculuğa dönüşeceğini bilmiyordum. Şimdi geriye dönüp baktığımda, bir günlüğüne birinin kocası olmayı kabul etmenin, hayatımda açtığı yaraları ve bana kattığı cesareti anlatmak istiyorum.
Bir kış sabahı, Ankara’nın gri sokaklarında, 57 numaralı otobüste cam kenarında otururken hayatımın ne kadar değiştiğini düşündüm. Elimde ucuz bir marketten aldığım küçük bir pasta vardı; dışarıda kar, içimde ise tarifsiz bir boşluk… Ailemle yaşadığım çatışmalar, kayıplar ve yalnızlık, her şey bu yolculukta bir kez daha karşıma çıktı.
Kızımın ikinci yaş gününde, annemin bana söylediği sözler hâlâ kulaklarımda çınlıyor: ‘Ne gururun var, ne de onurun.’ Eski kayınvalidemin kızımı görmesine izin vermem, ailemde büyük bir tartışmaya yol açtı. Şimdi, hem annemin hem de eski kayınvalidemin arasında kalmış bir halde, doğru olanı yapıp yapmadığımı sorguluyorum.
Kırk yıl boyunca aynı evde, aynı mahallede yaşadım. Eşim öldükten sonra yalnızlığımın içinde huzur bulmaya çalışırken, kızım Elif’in bana yaptığı teklifle dünyam altüst oldu. Kendi evimde yabancı gibi hissetmenin ne demek olduğunu, insanın en yakınından nasıl incinebileceğini anlatmak istiyorum.
Oğlumun bana söylediği o cümle, içimde derin bir yara açtı. Her gün onun sesini duymak isterken, bir anda kendimi fazlalık gibi hissettim. Şimdi parkta yürürken, içimdeki boşluğu ve anneliğin ne kadar yalnız bir yol olduğunu sorguluyorum.
Hayatım boyunca annemin yokluğuyla büyüdüm. Yirmi yıl sonra bir anda karşıma çıkıp benden mirası satmamı istemesiyle dünyam altüst oldu. Şimdi geçmişin acılarıyla, ailemin sırlarıyla ve kendi vicdanımla yüzleşmek zorundayım.
Bir akşam, Bağdat Caddesi’ndeki evimizin salonunda, hayatımın en büyük kavgasını yaşadım. Babamın bana dayattığı geleneksel rollerle, kendi ayaklarım üzerinde durma arzum arasında sıkışıp kaldım. O gece, bir Taycan’ın anahtarları masanın üzerinde dururken, ailemle aramdaki uçurumun ne kadar derinleştiğini fark ettim.
Bir düğün günü, üvey oğlumun nişanlısı tarafından dışlandım. O an, yıllarca verdiğim emeğin ve sevgimin hiçe sayıldığını hissettim. Ama oğlumun beklenmedik tavrı, hem beni hem de oradaki herkesi derinden etkiledi.
Bir sabah oğlumun eşi Elif, gözlerinde endişeyle bana yaklaştı ve hayatımın en zor sorusunu sordu: ‘Anne, evini satıp bize yardım eder misin?’ O an içimde fırtınalar koptu, geçmişim, korkularım ve annelik duygularım birbirine karıştı. Şimdi, yaşlılığımda kendi geleceğimle oğlumun mutluluğu arasında sıkışıp kaldım.