Korkunun Gölgesinde Bir Aşk: İstanbul’da Bir Kadının Hikayesi
“Beni neden hep yarım bırakıyorsun anne?” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. Annem mutfakta, elleriyle bulaşıkları yıkarken bir an durdu, bana dönüp sessizce baktı. O an, evimizin duvarlarının ne kadar ince olduğunu, komşuların belki de bizi duyduğunu düşündüm ama umurumda değildi. İçimde yıllardır biriken öfke ve kırgınlık, boğazımı yakıyordu. Babam bizi terk ettiğinde on iki yaşındaydım. O günden beri annemle birbirimize tutunarak yaşamaya çalıştık ama hiçbir zaman tam olamadık.
Babam, Mustafa Bey, bir sabah kahvaltı masasında gazetesini okurken anneme dönüp, “Ben gidiyorum,” dedi. O kadar basit, o kadar soğukkanlıydı ki… Annem önce anlamadı, ben ise masanın altında ayaklarımı birbirine sürterek olan biteni anlamaya çalıştım. Sonra bavulunu aldı ve kapıyı çekip gitti. O günden sonra sadece bayramlarda aradı, doğum günlerimde kısa bir mesaj attı. Hiçbir zaman tam anlamıyla hayatımda olmadı. Annem ise bana hem anne hem baba olmaya çalıştı ama onun da yükü ağırdı. Bazen geceleri sessizce ağladığını duyardım; ben de yastığımı ısırarak ağlardım.
Üniversiteyi İstanbul Üniversitesi’nde okudum. Mezun olduktan sonra bir yayınevinde editör olarak işe başladım. Hayatımın büyük kısmı kitaplarla ve annemle geçti. Arkadaşlarımın çoğu evlenmişti ya da sevgilileriyle yeni hayatlar kuruyordu. Ben ise hep mesafeli kaldım; kimseye tam anlamıyla güvenemedim. Ta ki Baran’la tanışana kadar.
Baran’ı ilk kez Kadıköy’de bir kitap kafede gördüm. Elinde Orhan Pamuk’un “Kara Kitap”ı vardı. Yan masada oturuyordu, göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsedi. O gün sohbet etmeye başladık; kitaplardan, filmlerden, hayallerimizden konuştuk. Baran’ın sesi huzur vericiydi, bakışları ise sanki içimi okuyordu. İlk defa birine kalbimi açmak istedim.
Birlikte geçirdiğimiz günler arttıkça ona daha çok bağlandığımı fark ettim. Ama içimde hep bir korku vardı: Ya o da babam gibi bir gün çekip giderse? Ya yine yalnız kalırsam? Baran’a bu korkularımdan hiç bahsetmedim; onun yanında güçlü görünmek istedim. Ama geceleri yatağımda dönüp dururken içimdeki huzursuzluk büyüyordu.
Bir akşam Baran’la Moda’da yürüyüş yaparken bana döndü ve “Elif, seninle ciddi bir ilişki istiyorum,” dedi. Kalbim deli gibi atmaya başladı ama aynı anda mideme bir yumruk yemiş gibi hissettim. “Baran, ben… bilmiyorum,” dedim titrek bir sesle. O an gözlerinde hayal kırıklığı gördüm ama bana sarıldı ve “Zamanla her şey yoluna girer,” dedi.
Eve döndüğümde annem salonda televizyon izliyordu. Yanına oturdum, başımı omzuna koydum. “Anne, sence insanlar neden terk eder?” diye sordum. Annem derin bir nefes aldı, “Bazen insanlar kendi korkularından kaçarlar Elif,” dedi. “Ama senin suçun değil.”
Baran’la ilişkimiz ilerledikçe korkularım daha da büyüdü. Onun bana olan sevgisini sorgulamaya başladım; attığı mesajlara geç cevap verdiğinde panik oluyordum. Bir gün işten çıkıp eve dönerken telefonum çaldı; arayan Baran’dı. “Elif, bu akşam konuşmamız lazım,” dedi sesi ciddi bir tonda.
O akşam buluştuğumuzda Baran bana baktı ve “Sana ulaşmakta zorlanıyorum Elif,” dedi. “Bazen sanki duvar örüyorsun aramıza.” Gözlerim doldu, ne diyeceğimi bilemedim. “Sana güvenmek istiyorum ama korkuyorum Baran,” dedim sonunda. “Babam bizi terk ettiğinden beri kimseye tam güvenemedim.”
Baran elimi tuttu, “Ben senin yanında kalmak istiyorum Elif, ama sen izin vermezsen ne yapabilirim?” dedi. O an içimdeki duvarların yavaşça yıkıldığını hissettim ama yine de korkularımı tamamen bırakamadım.
Bir süre sonra Baran’ın ailesiyle tanışmam gerektiğini söylediğinde panikledim. Kendi ailemin eksikliğini ve dağınıklığını düşündüm; onların karşısında yetersiz hissedecektim. Anneme anlattığımda bana sarıldı, “Senin ailen benim Elif’im,” dedi gözleri dolu dolu.
Baran’ın ailesiyle tanıştığım gün ellerim buz gibiydi. Annesi Gül Hanım beni sıcak karşıladı ama babası Halil Bey’in bakışlarında bir mesafe vardı. Yemek boyunca sessiz kaldım; Baran ise sürekli bana destek olmaya çalıştı. Eve döndüğümüzde kendimi çok yorgun hissettim; sanki yıllardır taşıdığım yükler o gün daha da ağırlaşmıştı.
Bir gece annemle tartıştık. “Senin yüzünden kimseye güvenemiyorum!” diye bağırdım istemsizce. Annem ağlamaya başladı; ben de pişmanlıkla sarıldım ona. “Affet anne, ben de bilmiyorum nasıl iyileşeceğimi.”
Baran’la aramızdaki mesafe giderek açıldı. Bir gün bana mesaj attı: “Belki de biraz ara vermeliyiz.” O an dünyam başıma yıkıldı; en çok korktuğum şey başıma gelmişti. Günlerce odama kapandım, işe gitmek istemedim. Annem kapımı çalıp içeri girdiğinde gözlerimin şiş olduğunu gördü ve yanıma oturdu.
“Elif,” dedi yumuşak bir sesle, “Hayat bazen bizi en çok korktuğumuz şeylerle sınar ki iyileşelim diye.” O gece uzun uzun düşündüm; babamın gidişi benim suçum değildi ve Baran’a da haksızlık ediyordum.
Bir sabah Baran’a mesaj attım: “Konuşabilir miyiz?” Moda’da buluştuk; ona tüm korkularımı ve hissettiklerimi anlattım. Baran gözlerimin içine bakarak, “Birlikte iyileşebiliriz Elif,” dedi ve elimi tuttu.
Şimdi hâlâ korkularım var ama artık onlarla yüzleşmekten kaçmıyorum. Belki de en büyük cesaret, sevmek kadar sevilmeye izin vermekmiş.
Peki siz hiç geçmişinizin gölgesinde kalıp gerçek mutluluğu kaçırdınız mı? Yoksa korkularınızla yüzleşip yeni bir başlangıç yapabildiniz mi?