Kendi Evimde Yabancı: Bir Üvey Anne Hikayesi
“Yeter artık! Bu hafta sonu da mı gelecekler?” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. Eşim Mehmet şaşkınlıkla bana baktı, elindeki çayı masaya bıraktı. “Ne diyorsun Ayten? Onlar bizim ailemiz,” dedi yavaşça, ama yüzündeki yorgunluk çizgileri derinleşti.
O an içimde bir şeyler koptu. Kırk yaşından sonra ikinci kez evlenmiştim. Mehmet’le tanıştığımda, hayatımda ilk defa huzur bulduğumu sanmıştım. Ama onun ilk evliliğinden olan kızı Derya ve iki küçük torunu her hafta sonu kapımızı çalınca, kendi evimde misafir gibi hissetmeye başladım.
Derya, otuzunda, boşanmış, iki çocuk annesi. Her hafta sonu annesinin evine gitmek yerine babasının evine gelmeyi tercih ediyor. Belki de annesiyle arası iyi değil, bilemem. Ama ben, kendi evimde bir köşeye sıkışmış gibiyim. Cumartesi sabahı saat dokuzda kapı çalıyor; Derya ve çocukları, ellerinde poşetlerle içeri dalıyorlar. “Ayten Teyze, kahvaltı hazır mı?” diye bağırıyor küçük olan, Zeynep. Büyük olan ise hemen televizyonun kumandasını kapıyor.
Mehmet’in gözleri parlıyor onları görünce. O an ben yok oluyorum sanki. Sofrada herkes gülüyor, konuşuyor; ben ise sessizce çayımı karıştırıyorum. İçimde bir öfke var ama kimseye anlatamıyorum. Arkadaşlarım bana hak veriyor: “Senin de dinlenmeye hakkın var Ayten,” diyorlar. Ama Mehmet’e söylesem hemen savunmaya geçiyor: “Onlar benim kanımdan canımdan.”
Bir pazar sabahı, Derya mutfağa girdiğinde dayanamadım: “Derya, neden annenin evine gitmiyorsunuz bazen? Ben de biraz dinlenmek istiyorum.” Yüzüme öyle bir baktı ki, sanki onu evden kovuyormuşum gibi hissettim. “Babamı görmek istiyorum Ayten Abla, çocuklar da dedelerini çok seviyor,” dedi sessizce. O an suçluluk duygusu içimi kemirdi ama yine de kendimi savunmak istedim: “Ben de bu evde yaşıyorum Derya. Bazen yalnız kalmak istiyorum.”
O günden sonra aramızda görünmez bir duvar oluştu. Derya daha az konuşmaya başladı, çocuklar ise bana daha mesafeli davranmaya başladı. Mehmet ise arada kalmış gibiydi; bir yanda kızı ve torunları, diğer yanda ben.
Bir akşam Mehmet’le otururken patladım: “Mehmet, ben bu şekilde devam edemem. Her hafta sonu evimiz dolup taşıyor, ben ise kendi evimde yabancı gibiyim.” Mehmet başını öne eğdi: “Ayten, onlar benim ailem. Sen de öylesin. Ama Derya zor zamanlar geçiriyor, çocuklar da babasız büyüyor. Onlara kapımızı kapatamam.”
İçimden geçenleri ona anlatmak istedim: Ben de zor zamanlar geçirdim; ilk eşimden ayrıldığımda yıllarca yalnız yaşadım, kimseye yük olmadım. Şimdi ise başkalarının hayatına göre yaşamak zorunda bırakılıyorum. Ama bunları söyleyemedim.
Bir gün arkadaşım Sevim’le buluştum. Ona her şeyi anlattım; gözlerim doldu: “Kendi evimde nefes alamıyorum Sevim. Sanki ben fazlayım.” Sevim elimi tuttu: “Ayten, senin de sınırların var. Mehmet’le açıkça konuşmalısın.”
Ama konuşmak kolay mı? Mehmet’in gözlerinde hep o suçluluk duygusunu görüyorum; sanki Derya’ya sahip çıkmazsa kötü baba olacak. Ben ise kötü üvey anne olmaktan korkuyorum.
Bir akşam Derya çocuklarıyla birlikte yine geldiğinde, Zeynep koşarak bana sarıldı: “Ayten Teyze, sen olmasan kahvaltı bu kadar güzel olmazdı!” O an yüreğim burkuldu; belki de çocukların bana ihtiyacı vardı. Ama yine de kendi sınırlarımı korumak istiyordum.
Bir gece Mehmet’le tekrar konuştum: “Mehmet, ben Derya’ya ve çocuklara kızgın değilim ama her hafta sonu bu kadar kalabalık olmak beni yoruyor. Bazen sadece ikimiz olmak istiyorum.” Mehmet derin bir nefes aldı: “Haklısın Ayten. Belki ayda bir hafta sonu sadece ikimiz kalabiliriz.”
Bu konuşmadan sonra Derya’ya da açıkça söyledim: “Derya’cığım, sizi seviyorum ama bazen dinlenmeye ihtiyacım var. Arada annenize de gitmeniz mümkün mü?” Derya önce alındı ama sonra başını salladı: “Haklısınız Ayten Abla.”
Şimdi ayda iki hafta sonu sadece Mehmet’le baş başayız; diğer haftalarda Derya ve çocuklar geliyor. Hala bazen kendimi suçlu hissediyorum ama en azından nefes alabiliyorum.
Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi evinde huzur istemesi bencillik mi? Yoksa herkesin sınırları olmalı mı? Siz olsanız ne yapardınız?