“O Çocuk Onun Değil!” — Annemin Çığlığı ve Kırık Bir Yüzük
“O çocuk onun değil!” diye bağırdı annem, sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki bıçağı tezgâha bıraktım, parmaklarım titriyordu. Masanın üstünde, onun için hazırladığım mumlar titrek bir ışıkla yanıyordu. İçimdeki heyecan bir anda buz gibi bir korkuya dönüştü. Annem gözlerimin içine bakarak, “Sakın ona söyleme! O çocuk onun değil!” dedi tekrar, sesi bu sefer daha da yüksek, daha da keskin.
Oysa ben o geceyi aylarca planlamıştım. Eşim Emre’nin işten gelişini beklerken, en sevdiği somonu fırına vermiştim. Masada beyaz şarap, hafif bir salata ve en önemlisi, ona vereceğim haber vardı: hamileydim. O anı hayal ederken hep gözlerinde mutluluk göreceğimi düşünmüştüm. Ama şimdi annemin sözleriyle sarsılmıştım.
“Anne, ne diyorsun sen? Tabii ki onun çocuğu!” dedim, ama sesim neredeyse fısıltıydı. Annem bana yaklaştı, ellerimi tuttu. “Bak kızım, bu mahallede insanlar konuşur. Emre’nin ailesi seni zaten istemiyor. Şimdi bir de bu çocuk… Onlar seni suçlarlar. Oğlanın ailesi seni kapı dışarı eder.”
İçimde bir öfke kabardı. “Ben kimseye hesap vermek zorunda değilim! Emre benim kocam, bu çocuk da onun çocuğu!” dedim. Ama annemin gözlerinde bir korku vardı; sanki başımıza gelecekleri önceden biliyordu.
Kapı zili çaldı. Annem hızla mutfağa çekildi, ben ise derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Emre yorgun ama gülümseyerek içeri girdi. “Ne güzel kokular geliyor buradan,” dedi ve bana sarıldı. O an kalbim hızla çarptı; acaba annemin sözleri doğru muydu? Yoksa sadece kendi korkularını bana mı yüklüyordu?
Yemek boyunca Emre neşeliydi, iş yerinde yaşadığı komik bir olayı anlattı. Ben ise sürekli annemin sözleriyle boğuşuyordum. Yemekten sonra masayı toplarken Emre yanıma geldi, elini belime doladı. “Birazdan sana bir sürprizim var,” dedi göz kırparak.
Ben de ona haberimi vermek için doğru anı bekliyordum. Tam o sırada annem mutfağa girdi, yüzü bembeyazdı. “Emre, seninle konuşmam lazım,” dedi kararlı bir sesle.
Emre şaşkınlıkla bana baktı, sonra annemi takip etti. Ben de peşlerinden gittim. Annem bir anda patladı: “Bu çocuk senin değil Emre! Kızım sana söylemedi ama… O çocuk senden değil!”
Emre’nin yüzü bir anda değişti; gözleri büyüdü, dudakları titredi. “Ne diyorsun anne? Ne saçmalıyorsun?” dedim ama sesim titriyordu.
Annem devam etti: “Kızım geçen ay eski sevgilisiyle görüştü! Mahallede herkes konuşuyor!”
O an dünya başıma yıkıldı. Emre bana döndü, gözlerinde öfke ve hayal kırıklığı vardı. “Doğru mu bu?” diye sordu kısık bir sesle.
“Hayır! Sadece markette karşılaştık, kısa bir selamlaştık o kadar!” dedim ama kimse bana inanmıyordu.
Emre ceketini aldı, kapıyı çarparak çıktı. Annem arkamdan geldi, “Bak gördün mü? Ben sana demiştim!” dedi.
O gece sabaha kadar ağladım. Karnımdaki bebeğe sarılıp özür diledim; ona böyle bir dünyada yer açtığım için kendimi suçladım.
Günler geçti, Emre’den hiçbir haber alamadım. Telefonlarıma cevap vermedi, eve gelmedi. Mahallede dedikodular aldı başını gitti; herkes arkamdan konuşuyordu. Annem ise her fırsatta “Ben sana demiştim,” diyordu.
Bir akşam kapı çaldı. Açtığımda Emre karşımdaydı; elinde küçük bir kutu vardı. Gözleri kan çanağı gibiydi, belli ki günlerdir uyumamıştı.
“Konuşmamız lazım,” dedi sessizce. İçeri girdik; masanın başına oturdu. Kutuyu açtı; içinde bir yüzük vardı.
“Ben sana inanmak istiyorum,” dedi gözleri dolarak. “Ama annem… mahalle… herkes… O kadar baskı var ki… Ne yapacağımı bilmiyorum.”
Elini uzattı, yüzüğü bana vermek istedi ama elleri titriyordu. “Sana güvenmek istiyorum ama içimde bir şüphe var artık,” dedi.
O an içimdeki bütün umutlar söndü. Yüzüğü eline geri ittim. “Eğer bana güvenmiyorsan, bu evlilik zaten bitmiş demektir,” dedim gözyaşları içinde.
Emre başını eğdi; uzun süre sessiz kaldık. Sonra kalktı ve kapıya yöneldi. “Belki de her şey için çok geç oldu,” dedi ve çıktı.
O gece yalnız kaldım; annem odasında sessizce ağlıyordu. Ben ise pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: Neden insanlar başkalarının hayatına bu kadar kolay müdahale edebiliyor? Neden kadınlar hep suçlu ilan ediliyor?
Şimdi hâlâ yalnızım; karnımdaki bebeğe bakıp düşünüyorum: Doğru olanı yaptım mı? Yoksa annemin korkuları ve toplumun baskısı yüzünden hayatımı mahvettim mi?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Güvenin olmadığı bir evlilikte kalır mıydınız yoksa her şeye rağmen savaşır mıydınız?