“O Elbise Zaten Sana Olmaz”: Bir Gelinin Sessiz Çığlığı
“O elbise zaten sana olmaz, boşuna uğraşma.”
Bu cümle, annemden değil, eşimden değil, kendi annem gibi görmem gereken kadından, kayınvalidemden geldi. O gece oğlum Emir’i uyutmuş, yorgunluktan gözlerim yanarken, telefonum titredi. “Birazdan geliyorum.” Mesajı atan Anna Hanım’dı. Evet, Anna Hanım; ama gerçek adıyla Ayşe Nur. Kendi yaşını bile gizleyen, makyajı ve gösterişli kıyafetleriyle mahallede genç kızlardan rol çalan, ama bana bir gün olsun “kızım” demeyen kadın.
Eşim Serkan işten geç gelecekti. Evde yalnızdım. İçimde bir huzursuzluk, bir telaş… Ayşe Nur Hanım’ın gelişi her zaman bir sınavdı. Kapı çaldı. Açtığımda, elinde büyük bir poşetle içeri girdi. Gözleriyle beni baştan aşağı süzdü. “Yine mi eşofmanla? Biraz kendine bak kızım.”
Sustum. Çünkü sustukça daha az yara alacağımı sanıyordum. Poşetten parlak bir elbise çıkardı. “Bu elbiseyi geçen sene aldım ama bana bol geldi. Sen giyersin belki,” dedi. Elbiseyi uzattı, ama bakışlarıyla adeta tartıyordu. “Ama… Gerçi senin kilonla zor girersin buna.”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Oğlumun odasından gelen hafif nefes alışları, evin sessizliği… Her şey üstüme çöktü. Elbiseyi aldım, teşekkür ettim. Ama gözlerim doldu. “Ayşe Hanım, ben bu elbiseyi giymem,” diyemedim. Çünkü bu evde, bu ailede bana yer açılmamıştı. Hep bir yabancıydım.
Mutfakta çay koyarken arkamdan konuşmaya devam etti: “Bak kızım, Serkan’ın işi iyi gidiyor ama sen de biraz kendine bakmalısın. Kadın dediğin bakımlı olur. Hem şu kiloları da ver artık. Emir büyüdü, bahanen kalmadı.”
Çaydanlığı taşırdım neredeyse. Ellerim titredi. Annemi düşündüm; uzak bir Anadolu kasabasında, bana hep “Sen değerlisin” diyen kadını… Ama burada, İstanbul’un göbeğinde, kendi evimde değersizdim.
Ayşe Nur Hanım çayını yudumlarken devam etti: “Ben senin yaşındayken iki çocuk büyütüyordum, hem de çalışıyordum. Senin gibi evde oturup kilo almadım.”
O an dayanamadım: “Ben de çalışmak istiyorum ama Serkan istemiyor,” dedim kısık sesle.
Güldü: “Serkan haklı tabii! Evde çocuk varken kadın çalışır mı? Hem senin işin ne ki?”
İçimdeki öfkeyi yuttum. Oğlumun odasına kaçtım. Onun minik ellerini tuttum, kokusunu içime çektim. Gözyaşlarımı sakladım.
Gece Serkan geldiğinde her zamanki gibi annesinin yanında durdu. “Annem sana elbise getirmiş, niye suratın asık?” dedi.
“Bana küçük gelir,” dedim sadece.
Ayşe Nur Hanım hemen atıldı: “Kızım biraz iradesi olsa her şey olur! Ben de doğum yaptım ama böyle olmadım.”
Serkan sustu. Ben sustum. O gece uyuyamadım.
Ertesi gün annemi aradım. “Anne,” dedim ağlayarak, “Ben burada çok yalnızım.”
Annem telefonda sessiz kaldı önce, sonra dedi ki: “Kızım, kimseye kendini ispatlamak zorunda değilsin. Sen olduğun gibi güzelsin.”
Ama bu sözler İstanbul’un ağır havasında kayboldu gitti.
Günler geçti. Ayşe Nur Hanım’ın lafları evde yankılandı durdu. Komşulara beni çekiştirdiğini duydum: “Bizim gelin kilo aldı iyice, hiç bakmıyor kendine.”
Bir gün markette karşılaştık komşu Emine Abla’yla. “Kızım boşver onları,” dedi kulağıma eğilip, “Sen iyi bir annesin, iyi bir insansın.”
Ama insan bazen en yakınındakilerden duymak ister güzel sözleri.
Bir akşam Serkan’la tartıştık. “Senin annen beni sevmiyor,” dedim ilk defa açıkça.
Serkan öfkelendi: “Annem seni düşünüyor! Sen de biraz değiş artık!”
O an anladım ki bu evde sadece kayınvalidemle değil, eşimle de savaşıyorum.
Bir gece Emir ateşlendi. Hastaneye koştuk tek başıma; Serkan yine işteydi, Ayşe Nur Hanım’a haber vermedim bile. O gece hastane koridorunda tek başıma otururken düşündüm: Ben ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım? Ne zaman kendi kararlarımı vereceğim?
Ertesi sabah eve döndüğümde aynaya baktım uzun uzun. Gözlerimin altı mor, saçlarım dağınık… Ama içimde bir güç hissettim ilk defa.
Ayşe Nur Hanım yine geldi birkaç gün sonra. Elinde başka bir poşetle… Yine eleştiriler, yine laflar… Ama bu kez sustum ve sadece dedim ki: “Ben böyle mutluyum.”
Şaşırdı, sustu.
O günden sonra her lafına cevap vermeye başladım. Serkan’la da konuştum: “Ben çalışmak istiyorum,” dedim kararlı bir sesle.
Zor oldu; tartışmalar, gözyaşları… Ama sonunda iş buldum küçük bir atölyede.
Şimdi her sabah oğluma sarılıp işe gidiyorum. Ayşe Nur Hanım hâlâ değişmedi belki ama ben değiştim.
Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi evinde bile yabancı hissetmesi ne kadar acı… Peki siz hiç kendi hayatınızda bu kadar yalnız hissettiniz mi? Ya da en yakınınızdan gelen sözlerle kırıldığınız oldu mu?