Kendi Evimde Misafir Miyim?
“Benim evimde, benim odamda, neden kendi sesimi kısmak zorundayım?” diye içimden haykırırken, mutfakta kayınvalidem Ayten Hanım’ın yüksek sesle konuştuğunu duydum. O sabah, yine erkenden kalkmış, mutfağı işgal etmişti. Kahvaltı masasındaki tabaklar, bardaklar, her şey onun istediği gibi dizilmişti. Eşim Serkan ise hâlâ uyuyordu; sanki evdeki bu değişikliklerden hiç rahatsız olmuyordu ya da rahatsızlığını bana belli etmek istemiyordu.
Ayten Hanım’ın sesi koridordan yankılandı: “Elif, kızım! Çayı tazeledin mi? Bu demlik çok küçük, bizim evde böyle olmazdı.”
İçimde bir şeyler kırıldı. Burası bizim evimizdi; yıllarca hayalini kurduğumuz, krediyle zar zor aldığımız o küçük ama sıcak daire. Serkan’la nişanlandığımızdan beri her akşam hayalini kurduğumuz o salon, şimdi bana ait değildi sanki. Birkaç hafta önce Ayten Hanım, “Geçici olarak bizde kalabilir miyim?” diye sormuştu. Babası hastaneye kaldırılmıştı, köyde yalnız kalmak istememişti. Tabii ki kabul ettik. Ama o geçicilik, günler geçtikçe kalıcı bir hâl aldı.
Daha onun varlığına alışamamışken, bir sabah kapı çaldı. Açtığımda karşımda Serkan’ın kız kardeşi Zeynep’i gördüm. Elinde iki bavul, yüzünde mahcup bir gülümseme: “Ablacığım, üniversiteye yakın bir ev bulana kadar burada kalabilir miyim?”
O an içimde bir fırtına koptu ama yüzümde zoraki bir tebessümle başımı salladım. Zeynep de taşındı. Artık üç kadın ve Serkan aynı evdeydik. Evdeki düzen tamamen değişmişti. Akşam yemeklerinde Ayten Hanım’ın yemekleri pişiyor, Zeynep’in sınav stresinden kaynaklı huysuzlukları havada uçuşuyordu. Ben ise kendi evimde misafir gibiydim.
Bir akşam Serkan’la salonda otururken, dayanamayıp sordum:
“Serkan, bu böyle ne kadar sürecek? Ben artık kendimi evimde hissetmiyorum.”
Serkan gözlerini kaçırdı: “Ne yapalım Elif? Annem yalnız kalamaz. Zeynep de üniversiteyi kazanmış, ona destek olmamız lazım.”
“Peki ya ben? Benim hislerim ne olacak?” dedim titreyen bir sesle.
Serkan sessiz kaldı. O an anladım ki bu evde en son düşünülen kişi bendim.
Geceleri uykusuzluk başladı. Kendi odamda bile rahat edemiyordum. Ayten Hanım sabahları erkenden kalkıp odama giriyor, “Kalk kızım, gün aydınlandı!” diyordu. Zeynep ise gece geç saatlere kadar telefonda konuşuyor, gülüşmeleriyle uykumu bölüyordu.
Bir gün işten eve döndüğümde salonun ortasında Ayten Hanım’ı ve Zeynep’i tartışırken buldum.
Ayten Hanım: “Bu kadar geç saate kadar dışarıda kalmak ne demek Zeynep? Burası senin babanın evi değil!”
Zeynep: “Anne yeter! Ben büyüdüm artık! Elif abla bile bana karışmıyor!”
İçeri girdiğimde ikisi de bana döndü. Ayten Hanım gözlerini devirdi: “Sen de bir şey söyle Elif!”
O an içimdeki bütün öfke patladı:
“Ben artık hiçbir şeye karışmak istemiyorum! Kendi evimde nefes alamıyorum!”
Serkan akşam eve geldiğinde ona her şeyi anlattım. Gözlerim dolu dolu:
“Serkan, ben bu şekilde yaşayamam. Ya bir çözüm bulursun ya da ben gideceğim.”
Serkan ilk defa beni bu kadar kararlı görünce şaşırdı. O gece uzun uzun konuştuk. O da annesinin ve kardeşinin varlığından yorulmuştu ama bunu itiraf edemiyordu.
Ertesi gün Ayten Hanım’la oturduk konuştuk. Ona saygılı ama net bir şekilde hislerimi anlattım:
“Ayten Hanım, sizi çok seviyorum ama bu ev benim de yuvam. Kendi düzenimi kurmak istiyorum.”
Ayten Hanım önce kırıldı ama sonra anladı. Bir hafta içinde babasının durumu düzelince köye döndü. Zeynep ise yurt buldu ve taşındı.
Evimiz yeniden sessizliğe büründü ama ben artık eski ben değildim. Serkan’la ilişkimiz yara almıştı; birbirimize karşı daha temkinliydik. Ama en önemlisi, kendi sınırlarımı korumayı öğrenmiştim.
Bazen hâlâ mutfağa girerken Ayten Hanım’ın sesi kulağımda çınlıyor: “Çayı tazeledin mi?” Ama artık biliyorum ki bu ev benim de yuvam ve burada kendi sesimi duyurmak benim hakkım.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi yuvanızda sınırlarınızı nasıl korurdunuz?