“Sen Nasıl Bir Annesin?”: Eski Kayınvalidemle Yüzleştiğim O Gün
“Sen nasıl bir annesin, Elif? Eski kayınvalideni evine alıp torununu görmesine nasıl izin verirsin? Hiç mi gururun yok senin?”
Annemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Kızım Defne’nin ikinci yaş günüydü, evimizde balonlar, pastalar ve çocuk kahkahaları vardı ama içimde bir ağırlık, boğazımda bir düğüm…
Geçen hafta Defne’nin doğum günü için küçük bir kutlama hazırlamıştım. Babası, yani eski eşim Murat, ne aradı ne de mesaj attı. Sanki Defne hiç var olmamış gibi… Oysa onun annesi, eski kayınvalidem Ayşe Hanım, birkaç gün önce arayıp “Defne’yi çok özledim, doğum gününde onu görebilir miyim?” diye sorduğunda, içim burkuldu. Ne kadar kırgın olsam da, Defne’nin babaannesini görmeye hakkı olduğunu düşündüm. Kabul ettim.
O gün Ayşe Hanım geldiğinde, Defne’nin gözleri parladı. Küçük kızım koşup ona sarıldı. O anı izlerken gözlerim doldu; çünkü Defne’nin hayatında eksik olan sevgiyi bir nebze olsun tamamlamak istedim. Ama annem, yani kendi annem Fatma Hanım, olan biteni görünce adeta çılgına döndü.
“Bak kızım,” dedi annem, sesi titreyerek, “O kadın oğlunun arayıp sormamasına göz yumdu. Senin çektiğin acıları biliyor musun? Şimdi kalkmış torununu görmeye geliyor. Sen de buna izin veriyorsun. Bizim ailemizin gururu ne olacak?”
Bir an sustum. Annemin gözlerinde öfke ve hayal kırıklığı vardı. Ben ise arada kalmıştım; bir yanda kızımın mutluluğu, diğer yanda ailemin onuru…
Ayşe Hanım ise mutfakta sessizce oturuyordu. Gözleri dolmuştu. “Elif kızım,” dedi usulca, “Ben oğlumun yaptıklarını onaylamıyorum. Ama Defne benim de torunum. Onu görmekten başka bir isteğim yok.”
Annem hemen atıldı: “Sen oğlunu adam edemedin! Şimdi gelip burada anne şefkati mi göstereceksin?”
Ayşe Hanım başını öne eğdi. Ben ise iki ateş arasında kaldım. Kızım ise odada balonlarla oynuyordu, hiçbir şeyden habersiz…
O gece herkes gittikten sonra Defne’yi uyuttum ve mutfağa geçip tek başıma oturdum. Annemin sözleri kulaklarımda çınlıyordu: “Gururun yok mu senin?”
Kendi kendime sordum: Bir anne olarak doğru olanı mı yaptım? Kızımın hayatında sevgi eksikliği olmasın diye mi bu kadar esnek davrandım? Yoksa gerçekten gururumu ayaklar altına mı aldım?
Boşanmanın ardından hayatım altüst olmuştu. Murat’ın ilgisizliğiyle baş etmeye çalışırken, ailemin desteğine muhtaçtım. Ama şimdi onların da desteğiyle baskısı arasında eziliyordum.
Bir hafta önce Defne ateşlenmişti. Gece yarısı hastaneye koşturmuştum. Murat’a haber verdim, ama sadece “Geçmiş olsun” deyip kapattı telefonu. O an anladım ki, Defne’nin babasıyla ilişkisi sadece biyolojik bir bağdan ibaret kalacaktı.
Ayşe Hanım ise arayıp “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sormuştu. O an içimde bir şeyler yumuşamıştı. Belki de bu yüzden doğum gününe gelmesine izin verdim.
Ama annem bunu asla kabul edemedi. Ertesi gün kahvaltıda yine başladı:
“Elif, senin yerinde olsam o kadını kapıdan içeri sokmazdım. Biz yıllarca neler çektik o aileden! Şimdi kalkmış torun sevgisiyle gelmiş… Senin gururun yok mu?”
Dayanamadım:
“Anne, Defne’nin babaannesini görmeye hakkı var. Benim kavgam Murat’la, Ayşe Hanım’la değil!”
Annem gözlerini devirdi: “Sen çok yumuşaksın Elif! İnsan biraz dik durur!”
O an içimde bir isyan yükseldi ama sustum. Çünkü biliyordum ki annem de beni korumak istiyor; onun için aile onuru her şeyden önemliydi.
Bir hafta sonra Ayşe Hanım tekrar aradı. “Defne’yi parka götürebilir miyim?” dediğinde yine tereddüt ettim. Annemin tepkisini düşündüm ama Defne’nin mutluluğu ağır bastı.
O gün parkta Defne salıncakta gülerken Ayşe Hanım yanıma oturdu.
“Elif,” dedi, “Biliyorum bana kırgınsınız ama ben de oğlumun yaptıklarından utanıyorum. Sadece Defne’ye biraz sevgi vermek istiyorum.”
Gözlerim doldu. “Ben de sizin yerinizde olsam aynı şeyi isterdim,” dedim.
Eve döndüğümüzde annem yine surat astı. “Sen bu kadına fazla yüz veriyorsun,” dedi.
Artık ne yapacağımı bilmiyordum. Bir yanda kızımın iyiliği için esnek olmam gerektiğini hissediyordum; diğer yanda ailemin baskısı altında eziliyordum.
Bir gece Defne uyurken odasına girdim ve ona baktım. Küçücük elleriyle oyuncak ayısına sarılmıştı. İçimden dedim ki: “Benim görevim onun mutlu olması için elimden geleni yapmak.”
Ama ya kendi mutluluğum? Ya kendi gururum?
Bazen düşünüyorum: Bir anne olarak ne zaman doğruyu yapmış oluruz? Kendi gururumuzdan vazgeçmek pahasına çocuklarımız için fedakârlık yapmak mı gerekir? Yoksa ailemizin değerlerinden asla ödün vermemek mi?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Çocuğunuzun mutluluğu için kendi gururunuzdan vazgeçer miydiniz?