Babamın Gölgesinde: Mükemmel Oğul Olmaya Zorlanmak
“Senin yüzünden gitti annen!” Babamın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi. Henüz on yaşındaydım ve annem üç yıl önce bizi terk etmişti. O günden beri babamla baş başa, eski bir apartman dairesinde yaşıyorduk. Babam, her sabah beni uyandırırken, “Bugün adam gibi davranacaksın, anladın mı?” derdi. Sanki adam olmak, sabahları erken kalkmak ve kahvaltı masasını toplamakla başlıyordu.
Babam, beni kendi istediği gibi şekillendirmeye çalışıyordu. Okuldan geldiğimde ödevlerimi kontrol eder, yanlış yaptığımda “Sen benim oğlumsun, hata yapamazsın!” diye bağırırdı. O anlarda içimde bir şeyler kırılırdı ama sesimi çıkaramazdım. Çünkü babamın sevgisini kaybetmekten korkardım. Annemin gidişinden sonra bana kalan tek aile oydu ve onu da kaybetmek istemiyordum.
Bir gün okuldan eve dönerken, apartmanın girişinde komşumuz Şükran Teyze beni durdurdu. “Oğlum, baban çok sert adam. Ama sen iyi bir çocuksun, sakın kendini suçlama,” dedi. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü babam ağlayan erkeklere tahammül edemezdi. “Erkek adam ağlamaz!” derdi hep.
Babamın beklentileri sadece okulda değil, hayatın her alanında üzerimdeydi. Liseye başladığımda futbol takımına girmek istedim. Babama söylediğimde yüzü asıldı. “Futbol oynayacağına ders çalış! Doktor olacaksın sen!” dedi. O an içimdeki tüm heves sönüp gitti. Arkadaşlarım maçlara giderken ben evde test çözüyordum. Babam her akşam masama gelip, “Kaç net yaptın?” diye sorardı. Cevabım onu tatmin etmezse suratını asar, bazen de öfkeyle kalemi elimden alırdı.
Bir gece, odama girip masanın üzerindeki deneme sınavını inceledi. “Bu ne biçim sonuç? Senin yaşında ben köyde tarlada çalışıyordum, yine de sınıf birincisiydim!” dedi. O an içimdeki öfke patladı: “Ben sen değilim baba! Benim de hayallerim var!” dedim. Babam bir an durdu, gözleri doldu ama hemen toparlandı. “Hayaller karın doyurmaz!” dedi ve odadan çıktı.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemi düşündüm. Onun sıcak kucağını, saçlarımı okşayışını… Acaba o da benim gibi yalnız mıydı? Yoksa yeni bir hayat mı kurmuştu? Babamın annemi neden suçladığını anlamaya çalıştım ama cevabını bulamadım.
Bir gün okuldan eve döndüğümde babamı mutfakta otururken buldum. Elinde eski bir fotoğraf vardı; annemle evlendikleri gün çekilmişti. Yanına oturdum, sessizce bekledim. Bir süre sonra bana döndü: “Biliyor musun, anneni çok sevdim ben,” dedi. İlk defa böyle bir şey söylüyordu. “Ama o hep özgür olmak istedi. Ben ise ailemizin dağılmasını istemedim. Sen doğunca her şey düzelir sandım ama olmadı.”
O an içimde bir düğüm çözüldü sanki. Yıllardır taşıdığım suçluluk duygusu hafifledi ama babamın gözlerindeki pişmanlık beni daha da yaraladı.
Üniversite sınavına hazırlandığım yıl, babam işten çıkarıldı. Evdeki gerginlik daha da arttı. Her gün iş arıyor, bulamayınca sinirini benden çıkarıyordu. Bir akşam yine tartıştık: “Senin yüzünden mi bu kadar şanssızım?” dediğinde artık dayanamayıp bağırdım: “Ben senin hayatının hatası mıyım baba?”
O an göz göze geldik ve ilk defa babamın gözlerinde korku gördüm. Sonra sessizce odasına çekildi. O gece kapısı kapalı kaldı, sabaha kadar ışığı yanıyordu.
Sınav sonuçları açıklandığında tıp fakültesini kazanamamıştım. Babam günlerce benimle konuşmadı. Evde adeta bir hayalet gibi dolaşıyordum. Bir gün cesaretimi toplayıp yanına gittim: “Baba, ben öğretmen olmak istiyorum,” dedim. Yüzüme bile bakmadı: “Sen bilirsin,” dedi sadece.
Üniversiteye başladığımda başka bir şehirdeydim artık. İlk defa özgür hissettim kendimi ama içimde hep bir eksiklik vardı; babamın onayını alamamanın acısı… Her telefon konuşmamızda kısa cevaplar veriyor, duygularımı saklıyordum.
Bir gün annemden bir mektup aldım. Yıllar sonra ilk defa bana yazmıştı: “Oğlum, seni çok özledim ve yıllarca seni bırakmanın acısını yaşadım,” diyordu satırlarında. Mektubu okurken ağladım; ilk defa kendime izin verdim ağlamaya.
Yıllar geçti, mezun oldum ve öğretmen oldum. Babam mezuniyet törenime gelmedi ama bir gün okuluma geldi sessizce. Koridorda beni izlerken yakaladım onu. Gözleri doluydu: “Seninle gurur duyuyorum,” dedi fısıltıyla.
O an yıllarca beklediğim cümleyi duymuştum ama içimdeki boşluk dolmadı. Çünkü artık kendi yolumu çizmiştim ve babamın gölgesinden çıkmayı başarmıştım.
Şimdi bazen düşünüyorum: Bir çocuğun hayatı, ebeveynlerinin hatalarını telafi etme aracı mı olmalı? Yoksa herkes kendi yolunu mu bulmalı? Sizce aile sevgisi kazanmak için kendimizden vazgeçmeli miyiz?