Kendi Evimde Misafir Miyim?

“Yine mi mutfakta bulaşık bırakmış?” diye içimden geçirirken, Zeynep’in odasından gelen yüksek kahkahalarla irkildim. Saat gece yarısını geçmişti ve ben, kendi evimde, sessizce mutfağı toplarken, kocam Murat’ın kuzeni Zeynep’in neşesinin yankısı duvarlarıma çarpıyordu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.

İlk gün geldiğinde, Murat’ın gözlerindeki heyecanı hatırlıyorum. “Ayşe, Zeynep bizimle kalsın, üniversiteye yeni başladı. Hem aileden biriyle daha yakın oluruz,” demişti. O an ona karşı çıkamadım. Annemden öğrendiğim gibi, aileye sahip çıkmak gerekirdi. Ama kimse bana kendi huzurumdan vazgeçmem gerektiğini söylememişti.

Zeynep valizleriyle kapıdan girdiğinde, annesinin gözleri dolu dolu olmuştu. “Kızım sana emanet,” dedi bana. O an içimde bir sorumluluk duygusu yükseldi ama aynı anda bir huzursuzluk da başladı. Zeynep’in odası hazırdı, ama ben hazır değildim.

İlk haftalar sessizce izledim. Zeynep sabahları geç kalkıyor, mutfağı darmadağın bırakıyor, akşamları arkadaşlarını çağırıyordu. Murat ise her seferinde “Genç kız işte, bırak rahat olsun,” diyordu. Ama ben her sabah işe gitmeden önce mutfağı topluyor, akşam eve döndüğümde ise salondaki dağınıklığı görüp iç çekiyordum.

Bir akşam Murat’la tartıştık. “Murat, bu böyle gitmez. Evimizde huzur kalmadı,” dedim. O ise bana şaşkınlıkla baktı: “Ayşe, abartıyorsun. Zeynep zaten ders çalışıyor, gençler böyle olur.”

Ama ben abartmıyordum. Kendi evimde misafir gibi hissetmeye başlamıştım. Akşamları televizyonun sesini kısık açıyor, Zeynep’in arkadaşlarıyla yüksek sesle konuşmalarını duymamak için kulaklık takıyordum. Bir gün işten eve döndüğümde, Zeynep’in odasında iki yabancı kız vardı. “Ayşe abla, bu da Elif ve Derya,” dedi gülerek. Ben ise sadece başımı salladım.

Bir gece uyuyamayıp salona çıktım. Zeynep telefonda biriyle konuşuyordu: “Ayşe abla biraz gergin ama idare ediyoruz işte.” O an gözlerim doldu. Ben mi idare ediyordum? Yoksa herkes benden idare etmemi mi bekliyordu?

Bir sabah kahvaltı hazırlarken annem aradı. Sesi yorgundu: “Kızım, aile olmak fedakarlık ister.” Ben ise içimden “Peki ya benim huzurum?” diye geçirdim ama anneme söyleyemedim.

Zeynep’in sınav haftası geldiğinde evde gerginlik arttı. Gece geç saatlere kadar ders çalışıyor, mutfakta kahve fincanları birikiyordu. Bir sabah yine mutfağı toplarken Murat geldi: “Ayşe, biraz anlayışlı olsana.”

O an patladım: “Ben de insanım Murat! Herkesin rahat ettiği bu evde ben neden sıkışıp kalıyorum? Kendi evimde neden huzur bulamıyorum?”

Murat sustu. İlk defa gözlerinde bir şaşkınlık gördüm. Ama sonra yine sustu, hiçbir şey demedi.

Bir akşam işten eve dönerken markette eski komşum Gülten ablayla karşılaştım. Halimi sorduğunda gözlerim doldu: “Evde misafir gibiyim Gülten abla,” dedim. O ise başını salladı: “Bizde de olmuştu zamanında… Ama unutma kızım, kendi sınırlarını çizmezsen kimse senin yerine çizmez.”

O gece uzun uzun düşündüm. Kendi evimde neden bu kadar yabancı hissediyordum? Neden herkesin mutluluğu için kendi huzurumdan vazgeçiyordum?

Bir sabah Zeynep’le konuşmaya karar verdim. Kahvaltı masasında otururken ona döndüm: “Zeynep, burada hepimiz bir arada yaşıyoruz ama bazı kurallara ihtiyacımız var.”

Zeynep önce şaşırdı, sonra gözlerini kaçırdı: “Ayşe abla, rahatsız ettiysem özür dilerim.”

“Rahatsızlık değil Zeynep,” dedim yumuşak bir sesle, “Ama ben de bu evde huzur bulmak istiyorum.”

O an ilk defa aramızda gerçek bir konuşma oldu. Zeynep de zorlandığını söyledi; ailesinden uzakta olmak ona da ağır geliyormuş.

Ama Murat… O hala arada kalmıştı. Bir akşam bana dönüp “Ayşe, ailemiz için biraz daha sabret,” dediğinde içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.

Geceleri uykusuz kalmaya başladım. Sabahları aynada kendime bakarken gözlerimin altındaki morluklar derinleşiyordu. İşte de dalgındım; patronum bile bir gün “Her şey yolunda mı Ayşe?” diye sordu.

Bir gün eve erken geldim. Zeynep odasında ağlıyordu. Kapıyı tıklattım: “Ne oldu?” dedim.

“Bazen burada fazlalık gibi hissediyorum,” dedi sessizce.

O an anladım ki sadece ben değilmişim bu evde sıkışan… Hepimiz birbirimizin hayatında fazlalık gibi hissediyorduk bazen.

Ama yine de… Hala kendi evimde misafir gibiyim. Hala Murat’ın ailesi için kendi huzurumdan vazgeçmem bekleniyor.

Bazen düşünüyorum: Gerçekten aile olmak hep kadının fedakarlığı mı demek? Kendi sınırlarımızı çizmeden huzur bulmak mümkün mü? Siz olsanız ne yapardınız?