Kardeşimin Çocukları Bizim Sorumluluğumuz mu?

“Yine mi biz?” dedim, gözlerim dolu dolu, mutfak masasının kenarına tutunarak. Murat bana suçlu bir ifadeyle baktı. “Ne yapayım Sevgi? Zeynep abla aradı, çocukların doğum günüymüş. Yine hediye bekliyorlar.”

İçimde bir şeyler kırıldı o an. Sekiz yıl önce Murat’la evlendiğimde, onun ailesinin sıcaklığına sığınacağımı sanmıştım. Ama Zeynep abla… O, her zaman başka bir dünyadaydı. Sanki bizim hayatımız, onun çocuklarının mutluluğu için varmış gibi davranıyordu. Her özel günde, her karne tatilinde, her bayramda… Hatta sıradan bir pazartesi sabahında bile telefonum çalardı: “Sevgi’cim, çocuklar yeni bir oyun konsolu istiyor. Senin zevkin çok iyi, seçersin değil mi?”

Bir keresinde Murat’a dayanamayıp sordum: “Neden sadece biz? Zeynep ablanın başka kardeşi yok mu? Neden hep bizden bekliyor?”

Murat başını öne eğdi. “Biliyorum, haklısın. Ama annem de hep bana söylerdi; ‘Sen ailenin büyüğüsün, sahip çıkacaksın.’ Ben de alıştım galiba.”

Ama ben alışamadım. Her seferinde içimde bir yara açıldı. Kendi çocuğumuz yoktu henüz. Belki de bu yüzden Zeynep abla bizi daha çok sıkıştırıyordu. Sanki onun çocuklarına anne-baba olmak bizim görevimizmiş gibi…

Bir gün, Zeynep abla yine aradı. Bu sefer sesi daha da ısrarcıydı:

“Sevgi’cim, bak şimdi… Eylül’ün doğum günü geliyor ya, hani geçen sene ona bisiklet almıştınız ya… Bu sene de tablet istiyor. Ama öyle ucuzundan olmasın, okulda arkadaşları dalga geçiyor sonra.”

Yutkundum. “Zeynep abla, geçen ay da Kerem’e akıllı saat aldık. Bizim de bütçemiz var biliyorsun.”

Bir an sessizlik oldu. Sonra sesi buz gibi geldi:

“Sevgi, senin çocuğun yok diye mi böyle yapıyorsun? Bizimkiler de senin çocukların sayılır!”

O an içimde bir şey koptu. Gözyaşlarımı tutamadım. Murat akşam eve geldiğinde ona her şeyi anlattım. “Ben artık dayanamıyorum,” dedim. “Kendi hayatımızı yaşayamıyoruz ki! Her ay maaşımızın yarısı onların hediyelerine gidiyor. Kendi hayallerimizden vazgeçtik.”

Murat sessizce yanıma oturdu. Elimi tuttu. “Haklısın Sevgi. Ben de yoruldum. Ama annem… Aile… Biliyorsun işte.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda Zeynep ablanın sözleri yankılandı: ‘Senin çocuğun yok diye mi böyle yapıyorsun?’ Sanki eksikmişim gibi… Sanki onların çocuklarını mutlu etmek benim borcum gibi…

Ertesi gün annemle konuştum. O da üzgündü:

“Kızım,” dedi, “herkes kendi çocuğuna bakacak tabii ki. Senin görevin değil onların isteklerini karşılamak.”

Ama Murat’ın ailesinde işler öyle yürümüyordu işte.

Bir hafta sonra aile yemeği vardı. Herkes toplanmıştı; Zeynep abla, eşi Serkan, çocuklar… Masada yine o konu açıldı.

Zeynep abla gözlerini bana dikti:

“Sevgi’cim, Eylül tabletini aldı mı?”

Derin bir nefes aldım. Masadaki herkes bana bakıyordu.

“Zeynep abla,” dedim titreyen bir sesle, “biz artık bu kadar pahalı hediyeler alamayacağız. Kendi ihtiyaçlarımızı da düşünmek zorundayız.”

Bir anda ortam buz kesti. Zeynep abla kaşlarını çattı:

“Ne demek alamayacaksınız? Siz çalışmıyor musunuz? Çocuğunuz da yok!”

O an Murat araya girdi:

“Abla yeter! Sevgi haklı. Biz de insanız, bizim de hayallerimiz var. Sürekli sizden gelen isteklerle yaşamak zorunda değiliz.”

Zeynep abla gözlerini devirdi:

“Demek ki aile olmak buymuş! Neyse, ben çocuklarıma kendim alırım!”

O gece eve dönerken Murat sessizdi. Ben ise hem üzgün hem de hafif bir rahatlama hissediyordum. İlk defa sınırlarımızı çizmiştik.

Ama işler burada bitmedi tabii ki… Birkaç hafta boyunca Zeynep abla bizimle konuşmadı. Aile WhatsApp grubunda bile mesajlarımıza cevap vermedi. Kayınvalidem arayıp sitem etti:

“Sevgi kızım, ne gerek vardı böyle yapmaya? Aile arasında para konuşulmaz.”

Ama ben artık susmak istemiyordum.

Bir akşam Murat’la otururken ona sordum:

“Biz ne zaman kendi hayatımızı yaşayacağız Murat? Hep başkalarının mutluluğu için mi yaşayacağız?”

Murat gözlerimin içine baktı:

“Bilmiyorum Sevgi… Ama birlikte olduğumuz sürece her şeyi aşarız.”

Aylar geçti… Zeynep abla yavaş yavaş yumuşadı ama eskisi gibi olmadı hiçbir şey. Biz ise ilk defa kendi isteklerimizi konuşmaya başladık; tatile gitmek, evimizi yenilemek, belki de bir gün kendi çocuğumuzun hayalini kurmak…

Şimdi geriye dönüp bakınca düşünüyorum: Aile olmak gerçekten fedakarlık mı demek? Yoksa sınır koymak da sevginin bir parçası mı? Siz olsanız ne yapardınız? Ben mi bencilim yoksa sadece hakkımı mı savundum?