Bir Duanın Gücü: Oğlumun Zorlu Evliliğinde İnancın Umudu
“Anne, ben artık dayanamıyorum!”
Oğlum Emre’nin sesi, gecenin sessizliğinde bir bıçak gibi kalbime saplandı. Salonda, eski koltuğun köşesine kıvrılmış, elleriyle başını tutuyordu. Gözleri kan çanağına dönmüş, yüzü solgundu. O an, annelik içgüdümle yanına koştum. “Oğlum, ne oldu yine? Ne yaptı Zeynep sana?” dedim, sesim titreyerek.
Emre, gözlerini yere dikti. “Anne, ben kötü bir adam mıyım? Neden kimse beni anlamıyor?”
O an içimde bir fırtına koptu. Oğlumun evliliği başından beri sancılıydı. Zeynep’le üniversitede tanışmışlardı; başta çok mutluydular. Ama evlendikten sonra her şey değişti. Zeynep’in ailesi sürekli araya giriyor, oğlumu küçümsüyorlardı. Emre işten geç gelince Zeynep surat asıyor, evde huzur kalmıyordu. Bir gün kavga, ertesi gün sessizlik…
Bir akşam Emre eve geldiğinde gözleri doluydu. “Anne, Zeynep bana ‘Seninle evlenerek hata yaptım’ dedi,” diye fısıldadı. O an içimden bir şeyler koptu. Oğlumun gözyaşlarını ilk kez o gece gördüm. “Oğlum,” dedim, “her evlilikte sorun olur. Sabretmek lazım.” Ama biliyordum ki bu sabır, Emre’nin ruhunu kemiriyordu.
Zeynep’in ailesiyle aramızda da soğuk rüzgarlar esiyordu. Kayınvalidesi beni her gördüğünde küçümseyici bakışlar atıyor, “Bizim kızımız daha iyilerine layık,” der gibi konuşuyordu. Bir bayram günü sofrada lafı döndürüp dolaştırıp Emre’nin işinden açtı: “Mühendis olmuşsun ama hâlâ kirada oturuyorsunuz,” dedi Zeynep’in annesi. O an Emre’nin yüzü kıpkırmızı oldu. Ben ise yutkundum, cevap veremedim.
Emre eve döndüğünde kapıyı sertçe kapattı. “Anne, ben bu hayata yetişemiyorum! Herkes benden bir şey bekliyor ama kimse ne hissettiğimi sormuyor.”
O gece sabaha kadar dua ettim. Ellerimi semaya açtım: “Allah’ım, oğluma güç ver. Onu koru.” Sabah ezanında Emre’nin odasına girdim. Yorganın altında sessizce ağlıyordu. Yanına oturdum, saçlarını okşadım.
“Bak oğlum,” dedim, “bazen insanın tek dostu Allah olur. Dua et, sabret. Ben hep yanındayım.”
Emre başını kaldırdı, gözlerinde bir umut ışığı belirdi. “Anne, ben dua etmeyi unuttum galiba,” dedi hıçkırarak.
O günden sonra Emre her sabah namazını kılmaya başladı. İşe gitmeden önce ellerini açıp dua ediyordu. Ben de ona destek oldum; birlikte camiye gittik bazen. Evde huzur hâlâ yoktu ama Emre’nin içinde bir değişim başlamıştı.
Bir gün Zeynep’le büyük bir kavga ettiler. Zeynep evi terk etti, annesinin yanına gitti. Emre yıkıldı sandım ama bu kez farklıydı; odasına çekildi ve saatlerce dua etti.
Akşam bana döndü: “Anne, Allah’a sığındım. Ne olursa olsun artık kendimi kaybetmeyeceğim.”
Zeynep iki hafta sonra geri döndü ama bu sefer Emre daha güçlüydü. Kavga ettiklerinde bağırmak yerine susup dua ediyordu. Zeynep şaşırdı; bir süre sonra o da değişmeye başladı.
Bir akşam sofrada Zeynep bana döndü: “Teyze, Emre çok değişti son zamanlarda. Sanki daha huzurlu.”
Gülümsedim: “İnanç insana güç verir kızım.”
Ama hayat kolay değildi; toplumun baskısı, ailelerin beklentisi her zaman üzerimizdeydi. Komşular dedikodu yapıyordu: “Emre’nin karısı yine annesine gitmiş.” Mahallede herkesin gözü üzerimizdeydi.
Bir gün Emre işten kovuldu. Eve geldiğinde gözleri bomboştu. “Anne, şimdi ne yapacağım?” dedi çaresizce.
Yine ellerimizi açtık; birlikte dua ettik. Ertesi hafta eski bir arkadaşı aradı ve yeni bir iş teklif etti. O an Emre bana sarıldı: “Anne, Allah dualarımızı duydu.”
Yıllar geçti; evlilikleri hâlâ mükemmel değil ama Emre artık daha güçlü ve umutlu biri oldu. Ben ise her gece şükrediyorum; oğlumun yeniden ayağa kalkmasını izlemek bana hayatın en büyük hediyesi oldu.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir anne olarak oğlumun acısını paylaşmak dışında ne yapabilirdim? Siz olsaydınız ne yapardınız? Oğlunuzun çaresizliğine nasıl dayanırdınız?