Kızım Boşanmadıkça Bir Kuruş Vermem: Bir Annenin Vicdan Muhasebesi

“Yeter artık, Zeynep! O adamla yaşadığın sürece senden tek kuruş bekleme!” diye bağırdım, sesim titreyerek. Gözlerimin önünde, kızım Zeynep’in yüzü bembeyaz kesildi. Salonda bir an için ölüm sessizliği oldu. Torunlarımın odasından gelen hafif ağlama sesi dışında evde nefes alan kimse yok gibiydi. Eşim Mehmet ise köşede sessizce oturuyor, bana bakmamaya çalışıyordu.

Zeynep’in gözleri doldu, ama bana inatla bakmaya devam etti. “Anne, ben ne yapayım? Çocuklar küçük, çalışamıyorum. Ali iş bulamıyor, ama en azından evde çocuklarla ilgileniyor. Sizin desteğiniz olmadan nasıl ayakta kalacağım?” dedi, sesi kırık dökük.

İçimde bir fırtına koptu. Kızımı bu halde görmekten nefret ediyordum ama Ali’ye olan öfkem her şeyin önüne geçiyordu. Bir yıldır doğru düzgün bir iş bulamamıştı. Sürekli ya bir inşaatta amelelik yapıyor ya da markette kasiyerlik… Ama hiçbirinde iki haftadan fazla tutunamıyordu. Zeynep ise doğum iznindeydi, maaşı yarıya düşmüştü. Ev kirası, faturalar, çocukların masrafları… Her ay elleri titreyerek bize geliyordu.

Mehmet’le bu konuda defalarca tartıştık. O, “Kızımızı ortada bırakmayalım,” derken ben “Onu böyle desteklersek Ali hiç sorumluluk almaz!” diye karşı çıkıyordum. Sonunda sabrım tükendi ve bugün bu kararı verdim.

Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Anne, ben Ali’yi bırakmak istemiyorum. Çocuklar babasız büyüsün istemiyorum,” dedi. O an içimde bir şey kırıldı. Kendi annemi hatırladım; babamı terk ettiğimde bana nasıl kızdığını, ama sonunda nasıl sarıldığını…

Ama şimdi annelik başka bir şeydi. Kızımı korumak istiyordum ama aynı zamanda ona acı vermek istemiyordum. Yine de geri adım atmadım. “Ali iş bulana kadar yardım etmeyeceğim. Ya da ondan ayrılırsın, o zaman her türlü desteği veririm,” dedim kararlı bir sesle.

Mehmet dayanamayıp araya girdi: “Fatma, biraz insaflı ol! Kızımızı böyle köşeye sıkıştırmak doğru mu?”

Ona döndüm: “Senin yüzünden bu hale geldik zaten! Hep yumuşak davrandın, Ali’yi şımarttın!”

Mehmet başını önüne eğdi. Zeynep ise ağlamaya başladı. O an içimdeki öfke yerini suçluluğa bıraktı. Ama sözümü geri alamadım.

O gece uyuyamadım. Yatakta dönüp durdum. Mehmet’in nefes alışları bile sinirimi bozuyordu. İçimdeki ses sürekli bana bağırıyordu: “Ya Zeynep gerçekten çaresiz kalırsa? Ya torunların aç kalırsa?” Ama sonra Ali’nin aylardır iş bulamamasını düşündüm; bir adam ailesine bakamıyorsa ne işe yarar ki?

Ertesi gün Zeynep aramadı. Ben de aramadım. İki gün geçti, üçüncü gün torunum Elif’in doğum günüydü. Normalde pastasını ben yapardım, bu yıl sessizlik vardı. Akşamüstü kapı çaldı, Zeynep elinde küçük bir pasta ile geldi. Gözleri şişmişti.

“Anne, Elif’in doğum günü için geldik,” dedi sessizce.

Torunum bana sarıldı, “Babaanne pasta var mı?” diye sordu. İçim ezildi. Mutfağa geçip hızla bir kek çırptım. Zeynep yanıma geldi.

“Anne, Ali dün yine işten çıkarıldı,” dedi fısıltıyla.

“Ne oldu yine?” dedim öfkeyle.

“Patronu ‘yavaşsın’ demiş… Ali çok üzgün.”

Bir an sustuk. Sonra Zeynep’in ellerini tuttum.

“Bak kızım,” dedim yumuşakça, “Ben seni ve çocuklarını çok seviyorum ama Ali’nin bu tavrına daha fazla göz yumamam. Senin güçlü olmanı istiyorum.”

Zeynep başını eğdi: “Biliyorum anne… Ama ben de iki çocuğumla ortada kalmaktan korkuyorum.”

O an ona sarıldım. İçimdeki tüm öfke yerini çaresizliğe bıraktı.

Akşam Elif pastasını üflerken herkes gülümsüyordu ama ben içten içe yanıyordum. Mehmet bana bakıp başını salladı; “Biraz yumuşa artık,” der gibi.

O gece Zeynep’ten bir mesaj geldi: “Anne, sana kızgın değilim ama çok üzgünüm. Ne yapacağımı bilmiyorum.”

Sabaha kadar düşündüm: Acaba yanlış mı yapıyorum? Bir anne olarak kızımı korumak isterken ona daha büyük bir yük mü yüklüyorum? Ali’ye karşı duyduğum öfke beni kör mü etti?

Bir hafta sonra Zeynep tekrar aradı: “Anne, Ali bir fabrikada deneme süresine başladı,” dedi umutla.

İçimde bir sevinç kıvılcımı yandı ama hemen söndü: “Kaç gün dayanacak bakalım?” dedim istemsizce.

Zeynep sustu: “Anne, lütfen biraz destek ol… Ben de çok yoruldum.”

O an anladım ki bu savaşta herkes yorgundu; ben, kızım, hatta Ali bile… Ama en çok da çocuklar etkileniyordu.

Bir akşam Mehmet’le otururken sordum: “Sence çok mu sert davrandım?”

Mehmet elimi tuttu: “Fatma, sen annesin… Kızımızı korumak istiyorsun ama bazen hayatın yükünü paylaşmak gerekir.”

O gece Zeynep’i aradım: “Kızım, seni seviyorum ve yanında olacağım… Ama Ali’ye de sorumluluklarını hatırlatmamız lazım.”

Zeynep ağladı telefonda: “Anne, keşke her şey kolay olsa…”

Şimdi düşünüyorum da; acaba annelik bazen fazla koruyucu olmak mı demek? Yoksa bazen geri çekilip çocuklarımızın kendi yolunu bulmasına izin vermek mi? Siz olsanız ne yapardınız? Bir anne ne zaman vazgeçmeli, ne zaman destek olmalı?