Yukarıdan Gelen Aşk, Aşağıdan Gelen Hayat: Bir Apartman Hikayesi
“Yine mi sen, Burak?” diye bağırdı annem, öksürüğünün arasına sıkıştırdığı o tanıdık sitemle. Sabahın yedisiydi, gözlerimi açar açmaz annemin sesiyle irkildim. Oysa bugün bambaşka bir gün olacaktı. Bugün, yıllardır hayalini kurduğum o iş görüşmesine gidecektim. Ama annemin sesiyle birlikte, evin ağır havası yine üzerime çöktü.
Küçük kardeşim Zeynep, mutfakta ağlıyordu. “Abi, annem yine ateşlenmiş. Ne olur okula geç kalmayayım,” dedi titrek sesiyle. Annemin yanına koştum. Yüzü bembeyazdı, alnı terli. “Burak, eczaneye gidip şu ilaçları alır mısın? Zeynep’i de okula bırak,” dedi. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Anne, bugün benim için çok önemli. Görüşmem var, biliyorsun,” dedim. Ama annem gözlerimin içine bakmadı bile. “Senin işin ne olacaksa olsun, önce aile,” dedi.
O an içimde bir şeyler kırıldı. Yıllardır hep aynıydı: Babam bizi terk ettiğinden beri, her şey bana kalmıştı. Annem hasta, kardeşim küçük… Hayallerim hep ertelenmişti. Ama bu sabah, içimde bir isyan vardı. “Ben de insanım anne! Benim de bir hayatım var!” diye bağırdım istemsizce. Annem gözlerini kaçırdı, Zeynep ise korkuyla bana baktı.
Kapıyı çarpıp çıktım. Merdivenlerden inerken alt komşumuz Elif kapıyı açtı. Elif, üniversiteden beri tanıdığım ama hiç yakınlaşamadığım biriydi. Hep sessiz, hep kendi halinde… Ama o sabah gözleriyle beni durdurdu. “Burak, iyi misin?” dedi yumuşak bir sesle. Bir an duraksadım. “İyi değilim Elif. Hiç iyi değilim,” dedim ve gözlerim doldu.
Elif beni içeri davet etti. Küçük mutfağında çay koydu, bana bir sandalye çekti. “Bazen insanın yükü ağır olur,” dedi usulca. “Ama bazen de paylaşınca hafifler.” O an içimdeki duvarlar yıkıldı. Ona her şeyi anlattım: Annemin hastalığını, babamın gidişini, hayallerimi… Elif dinledi sadece, yargılamadan.
“Burak,” dedi sonra, “Senin de mutlu olmaya hakkın var. Ama bazen hayat bize başka yollar gösterir.” O an Elif’in gözlerinde bir sıcaklık hissettim. Sanki yıllardır aradığım huzur oradaydı.
Ama zaman daralıyordu. Görüşmeye yetişmem gerekiyordu. Elif bana cesaret verdi: “Git ve şansını dene. Ben Zeynep’i okula bırakırım, annenin yanında da kalırım.” Şaşkınlıkla baktım ona. “Gerçekten mi?” dedim. “Tabii ki,” dedi gülümseyerek.
Koşarak evden çıktım, otobüse atladım. Kalbim deli gibi atıyordu; hem suçluluk hem umut vardı içimde. İş görüşmesinde elimden geleni yaptım ama aklım hep evdeydi: Annem iyi mi? Zeynep okula gitti mi? Elif ne yapıyor?
Görüşmeden sonra eve döndüğümde kapıyı Elif açtı. Yorgundu ama gülümsüyordu. “Her şey yolunda,” dedi kısaca. Annem ise ilk defa bana teşekkür etti: “Elif olmasaydı ne yapardık bilmiyorum.” O an gözlerim doldu.
O akşam Elif’le balkonda oturduk. İstanbul’un gürültüsü uzaktan geliyordu ama bizim aramızda bir sessizlik vardı; huzurlu bir sessizlik… Elif’e baktım ve dedim ki: “Hayat bazen yukarıdan gelen bir aşkı, aşağıdan gelen bir yardımla buluşturuyor galiba.”
Ertesi gün iş yerinden aradılar: Kabul edilmiştim! Annem sevinçten ağladı, Zeynep bana sarıldı… Ama en çok Elif’in gözlerinde gördüğüm o gurur beni mutlu etti.
Şimdi düşünüyorum da… Hayatımızda en büyük yükümüz bazen en büyük şansımız olabiliyor mu? Sizce de insan bazen kendi yolunu bulmak için başkalarının yardımını kabul etmeli mi?