Yaşımı Neden Dert Etmeliyim? – Bir Kadının Güzellik Kalıplarına Başkaldırısı
“Hanımefendi, cildiniz için bu serumu denemek ister misiniz? Yaşınız ilerledikçe kırışıklıklarınız artabilir.”
O an, Atatürk Havalimanı’nda, sabahın köründe, gözlerimin altındaki morluklardan daha ağır bir şey hissettim: Utanç ve öfke. Elimde bavulum, arkamda üç saatlik bir toplantıdan kalma yorgunluk, önümde ise genç bir satış danışmanı – adının Elif olduğunu sonradan öğrendim – bana yaşımı hatırlatıyordu. Sanki kırışıklıklarım, hayatımın özetiymiş gibi.
“Kaç yaşında olduğumu sormadınız bile,” dedim, sesim titreyerek. Elif’in gözleri kaçamak bakışlarla yere kaydı. “Ama yüzünüzdeki çizgiler…” diye mırıldandı. O an içimde bir şey koptu. Yıllardır annemin, komşuların, iş yerindeki arkadaşların söylediği o cümleler: “Kendine bakmazsan kocan başkasına bakar”, “Kadın dediğin genç görünmeli”, “Yaşını göstermemek için ne yapıyorsun?”
O gün eve döndüğümde, annem mutfakta çay demliyordu. “Yorgun görünüyorsun kızım,” dedi. “Biraz krem sürsen iyi olur.”
“Anne, neden sürekli genç görünmem gerektiğini söylüyorsun?” dedim. Annem şaşkınlıkla bana baktı. “Kızım, bu devirde kadınlar kendine bakmazsa kimse yüzüne bakmaz. Bak, komşumuz Ayşe Hanım’a; elli yaşında ama hala yirmi gibi.”
İçimdeki öfke büyüdü. O gece sosyal medyada bir paylaşım yaptım:
“Neden yaşımı dert etmeliyim? Neden kırışıklıklarım utanılacak bir şey olsun? Her çizgi, yaşadığım bir anı, bir mücadele değil mi?”
Paylaşımım kısa sürede yayıldı. Binlerce kadın yorum yaptı: “Aynı şeyi ben de yaşıyorum”, “Annem her gün aynı şeyi söylüyor”, “İş yerinde patronum genç görünmem gerektiğini ima etti.” Ama bazıları da öfkeliydi: “Bakımsızlıkla özgüveni karıştırma”, “Kadın dediğin kendine bakar.”
Ertesi gün iş yerinde, müdürüm Zeynep Hanım beni odasına çağırdı. Masasının arkasında otururken gözlüklerinin üzerinden bana baktı. “Sosyal medyadaki paylaşımını gördüm,” dedi. “Burada kurumsal bir yüzsün. Böyle tartışmalı konulara girmen doğru mu?”
“Zeynep Hanım, bu sadece benim düşüncem. Kadınların sürekli genç görünme baskısı altında ezilmesini doğru bulmuyorum.”
Zeynep Hanım bir süre sustu. Sonra hafifçe gülümsedi: “Ben de senin yaşındayken aynı şeyleri hissediyordum. Ama sistem böyle.”
O gün eve dönerken metrobüste camdan dışarı baktım. Yanımda oturan kadın aynada rujunu tazeliyordu. Karşımdaki genç kız saçlarını düzeltiyor, telefonunun kamerasında kendine bakıyordu. Hepimiz birilerine güzel görünmek için uğraşıyorduk sanki.
Akşam eşim Murat’la tartıştık. “Sen de mi bana yaşlı göründüğümü düşünüyorsun?” diye sordum.
Murat şaşırdı: “Hayır, ama neden bu kadar takıldın ki? Herkes biraz bakımlı olmalı.”
“Bakımlı olmak başka, sürekli genç görünmeye çalışmak başka!” dedim. Sesim yükseldi. Oğlum Emir odasından başını uzattı: “Anne, iyi misin?”
O an fark ettim; oğlumun gözünde nasıl göründüğüm değil, ona nasıl hissettirdiğim önemliydi.
Ama toplum öyle değildi. Ertesi gün sosyal medyada paylaşımım haber sitelerine düştü: “Bir Türk kadınının güzellik isyanı!” Başlıklar, yorumlar… Bazıları beni cesur buldu, bazıları ise dalga geçti.
Annem aradı: “Kızım, herkes seni konuşuyor! Utanmadın mı böyle şeyler yazmaya?”
“Anne, ben utanacak bir şey yapmadım. Sadece hissettiklerimi söyledim.”
Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra annem ağlamaklı bir sesle ekledi: “Ben de gençken çok baskı gördüm. Belki de sana yansıttım.”
O gece uzun uzun düşündüm. Annemin kuşağı da aynı baskıları yaşamıştı; belki de zinciri kırmak bana düşüyordu.
Bir hafta sonra iş yerinde kadınlar tuvaletinde karşılaştığım Ayşe bana yaklaştı: “Senin paylaşımını okudum. Ben de yıllardır botoks yaptırıyorum ama içimde hep bir huzursuzluk vardı. Senin yazını okuyunca düşündüm; belki de kendimi olduğum gibi kabul etmeliyim.”
Gözlerim doldu. Yalnız olmadığımı hissettim.
Ama baskılar bitmedi. Bir gün oğlumun okulunda veli toplantısında diğer anneler fısıldaşıyordu: “O kadın işte… Yaşını dert etmiyormuş!”
Eve döndüğümde aynaya baktım. Gözlerimin kenarındaki çizgiler… Her biri bir gülüşten, bir uykusuz geceden kalma izlerdi.
Kendi değerimi başkalarının bakışlarında aramaktan vazgeçtim o gün.
Şimdi size soruyorum: Gerçekten önemli olan ne? Kaç yaşında göründüğümüz mü, yoksa kim olduğumuz mu?
Belki de asıl güzellik, cesaretle yaş aldığımızı gösterebilmekte saklıdır… Siz ne düşünüyorsunuz?