Kızımın Boşanmasına Neden Karşıyım?
“Bunu yapamazsın Elif! Aileni dağıtamazsın!” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. Elif’in gözleri doldu, ama bana meydan okuyan bir bakışla karşılık verdi. “Anne, ben mutsuzum. Bunu anlamıyor musun?”
O an, içimde bir şeyler koptu. Kızımın gözlerindeki acıyı ilk defa bu kadar net gördüm. Ama yine de, yıllardır içime işleyen korkularım galip geldi. “Senin yaşında ben de mutsuzdum,” dedim, sesim titreyerek. “Ama sabrettim. Şimdi bak, evimiz var, düzenimiz var. Senin de bir kızın var. Onun için…”
Elif başını iki yana salladı. “Anne, senin sabrın bana mutluluk getirmiyor. Ben her sabah aynı adamla uyanıp, aynı boşluğu hissediyorum.”
O an, yıllar önceki kendimi hatırladım. Babamın evinde, annemin gözyaşlarını gizlice sildiği geceleri… Babam eve her gelişinde annemin yüzüne yerleşen o gergin ifadeyi… Ama ben Elif’in aksine, kaçmak yerine sabretmeyi seçmiştim. Çünkü bana öyle öğretilmişti: Kadın susar, kadın sabreder.
Elif’in çocukluğunda hep daha fazlasını istedim onun için. İyi bir eğitim, iyi bir eş… Ama o daha küçükken bile hayallerini anlatırken gözleri parlıyordu: “Anne, ben zengin biriyle evleneceğim! Hiçbir şeyden eksik kalmayacağım!” O zamanlar gülüp geçmiştim. Ama şimdi anlıyorum ki, bu hayal onun için bir kurtuluştu. Babası eve her ay maaşını getirdiğinde, önce kendi ihtiyaçlarını karşılar, kalanını bize bırakırdı. Elif’in gözünde para, huzurun anahtarıydı.
Yıllar geçti, Elif üniversiteyi bitirdi ve kısa sürede Murat’la tanıştı. Murat’ın babası tekstilciydi; işleri iyiydi, arabaları vardı, yazlıkları vardı. Düğünümüz dillere destan oldu; herkes “Elif çok şanslı,” dedi. Ben de öyle sandım. Ama şimdi karşımda duran bu yorgun genç kadının gözlerinde ne şans ne de huzur vardı.
“Anne, Murat beni anlamıyor. Sadece para var hayatımızda. Akşamları eve geldiğinde ya telefonuyla oynuyor ya da iş konuşuyor. Benimle konuşmuyor bile,” dedi Elif, sesi çatallaşarak.
İçimden geçenleri saklamaya çalıştım: Ya Murat’tan ayrılırsa? Ya torunum babasız büyürse? Ya Elif yalnız kalırsa? Toplum ne der? Komşular ne der? Kendi annem gibi susmayı mı öğretmeliydim ona? Yoksa cesaret edip gitmesine izin mi vermeliydim?
Bir gece Elif’in odasına girdim. Odamdan gelen hıçkırıkları duymuştum. Yanına oturdum, saçlarını okşadım. “Kızım,” dedim fısıltıyla, “Ben de çok ağladım zamanında. Ama bak, şimdi torunun var, evin var.”
Elif başını kaldırdı, gözleri kıpkırmızıydı. “Anne, sen mutlu musun?”
Bir an durdum. Yutkundum. “Alıştım,” dedim sadece.
Ertesi gün Elif’in kayınvalidesi aradı beni: “Ne yapıyorsun Halime Hanım? Kızın aklını mı karıştırıyorsun? Bizim ailemizde boşanma olmaz! Herkesin derdi var; kimse yuvasını yıkmıyor.”
O gece uyuyamadım. Kendi annemin bana söylediği sözler aklıma geldi: “Kızım, kadın olmak sabretmektir.” Ama Elif’in gözyaşları gözümün önünden gitmiyordu.
Bir hafta sonra Elif valizini hazırladı. Torunum Zeynep’i kucağına aldı ve kapının önünde durdu. “Anne, bana hakkını helal et,” dedi sessizce.
O an dizlerimin bağı çözüldü. “Nereye gideceksin?” diye sordum korkuyla.
“Bir süre arkadaşımda kalacağım. Sonra kendime ev bulacağım.”
Onu durdurmak istedim ama kelimeler boğazıma düğümlendi. Sadece sarıldım ve ağladım.
Günler geçti. Komşular fısıldaşmaya başladı: “Halime Hanım’ın kızı boşanıyormuş… Yazık oldu.” Mahalledeki bakkal bile bana acıyarak bakıyordu artık.
Bir gün Murat geldi kapımıza. “Halime Teyze,” dedi, sesi çatallaşmıştı, “Elif’i geri getirin ne olur… Onsuz yapamıyorum.”
O an Murat’ın da acı çektiğini gördüm ama Elif’in mutsuzluğunu unutamıyordum.
Kendi anneme gittim; yaşlı ellerini tuttum: “Anne, ben yanlış mı yapıyorum?”
Annem gözlerimin içine baktı: “Senin zamanında sabretmekten başka çare yoktu kızım… Ama şimdi dünya değişti. Belki de Elif’in cesareti bizim yapamadığımızı yapıyor.”
Eve döndüğümde Elif’ten bir mesaj buldum: “Anne, ilk defa kendimi özgür hissediyorum. Korkuyorum ama umutluyum.”
O an anladım ki; yıllarca kızımı korumak isterken aslında kendi korkularımı ona yüklemişim.
Şimdi her akşam pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir anne olarak doğruyu mu yaptım? Yoksa kızımı yalnız bırakarak en büyük hatayı mı yaptım?
Siz olsanız ne yapardınız? Bir annenin sevgisi bazen evlatlarının yolunu tıkayabilir mi?