Bir Restoranda Kopan Fırtına: Gelinimle Aramızdaki Görünmez Duvar
“Bu ne demek oluyor şimdi? Bana mutfak robotu mu aldın? Yani ben yemek yapmayı bilmiyor muyum, yoksa bana ‘mutfağa gir’ mi diyorsun?”
Gelinim Elif’in sesi, restoranın loş ışıkları altında yankılandı. Oğlum Burak’ın yüzü bir anda bembeyaz kesildi. Masadaki herkesin bakışları üzerimizdeydi. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim o ağır yükü, bir anda sırtımda hissettim. Sanki herkes bana bakıyor, ‘Senin ailen işte böyle’ der gibi başlarını sallıyordu.
Oysa ki o akşam, ailece dışarıda yemek yiyelim, biraz nefes alalım istemiştim. Yıllardır her şeyimizi çocuklarımıza adadık. Benim annem de öyleydi, onun annesi de… Hepimiz “Evlat için yaşanır” diye büyütüldük. Önce evin ihtiyaçları, sonra çocukların istekleri… Kendin için bir şey istemek ayıptı sanki.
Burak, Elif’e doğum günü hediyesi olarak güzel bir mutfak robotu almıştı. Elif’in yeni tarifler denemeyi sevdiğini biliyordum. Ama Elif’in gözlerinde öyle bir öfke vardı ki, sanki oğlum ona hakaret etmişti. “Burak, sen bana ne demek istiyorsun? Ben evde oturup sadece yemek mi yapayım? Senin annen gibi mi olayım?” dediğinde içimden bir şeyler koptu.
O an, masada oturan herkes donup kaldı. Kızım Zeynep başını önüne eğdi, eşim Mehmet ise çaresizce bana baktı. Oğlum ise ne diyeceğini bilemedi. Elif’in sesi titriyordu ama gözleri kararlıydı. “Ben çalışıyorum, kariyer yapıyorum. Sen bana neden böyle bir hediye aldın? Annene mi benzetiyorsun beni?”
İşte o an, yıllardır içimde tuttuğum kelimeler dilimin ucuna geldi. Ama sustum. Çünkü bizim ailede büyükler susar, gençler konuşur. Annemden böyle gördüm. Ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Çocukluğumda annem sabah namazından sonra kalkar, evi süpürür, kahvaltıyı hazırlar, babamı işe uğurlardı. Ben de ona yardım ederdim. Okula giderken annemin elleri hep deterjan kokardı. Babam eve geldiğinde sofrada sıcak yemek olurdu. Annem hiç şikayet etmezdi. Ben de öyle oldum. Mehmet’le evlendiğimizde her şeyimizi çocuklarımıza adadık. Onlar okusun, iyi yerlere gelsin diye kendi isteklerimizi hep erteledik.
Ama şimdi Elif’in gözlerinde gördüğüm öfke, bana başka bir dünyanın kapısını aralıyordu. Belki de biz yanlış mı yaptık? Kendi hayatımızdan vazgeçip çocuklarımız için yaşamak doğru muydu?
O akşam eve döndüğümüzde Mehmet sessizdi. Zeynep odasına kapandı. Burak ve Elif ise tartışmaya devam ettiler. Kapı aralığından Elif’in ağladığını duydum:
“Senin annen gibi olmak istemiyorum! Ben de insanım, benim de hayallerim var!”
Burak ise çaresizce:
“Elif, ben seni mutfağa hapsetmek istemedim ki! Sadece yeni tarifler denemeyi seviyorsun diye düşündüm…”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yastığa başımı koyduğumda annemin sesi kulağımda çınladı: “Evlat için yaşanır kızım.” Ama ya kendi hayatımız? Ben hiç kendim için yaşadım mı? Hiç kendime bir hediye aldım mı? Hayır… Hep çocuklarım için yaşadım.
Sabah olunca mutfağa indim. Elif ve Burak kahvaltı etmiyordu. Zeynep ise sessizce yanıma geldi:
“Anne… Sen hiç kendin için bir şey yaptın mı?”
Bir an duraksadım. Gözlerim doldu. “Hayır kızım… Hepiniz için yaşadım.”
Zeynep elimi tuttu: “Belki de bu yüzden Elif bu kadar öfkeli… O kendi hayatını yaşamak istiyor.”
O an anladım ki, kuşaklar değişiyor ama biz anneler değişemiyoruz. Bizden beklenen fedakarlık artık gençlere ağır geliyor. Onlar kendi hayatlarını yaşamak istiyorlar, bizim gibi kendilerini feda etmek istemiyorlar.
O gün Elif’le konuşmaya karar verdim. Kapısını çaldım:
“Elif… Sana alınan hediye seni kırdı biliyorum. Ama bilmeni isterim ki, ben de yıllarca sadece ailem için yaşadım. Belki de bu yüzden oğlum da sana böyle bir hediye aldı… Biz başka türlü bilmiyoruz çünkü.”
Elif gözyaşlarını sildi:
“Ben seni suçlamıyorum anne… Ama ben farklı olmak istiyorum. Kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyorum.”
Başımı salladım:
“Haklısın kızım… Belki de biz anneler de biraz kendimiz için yaşamalıyız artık.”
O günden sonra evdeki hava değişti. Burak ve Elif ilişkilerini yeniden gözden geçirdiler. Ben ise ilk kez kendime küçük bir hediye aldım: Bir kitap… Yıllardır okumak istediğim ama hep ertelediğim bir roman.
Şimdi düşünüyorum da… Acaba biz anneler gerçekten mutlu muyuz? Yoksa mutluluğu hep çocuklarımızda mı arıyoruz? Sizce kendi hayatımızdan vazgeçmek doğru mu? Yoksa biraz da kendimiz için yaşamanın zamanı gelmedi mi?