Geri Dönüş Yok: Bir Sonbahar Sabahı
“Şimdi dikkat et kendine, Sevim Hanım. Yormayacaksın artık, tamam mı?” Doktorun sesi, hastane odasının soğuk duvarlarında yankılandı. Elimdeki torbaları sıkıca kavradım. O an, boğazımda bir düğüm hissettim; gözlerimden yaşlar süzülmesin diye başımı eğdim. Kapıdan çıkarken doktorun hafifçe omzuma dokunuşu, yıllardır kimsenin bana göstermediği bir şefkat gibiydi.
Oysa evde beni bekleyenler… Annem, babam, ablam Zeynep ve küçük kardeşim Emre. Hepsiyle aramda görünmez duvarlar vardı artık. Özellikle annemle… Onun gözlerinde hep bir hayal kırıklığı, hep bir sitem. “Kızım, sen de herkes gibi olamadın,” derdi. “Bir işin ucundan tutamadın, evlenemedin, çocuk yapamadın.” Oysa ben de isterdim herkes gibi olmayı. Ama hayat, bana başka bir yol çizmişti.
Hastaneden çıkıp taksiye bindim. Şoför, “Geçmiş olsun abla,” dedi. Sadece başımı salladım. Camdan dışarı bakarken, İstanbul’un gri sabahında insanlar telaşla bir yerlere yetişiyordu. Ben ise nereye gittiğimi bile bilmiyordum. Eve dönmek istemiyordum ama başka gidecek yerim de yoktu.
Kapıyı açtığımda annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Babam gazeteye gömülmüş, ablam ise telefonda birileriyle tartışıyordu. Sanki ben yokmuşum gibi davranıyorlardı. Sessizce odama geçtim. Yatağıma uzandım ve tavanı izlemeye başladım. Akşamdan beri uyumamıştım; gözlerim yanıyordu ama uyuyamıyordum da.
Birden kapı aralandı. Annem içeri girdi. “İyi misin?” dedi ama sesi buz gibiydi.
“İyiyim anne,” dedim yutkunarak.
“Doktor ne dedi?”
“Dinlenmemi söyledi.”
“Bak kızım,” dedi annem, “bu sefer kendine dikkat et. Bizi de üzme artık.”
Bizi de üzme… Hep onların üzüntüsünden sorumluymuşum gibi. Oysa ben de üzülüyordum; hem de çok.
O gün boyunca kimseyle konuşmadım. Akşam yemeğinde babam, “İşe ne zaman başlayacaksın?” diye sordu.
“Bilmiyorum baba,” dedim sessizce.
“Bu yaşta hâlâ bir baltaya sap olamadın,” dedi ve sofradan kalktı.
Ablam Zeynep ise bana acıyarak baktı. “Bak Sevim, hayat kısa. Herkes yolunu buluyor. Sen de biraz çabalasan…”
Çabalamadım mı sanki? Üniversiteyi bitirdim, iş buldum ama mobbing yüzünden bırakmak zorunda kaldım. Sonra başka bir işte çalıştım; orada da patronun tacizine uğradım. Kimseye anlatamadım; çünkü ailem anlamazdı. Onlara göre kadın susmalıydı, katlanmalıydı.
Bir gece Emre yanıma geldi. “Ablacığım, iyi misin?” dedi gözleri dolu dolu.
“İyiyim canım,” dedim ve onu kucakladım.
“Ablam, sen üzülme olur mu? Ben büyüyünce seni koruyacağım.”
O an ağlamamak için kendimi zor tuttum. Emre’nin o masum sözleri içimi dağladı.
Geceleri uykusuzlukla boğuşurken geçmişimi düşündüm. Hep başkalarını mutlu etmeye çalışmıştım; kendi isteklerimi hep ertelemiştim. Bir kere olsun “Ben ne istiyorum?” diye sormamıştım kendime.
Bir sabah Zeynep’le mutfakta karşılaştık.
“Sevim, bak sana bir şey söyleyeceğim,” dedi.
“Ne oldu?”
“Annemle babam seni anlamıyor olabilir ama ben seni anlıyorum. Senin yerinde olsam ben de aynılarını yaşardım belki.”
Şaşırdım. İlk defa ablamdan böyle bir söz duymuştum.
“Teşekkür ederim Zeynep,” dedim sessizce.
Ama o an bile içimdeki boşluk dolmadı. Çünkü yıllardır biriktirdiğim acılar, pişmanlıklar ve hayal kırıklıkları öyle kolay kolay geçmiyordu.
Bir gün hastaneden gelen raporu elime aldım ve uzun uzun inceledim. Kalbimde ritim bozukluğu vardı; doktor kesinlikle stres ve yorgunluktan uzak durmamı söylemişti. Ama bu evde nasıl mümkün olabilirdi ki?
Bir akşam annemle tartıştık.
“Anne, ben biraz yalnız kalmak istiyorum,” dedim.
“Neden? Biz sana ne yaptık ki? Hep senin iyiliğin için uğraşıyoruz!”
“Anne, ben de insanım! Benim de duygularım var!”
Annem sustu; gözleri doldu ama bana sarılmadı. O an anladım ki, bazı yaralar asla kapanmıyor.
Bir gece pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Hayat bu muydu? Hep başkaları için yaşamak mıydı?”
Ertesi sabah Emre okula giderken bana sarıldı: “Ablacığım, seni seviyorum.”
O an karar verdim: Artık kendi hayatımı yaşayacaktım. Belki geç kalmıştım ama yine de denemek istiyordum.
Bir gün cesaretimi topladım ve aileme söyledim:
“Ben bir süreliğine başka bir şehirde yaşamak istiyorum.”
Babam öfkeyle kalktı: “Sen nereye gidiyorsun? Bu evde kalacaksın!”
Annem ağlamaya başladı: “Bizi bırakıp nereye gideceksin?”
Ama bu sefer kararlıydım.
“Anne, baba… Ben de mutlu olmak istiyorum.”
O gece odama çekildim ve valizimi hazırladım. Sabah erkenden evden çıktım; arkamdan kimse gelmedi.
Otobüs terminalinde beklerken içimde hem korku hem umut vardı. Belki her şey için çok geçti ama yine de denemek istiyordum.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi hayatınız için her şeyi geride bırakmayı göze aldınız mı? Yoksa hâlâ başkalarının beklentileriyle mi yaşıyorsunuz?