Bir Bavul, İki Çocuk ve Yağmurun Altında: Hayata Yeniden Başlamak
“Anne, neden gidiyoruz?” diye sordu Elif, gözleri korkuyla dolu. Yağmur camlara vururken, ben kapının önünde titreyen ellerimle anahtarı çevirdim. O an, hayatımın en zor kararını verdiğimi biliyordum. Kocam Mehmet içeride horul horul uyurken, ben iki çocuğumu – Elif ve küçük kardeşi Can’ı – sessizce giydirdim. Bavulun içine aceleyle birkaç parça kıyafet, biraz para ve çocukların oyuncak ayısını koydum. Her şey o kadar hızlı gelişti ki, kalbim göğsümden fırlayacak sandım.
Mehmet’le evlendiğimde 22 yaşındaydım. Herkes “iyi bir kısmet” demişti. Oysa yıllar geçtikçe Mehmet’in öfkesi büyüdü, sevgisi azaldı. Önce sözleriyle kırdı beni, sonra elleriyle. Ailem “Boşanmak ayıp, sabret” dedi. Ama sabrım tükendiğinde, bir gece yarısı yağmurun altında, iki çocuğumla birlikte çıktım o evden.
O ilk geceyi anlatmak zor. Sığınacak bir yerim yoktu. Annemi aradım, “Bize gelme, komşular ne der?” dedi. Gözyaşlarımı çocuklarıma göstermemek için başımı pencereden dışarı çevirdim. Bir kadın sığınma evine gittik. Orada başka kadınların da benim gibi hikâyeleri olduğunu gördüm. Kimi kocasından kaçmıştı, kimi ailesinden. Hepimizin ortak noktası yalnızlıktı.
İlk aylar çok zordu. İş bulmak için kapı kapı dolaştım. Kimse bana güvenmedi; “İki çocuklu kadın, başına iş açar” dediler. Bir gün bir pastanede bulaşıkçı arandığını duydum. Patron, “Çocuklarını buraya getirme” dedi. Elif’i okula yazdırdım, Can’ı ise komşu teyzeye emanet ettim. Her gün sabah altıda kalkıp işe gidiyor, akşam yorgun argın eve dönüyordum.
Çocuklarımın gözlerindeki korkuyu unutmam mümkün değil. Elif geceleri kabus görüyordu; “Baba bizi bulacak mı?” diye soruyordu. Can ise konuşmayı bırakmıştı. Onlara güçlü görünmeye çalıştım ama geceleri yastığa başımı koyduğumda sessizce ağladım.
Bir gün pastanede yaşlı bir kadın bana yaklaştı: “Kızım, senin ellerin çalışkan ama gözlerin çok yorgun,” dedi. O an içimde bir şey kırıldı. Hayatım boyunca ilk defa biri halimi sordu. O kadın – Gül Hanım – bana ikinci annem oldu. Çocuklarıma bakmam için bazen kendi evine çağırdı, bana yemek verdi.
Ailemle aram tamamen koptu. Annem arada bir gizlice arayıp “Dön artık, Mehmet affeder” dedi. Ama ben dönmedim. Çünkü biliyordum ki dönersem her şey başa saracaktı.
Yıllar geçti. Elif büyüdü, liseye başladı. Can konuşmaya yeniden başladı; hatta okulda resim yarışmasında birinci oldu. Ben ise pastanede kasiyer oldum, sonra küçük bir mutfak açtım. Hayatımız yavaş yavaş düzene girdi ama içimde hep bir yara kaldı: Toplumun kadınlara biçtiği o dar kalıp.
Bir gün Elif eve ağlayarak geldi: “Anne, arkadaşlarım babamın neden bizimle olmadığını soruyor.” Ona sarıldım ve dedim ki: “Kızım, bazen doğru olanı yapmak çok zor olur ama biz birlikte güçlüyüz.”
Şimdi geriye dönüp bakınca, o yağmurlu geceyi unutamıyorum. O karanlıkta attığım adımlar bugün bizi aydınlığa çıkardı mı bilmiyorum ama en azından çocuklarım için yeni bir hayat kurdum.
Bazen düşünüyorum: Ben bu gücü bulabildim ama ya bulamayanlar? Her kadın aynı cesareti gösterebilir mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?