Bir Ayrılıkla Başlayan Değişim: Kilo Verme Mücadelem ve Kendimi Bulma Yolculuğum
“Yeter artık, Emre! Seninle daha fazla devam edemem. Kendine hiç bakmıyorsun, hayatını umursamıyorsun!”
Bu sözler, üç yıllık sevgilim Zeynep’in ağzından döküldüğünde, mutfağın ortasında elimde yarım kalmış bir simitle donup kalmıştım. O an, zaman durmuş gibiydi. Gözlerimden yaşlar süzülürken, Zeynep’in kapıyı çarpıp çıkışını izledim. Sanki içimde bir şeyler kırıldı; sadece kalbim değil, yıllardır üstünü örttüğüm tüm acılarım, utancım, yalnızlığım bir anda ortaya saçıldı.
Ben Emre. 32 yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde doğdum, büyüdüm. Çocukluğumdan beri kiloluydum. Annem hep “Oğlum, iri kemiklisin sen,” derdi ama okulda çocuklar bana “tombik” diye seslenirdi. Babam ise “Erkek adam güçlü olur,” diyerek tabağıma bir kepçe daha pilav koyardı. Herkesin gözünde ben ya komik tombik Emre’ydim ya da iradesiz, tembel biriydim. Hiç kimse içimdeki fırtınaları, aynaya bakarken hissettiğim utancı görmedi.
Zeynep’le tanıştığımda hayatımda ilk defa biri bana gerçekten değer veriyor gibi hissetmiştim. Onun yanında kendimi daha iyi biri olabileceğime inanıyordum. Ama zamanla, kilolarım ilişkimizin önüne geçti. Onunla dışarı çıktığımızda insanların bakışlarından utanıyordum. Bir kafede sandalyeye sığamamak, sinemada koltuğa oturamamak… Zeynep’in arkadaşlarıyla buluştuğumuzda ise hep arka planda kalıyor, konuşmalara katılmaya çekiniyordum.
Ayrılık gecesi eve döndüğümde annem salonda televizyon izliyordu. Gözlerim kıpkırmızıydı. Annem hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini.
— Ne oldu oğlum? Yine mi kavga ettiniz?
— Anne… Zeynep gitti.
Annem yanımda oturdu, başımı omzuna yasladım. O gece hiç konuşmadan ağladık. Annem bana sarılırken “Senin için en iyisi olur belki,” dedi ama ben biliyordum; bu ayrılık benim suçumdu. Kendime bakmamıştım, kendimi sevmemiştim.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Telefonumda Zeynep’in fotoğraflarına bakarken içimde bir öfke kabardı: Hem kendime hem de hayata karşı…
Ertesi sabah aynanın karşısına geçtim. Yüzüm şişmiş, gözlerim morarmıştı. Kendi kendime fısıldadım:
— Böyle devam edemezsin Emre… Ya değişeceksin ya da bu karanlıkta kaybolacaksın.
İlk adımı atmak zordu. Yıllardır alıştığım yemeklerle vedalaşmak, annemin yaptığı börekleri reddetmek… Annem başta çok üzüldü:
— Oğlum, hasta mısın? Neden yemiyorsun?
— Anne, kilo vermem lazım. Artık böyle yaşamak istemiyorum.
Babam ise alaycı bir şekilde güldü:
— Sen mi zayıflayacaksın? Kaç kere denedin oğlum, yine başaramazsın.
Bu sözler içimi acıttı ama aynı zamanda hırslandırdı. Her sabah erkenden kalkıp mahallede yürüyüşe başladım. İlk günlerde nefes nefese kalıyor, bacaklarım ağrıyordu. Mahalledeki komşular arkamdan fısıldaşıyordu:
— Emre’ye bak, yürüyüşe çıkmış! Ne gerek var canım, genç adam işte!
Ama ben pes etmedim. Her gün biraz daha fazla yürüdüm, yediklerime dikkat ettim. Akşamları açlık krizleriyle boğuşurken Zeynep’in bana söylediği o cümle yankılanıyordu kafamda: “Kendine hiç bakmıyorsun…”
Aylar geçtikçe tartıda rakamlar inmeye başladı. İlk 10 kilo gittiğinde annem şaşkınlıkla bana sarıldı:
— Oğlum, aferin sana! Ama çok zayıflama bak, kemiklerin çıkar sonra!
Babam ise hâlâ inanmıyordu:
— Bakalım ne kadar sürecek bu iş…
Bir gün işyerinde öğle arasında kantinde otururken arkadaşım Burak yanıma geldi:
— Emre, sen bayağı değiştin ya! Nasıl başardın?
İlk defa biri bana hayranlıkla bakıyordu. O an anladım ki değişmek sadece fiziksel değil; insanın ruhunu da iyileştiriyor.
Ama en büyük sınavım ailemle oldu. Annem her hafta sonu sofrayı donatıyor, ben ise sadece salata ve yoğurtla yetiniyordum.
— Oğlum, bu kadar da olmaz ki! Bir tabak mantıdan ne olacak?
— Anne, lütfen… Destek ol bana.
Bir gün babamla tartıştık:
— Sen böyle yaparak aileni de üzüyorsun! Erkek adam dediğin sofrada yer içer!
O an gözlerim doldu ama sesimi çıkarmadım. Çünkü biliyordum; bu mücadele sadece benim değil, ailemin de alışkanlıklarıyla savaşımdı.
Bir yıl geçtiğinde tam 100 kilo vermiştim. Eski kıyafetlerim üzerimde çuval gibi duruyordu. Aynaya baktığımda tanıyamadığım yeni bir Emre vardı karşımda; daha özgüvenli, daha dik duran… Ama içimde hâlâ bir boşluk vardı: Zeynep’in yokluğu.
Bir gün tesadüfen Zeynep’le karşılaştık. O da şaşkındı beni görünce:
— Emre… Sen… Ne kadar değişmişsin!
Gülümsedim ama içimde fırtınalar koptu.
— Değişmek zorundaydım Zeynep… Kendim için.
O an anladım ki bu yolculukta asıl kazandığım şey sadece kilo vermek değil; kendime olan saygımı geri kazanmaktı.
Şimdi sosyal medyada hikâyemi paylaşıyorum. İnsanlar mesaj atıyor: “Senin sayende başladım spora”, “Ailemle konuşmaya cesaret ettim”…
Hayat hâlâ kolay değil; bazen eski alışkanlıklarım geri dönmek istiyor, bazen ailemin baskısı hâlâ üzerimde hissediliyor. Ama artık biliyorum ki değişmek mümkün; yeter ki insan kendine inansın.
Siz hiç ailenizin ya da çevrenizin beklentileriyle savaşmak zorunda kaldınız mı? Kendi yolunuzu bulmak için nelerden vazgeçtiniz? Yorumlarda paylaşır mısınız?