Bir Anne, Bir Oğul ve Bir Sessizlik: Gizli Buluşmaların Ardındaki Yalnızlık
“Anne, lütfen… Kimseye söyleme, olur mu?”
Emre’nin sesi titriyordu. Ellerini masanın altında sıkıca kenetlemişti. Kafede, köşedeki masada oturuyorduk; gözleri sürekli kapıya kayıyordu. Sanki bir suç işlemişiz de yakalanacakmışız gibi. Oğlumla buluşmak için neden bu kadar korkuyorduk? Benimle bir çay içmek, neden bu kadar büyük bir mesele olmuştu?
Oğlum Emre’yi tek başıma büyüttüm. Kocam, Emre daha üç yaşındayken bizi terk ettiğinde, bir elimde Emre’nin minik eli, diğer elimde umutlarım vardı. O zamanlar annem bana “Gülseren, oğlunu pamuklara sarıp sarmalama, hayat serttir,” derdi. Ama ben Emre’yi pamuklara sarmaladım. Her düştüğünde koştum, her ağladığında sarıldım. Belki de Danış’ın dediği gibi, “Çok üstüne titredin Gülseren,” diye düşünüyordum şimdi. Ama annelik böyle bir şey değil miydi?
Emre, üniversiteyi bitirip eve döndüğünde, hayatımıza Zeynep girdi. Güzel, akıllı, çalışkan bir kızdı. İlk başta çok sevdim onu. Ama zamanla aramıza görünmez duvarlar örüldü. Zeynep’in bakışları, sözleri… Sanki ben fazlalıktım artık bu ailede.
Bir gün Emre aradı: “Anne, Zeynep istemiyor… Yani, seninle fazla görüşmemi… Lütfen anlayış göster.”
O an içimde bir şeyler koptu. Oğlumun sesi kısık, mahcup… Ama Zeynep’in gölgesi sesinde yankılanıyordu. “Tabii oğlum,” dedim. “Sen mutlu ol yeter.”
Ama yetmedi. Hiçbir zaman yetmedi.
O günden sonra Emre’yle buluşmalarımız gizli oldu. Bazen iş çıkışı bir kafede, bazen sahilde kısa bir yürüyüşte… Her defasında Emre’nin gözleri kapıda, telefonunda… “Zeynep ararsa ne diyeceğim?” diye düşünüyordu belli ki.
Bir gün çocukluk arkadaşım Sema’ya anlattım derdimi. “Gülseren,” dedi, “Sen oğlunu çok şımarttın. Şimdi de gelininin eline bakıyor.”
Bu sözler yüreğime hançer gibi saplandı. Belki de haklıydı Sema. Ama annelik böyle bir şeydi işte; insan kendi canından vazgeçerdi de evladından vazgeçemezdi.
Bir akşamüstü Emre’yle parkta buluştuk. Hava serindi ama içimdeki yangın daha büyüktü.
“Anne,” dedi Emre, “Zeynep biraz hassas… Seninle fazla görüşmemi yanlış anlıyor.”
“Yanlış anlamak mı? Oğlum ben senin annenim! Birlikte çay içmekten, sohbet etmekten ne zarar gelir?”
Emre başını eğdi. “Biliyorum anne… Ama Zeynep’in ailesiyle de çok vakit geçiriyorum diye kızıyor.”
İşte o an anladım ki mesele sadece ben değildim; Emre iki ateş arasında kalmıştı. Bir yanda annesi, bir yanda karısı… Ve o, ikisine de yaranamıyordu.
O gece eve döndüğümde duvarlara bakıp ağladım. Oğlumun çocukluğunu düşündüm; ilk adımlarını, ilk kelimesini… Onu bu kadar bağımlı mı yetiştirmiştim? Yoksa Zeynep mi fazla baskıcıydı? Belki de ikisi de doğruydu.
Bir gün Emre aradı; sesi telaşlıydı.
“Anne, Zeynep öğrendi galiba… Çok kızdı bana.”
“Ne dedi?” dedim endişeyle.
“Benden sakladığın ne var diye bağırdı. Sonra da ‘Annenle görüşmeni istemiyorum’ dedi.”
O an içimdeki tüm umutlar söndü. Oğlumun evliliğini bozmak istemiyordum ama bu kadar da dışlanmak ağırdı.
Bir hafta Emre’den haber alamadım. Her gün telefonuma baktım; arar mı diye bekledim. Sonra bir akşam kapı çaldı. Açtığımda karşımdaki adam oğlum muydu? Gözleri şişmiş, yüzü solgundu.
“Anne,” dedi ve ağlamaya başladı.
Onu sarılıp içeri aldım.
“Zeynep evi terk etti,” dedi hıçkırarak.
Şaşırdım ama sevinmedim de… Çünkü oğlumun acısı benim acımdı.
“Ne oldu oğlum?”
“Annemle görüşmeye devam edeceksen ben yokum dedi… Ben de ‘O benim annem’ dedim. Sonra valizini topladı gitti.”
O gece sabaha kadar konuştuk Emre’yle. Ona yıllarca sakladığım bir gerçeği anlattım:
“Oğlum,” dedim, “Ben seni tek başıma büyüttüm ama hiçbir zaman yalnız hissetmeni istemedim. Belki fazla korudum seni ama bu dünyada en çok seni düşündüm.”
Emre başını omzuma koydu.
“Anne ben ne yapacağım?”
“Evladım,” dedim, “Kendin olmayı öğrenmelisin. Ne annenin ne eşinin gölgesinde yaşama. Kendi kararlarını ver.”
Sabah olduğunda Emre gitti. Günler geçti; Zeynep geri döndü mü bilmiyorum. Emre arada bir uğruyor bana ama artık gözlerinde başka bir şey var: Yorgunluk ve pişmanlık.
Şimdi her gece kendime soruyorum: Bir anne olarak oğlumu çok mu korudum? Yoksa gelinim mi fazla baskıcıydı? Sizce suç kimde? Anneler mi çocuklarını fazla sahipleniyor yoksa yeni nesil evliliklerde sınırlar mı kayboldu? Siz olsanız ne yapardınız?