Valizlerimde Kırık Düşler: Bir Anne, Bir Oğul ve Bir Ev

“Anne, neden gidiyoruz?” Emir’in gözleri dolu dolu bana bakıyor. Cevap veremiyorum. Boğazımda bir düğüm, valizimin fermuarını çekiyorum. O an, içimdeki fırtına dışarıya taşacak gibi oluyor. Evin salonundan Murat’ın sesi geliyor: “Ne yapıyorsan yap, ama anneme laf ettirme!”

Dün akşamı hatırlıyorum. Emir’le parkta yürüyüşten döndüğümde, evin kapısı ardına kadar açıktı. İçeriden kahkahalar yükseliyordu. Murat’ın kuzeni Ayşe, eşi Serkan ve iki çocukları – Defne ve Kerem – bizim salonda, halının üstünde yayılmış, televizyonun sesini bastıracak şekilde konuşuyorlardı. Ayşe’nin sesi hâlâ kulaklarımda: “Ay, ne güzel eviniz varmış! Bizimkinden büyükmüş vallahi!”

O an anladım ki, bana haber verilmeden evime insanlar doluşmuştu. Mutfakta hazırlıksız yakalandığım için mahcup oldum, ama asıl kırgınlığım Murat’a idi. “Bari bir haber verseydin,” dedim fısıltıyla. O ise gözlerini kaçırdı: “Aile bu, ne olacak?”

Gece boyunca misafirlerin bitmeyen istekleri, çocukların evi dağıtması, Ayşe’nin her şeye karışan tavrı… Annemin öğrettiği sabırla gülümsedim. Ama içimden bir ses sürekli bağırıyordu: “Ben bu evde neden misafirim gibi hissediyorum?”

Sabah olduğunda, Murat’ın annesi de çıkageldi. “Kızım, Ayşe’ler birkaç gün sizde kalacakmış. Zaten eviniz geniş,” dedi. Gözlerim doldu, ama kimse fark etmedi. O an karar verdim: Valizimi toplayıp anneme gidecektim.

Şimdi Emir’in elinden tutup apartmandan çıkarken, komşu Şengül Abla kapısını araladı: “Hayırdır kızım, nereye böyle?”

“Biraz anneme gideceğiz,” dedim kısaca. O ise gözleriyle valizi süzdü, bir şeyler sezinledi ama sormadı.

Otobüs durağında beklerken Emir’in küçük elleri avucumda titriyordu. “Baba da gelecek mi?” diye sordu usulca.

“Bilmiyorum oğlum,” dedim. “Belki sonra.”

Annemin evine vardığımızda, eski apartmanın merdivenlerinden çıkarken çocukluğumun kokusu burnuma doldu. Annem kapıyı açtığında yüzünde şaşkınlık vardı.

“Ne oldu kızım? Hayırdır?”

“Biraz kalmaya geldik anne,” dedim. Gözlerimden yaşlar süzüldü.

Annem sarıldı bana. “Kızım, ne oldu anlat,” dedi. Ama anlatamadım. Çünkü anlatmak demek, yıllardır içime attığım her şeyi dökmek demekti.

O akşam annem sofrayı kurarken Emir mutfakta ona yardım etti. Annem torununu severken gözlerinde hem sevinç hem hüzün vardı. Ben ise salonda oturup duvara bakıyordum; duvarda babamın eski fotoğrafı asılıydı. Babamın yokluğunu, annemin yalnızlığını düşündüm. Annem yıllarca babamın ailesinin baskısıyla yaşamıştı; şimdi ben de aynı döngünün içindeydim.

Gece olunca annem yanıma geldi.

“Kızım, Murat’la aranızda ne geçti?”

“Anne, ben bu evde kendimi misafir gibi hissediyorum. Kendi evimde bile söz hakkım yok. Murat’ın ailesi istediği gibi gelip kalıyor, bana sormadan kararlar alınıyor… Ben ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım?”

Annem derin bir iç çekti.

“Ben de yıllarca aynı şeyleri yaşadım kızım. Ama o zamanlar sesimizi çıkaramazdık. Şimdi zaman değişti sanıyordum.”

Gözyaşlarım aktı sessizce.

Ertesi sabah Murat aradı.

“Neredesiniz?”

“Annemdeyiz.”

“Abartıyorsun! Birkaç gün misafir ağırladık diye evi terk etmek nedir?”

“Murat, ben sadece misafir ağırlamadım; kendi hayatımı kaybettim.”

Telefon kapandıktan sonra annem yanıma geldi.

“Kızım, ister dön ister dönme… Ama unutma; kadın olmak bu ülkede hâlâ zor. Kendi sınırlarını çizmezsen kimse senin yerine çizmez.”

O gün boyunca Emir’le parkta yürüdük. Oyun oynarken bana dönüp “Anne, burada daha mutlu musun?” diye sordu.

Bir an duraksadım.

“Bazen insanın evi sadece duvarlardan ibaret olmuyor oğlum,” dedim.

Akşam olunca Murat’tan bir mesaj geldi: “Dönmeyecek misiniz?”

Cevap yazmadım.

O gece yatağımda dönerken düşündüm: Biz kadınlar neden kendi evimizde bile yabancı gibi hissediyoruz? Neden ailelerimizin mutluluğu için kendi mutluluğumuzu feda ediyoruz? Ve en önemlisi…

Ben şimdi geri dönmeli miyim? Yoksa kendi yolumu çizmeye cesaret etmeli miyim?

Siz olsanız ne yapardınız? Bir kadının kendi hayatı için verdiği mücadelede yanında olur muydunuz?