Oğlumun Kapısında Kalan Bir Anne: Bir Sabahın Sessizliği
“Anne, lütfen git artık. Daha fazla konuşmak istemiyorum!”
Oğlumun sesi, sabahın sessizliğinde yankılandı. Elimdeki tepsiyle kapının önünde öylece kaldım. Gözlerim doldu, ellerim titredi. Saat daha yedi bile olmamıştı. Geceden kalan yağmurların serinliği ayaklarıma vururken, içimdeki sıcaklık bir anda buz kesmişti.
“Ali, oğlum… Sadece börek getirdim. Senin en sevdiğin peynirli börekten. Dün gece geç saate kadar çalıştığını biliyorum, aç kalma diye…”
Kapının aralığından gelinimin gölgesi göründü. Sibel, ince bir sesle, “Anne, Ali bugün çok yorgun. Lütfen başka zaman gel,” dedi. Sanki ben yabancıymışım gibi, sanki oğlumun annesi değilmişim gibi…
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca oğlum için yaşadım. Onu kucağıma aldığım ilk günden beri tek bir amacım vardı: O mutlu olsun, o eksik hissetmesin. Kendi annemden görmediğim sevgiyi ona vermeye ant içmiştim. Gece uykusuz kalmalar, hastane nöbetleri, okul toplantıları… Hepsi oğlum için. Şimdi ise kapının önünde, bir yabancı gibi bekliyordum.
Kendimi tutamadım, “Ali! Ben senin annenim! Bir tabak börek için mi bu kadar büyütüyorsunuz?” diye bağırdım. Komşu kapıları aralandı, utandım. Ama içimdeki öfke daha büyüktü.
Ali kapıyı hızla kapattı. Sibel’in sesi içeriden yükseldi: “Bak gördün mü? Yine kavga çıktı.”
Yavaşça merdivenlerden indim. Her adımda ayaklarım daha da ağırlaştı. Tepsiyi kucağıma bastırdım; sanki o börekler oğlumun çocukluğuydu, sanki onları bırakınca her şey bitecekti.
Eve döndüğümde eşim Mehmet uykudan yeni uyanmıştı. Gözlerimin şişkinliğini görünce hemen anladı.
“Yine mi Sibel?” dedi sessizce.
Başımı salladım. “Oğlumuz elimizden kayıyor Mehmet. Sibel onu bizden koparıyor.”
Mehmet derin bir iç çekti. “Belki de biraz geri çekilmeliyiz Hatice. Onların da bir hayatı var.”
Ama ben susmadım. “Biz bu çocuğu kolay mı büyüttük? Kaç yıl bekledik, kaç yıl dua ettik? Şimdi bir kadın geldi diye annesini unutur mu insan?”
Mehmet’in gözleri doldu. O da benim gibi hissediyordu ama belli etmiyordu.
O gün bütün gün evde dolaştım durdum. Oğlumun çocukluğunu düşündüm; ilk adımlarını, ilk kelimesini… Her şey gözümün önünden geçti. Sibel’le tanıştığı günü hatırladım. İlk başta çok sevinmiştim; oğlum yalnız kalmayacak diye. Ama zamanla aramıza görünmez duvarlar örüldü.
Bir gün Ali’yi aradım, açmadı. Mesaj attım: “Oğlum, anneni unutma.” Cevap gelmedi.
Akşam oldu, Mehmet televizyon izlerken ben mutfakta ağladım. İçimde bir boşluk vardı; ne yemek yapmak ne de temizlik yapmak iyi geliyordu.
Bir hafta sonra Ali aradı. Sesi soğuktu.
“Anne, lütfen artık sabahın köründe gelme. Sibel rahatsız oluyor.”
Dayanamadım: “Sibel mi rahatsız oluyor yoksa sen mi? Ben senin annenim Ali! Bir tabak börek için mi bu kadar büyütüyorsunuz?”
Ali sustu. Sonra sadece “Anne, lütfen,” dedi ve telefonu kapattı.
O gece uyuyamadım. Mehmet’e döndüm: “Ben kötü bir anne miyim?”
Mehmet elimi tuttu: “Hayır Hatice, sen dünyanın en iyi annesisin. Ama çocuklar büyüyor… Bazen bizi unutuyorlar.”
İçimde bir öfke vardı ama aynı zamanda büyük bir kırgınlık… Oğlumu kaybetmekten korkuyordum.
Bir gün komşum Ayşe Hanım uğradı. Ona her şeyi anlattım.
“Hatice,” dedi, “Benim kızım da evlendiğinden beri bana eskisi gibi davranmıyor. Belki de yeni hayatlarına alışmaları lazım.”
Ama ben alışamıyordum. Oğlumu paylaşamıyordum.
Bir akşam Ali ve Sibel bize yemeğe geldiler. Sofrada sessizlik vardı. Sibel sürekli telefona bakıyor, Ali ise gözlerini kaçırıyordu.
Yemekten sonra Sibel mutfağa yardım etmeye geldiğinde ona dayanamayıp sordum:
“Sibel, ben sana ne yaptım? Neden oğlumu benden uzaklaştırıyorsun?”
Sibel gözlerini yere indirdi: “Anne, ben kimseyi uzaklaştırmıyorum. Ali kendi kararlarını kendi veriyor.”
İnanmadım. Oğlumun değişmesinin tek sebebi oydu bana göre.
O gece Ali ile konuşmak istedim ama o da kaçtı benden.
Geceleri uyuyamaz oldum; sürekli geçmişi düşündüm, oğlumun bana sarıldığı günleri… Şimdi ise bana yabancı gibiydi.
Bir sabah yine börek yaptım ama bu kez götürmedim. Tepsinin başında ağladım. Mehmet yanıma geldi:
“Hatice, belki de bırakmalısın artık. Oğlumuz büyüdü.”
Ama nasıl bırakılır ki? Bir anne sevgisi nasıl azaltılır?
Bir gün Ali aradı:
“Anne… Özür dilerim. Sana bağırmak istemedim ama bazen çok üstüme geliyorsun.”
Gözlerim doldu: “Seni kaybetmekten korkuyorum Ali.”
Ali sustu: “Beni kaybetmeyeceksin anne… Ama biraz nefes almam lazım.”
O an anladım ki; bazen sevgimizle boğuyoruz sevdiklerimizi… Ama yine de içimde bir boşluk kaldı.
Şimdi her sabah börek yaparken düşünüyorum: Bir anne sevgisi fazla mı gelir? Yoksa çocuklarımızı özgür bırakmayı mı öğrenmeliyiz?
Siz olsanız ne yapardınız? Bir anne sevgisi nereye kadar gider? Yorumlarınızı bekliyorum…