Bir Anne, Bir Oğul ve Kırık Hayaller: “Neden Bu Kadar Zor?”
— Neden bu kadar ısrarcısın anne? Ne olacak sanki, bırak gitsin!
Oğlum Baran’ın sesi evin duvarlarında yankılandı. O an, mutfakta ellerim titreyerek tuttuğum çay bardağını neredeyse düşürüyordum. Gözlerim doldu ama ona belli etmemeye çalıştım. Yıllardır içimde biriktirdiğim korkular, endişeler ve hayal kırıklıkları bir anda boğazıma düğümlendi.
— Baran, bu evde her şeyin bir sebebi var. Benim de, senin de… dediğimde, sesim çatallandı. O ise gözlerini devirdi, sanki söylediklerim hiçbir anlam ifade etmiyormuş gibi.
— Anne, bak yine başladın! Hep aynı şeyler… Tasarruf et, dikkatli ol, insanlara güvenme… Sanki ben çocukmuşum gibi davranıyorsun!
Baran’ın bu çıkışı bana yıllar öncesini hatırlattı. O zamanlar o daha küçüktü, ben ise genç bir anneydim. Eşim Cemal’in ani vefatından sonra, hayatımız bir anda altüst olmuştu. O günden beri tek başıma hem annelik hem babalık yapmaya çalıştım. Her kuruşu biriktirip, oğluma daha iyi bir gelecek sunmak için çırpındım. Ama şimdi, karşımda büyümüş, kendi kararlarını almak isteyen bir genç adam vardı.
— Ben sana güvenmiyorum demedim Baran. Ama hayat kolay değil. Bak, işsizsin, elindeki parayı da har vurup harman savuruyorsun. Yarın ne yapacaksın? Ben yaşlandığımda ne olacak?
Baran’ın yüzü bir anda asıldı. Gözlerinde öfke ve kırgınlık birbirine karıştı.
— Hep aynı! Hep korku, hep endişe… Bir kere de bana inan! Belki ben de kendi yolumu bulurum. Senin gibi sürekli geçmişe takılı kalamam anne!
O an içimde bir şeyler koptu. Baran’ın haklı olduğu yanlar vardı elbette. Ama ben de haklıydım. Bu ülkede tek başına bir çocuk büyütmek kolay mıydı? Her gün değişen ekonomi, işsizlik, pahalılık… Komşumuz Şengül abla bile geçen gün marketteki fiyatları görünce ağlamıştı.
Baran kapıyı hızla çekip çıktı. Ardından sessizlik çöktü eve. O an mutfak masasına oturup başımı ellerimin arasına aldım. Gözyaşlarım sessizce aktı. Kendi annemi düşündüm; o da bana hep “Kızım, hayat zor. Kimseye güvenme,” derdi. Şimdi ben de aynı cümleleri oğluma söylüyordum.
O gece Baran eve geç geldi. Kapıdan girerken göz göze geldik. Bir an konuşacak gibi oldu ama sustu. Ben de sustum. Aramızda görünmez bir duvar vardı artık.
Ertesi sabah kahvaltı hazırlarken, eski fotoğraflara gözüm takıldı. Baran’ın ilkokul mezuniyetinde çekilmiş bir fotoğrafı… Yanında ben ve Cemal… Ne kadar mutluyduk o zamanlar. Oğlumun gözlerindeki umut parıltısı şimdi yoktu.
Kahvaltı sofrasında sessizce oturduk. Birden Baran konuştu:
— Anne, iş görüşmesine gidiyorum bugün. Belki bir şansım olur.
İçimde bir umut kıpırdadı ama belli etmedim.
— Hangi işmiş?
— Bir çağrı merkezi… Maaşı düşük ama en azından başlamak için iyi olabilir.
Başımı salladım. “İyi olur oğlum,” dedim kısık sesle.
Baran hazırlanıp çıktıktan sonra evde yalnız kaldım. Pencereden dışarı bakarken, mahalledeki çocukların oyun oynadığını gördüm. Onların anneleriyle konuşmalarını duydum: “Aman kızım, dikkatli ol, kimseye güvenme!” Aynı cümleler…
Birden fark ettim ki; biz anneler hep aynı korkularla büyütüyoruz çocuklarımızı. Belki de onları fazla koruyarak, kendi ayakları üzerinde durmalarını zorlaştırıyoruz.
Akşam Baran eve döndü. Yorgun ve moralsizdi.
— Almadılar mı oğlum?
Başını iki yana salladı.
— Tecrübe istiyorlar anne… Nereden bulayım tecrübeyi? Herkes torpille giriyor zaten!
İçim acıdı. Ona sarılmak istedim ama çekindiğimi fark ettim. Aramızdaki mesafe büyümüştü sanki.
— Oğlum, bak… Ben de gençken çok zorluk çektim. Babanla evlendiğimizde cebimizde beş kuruş yoktu. Ama yılmadık, çalıştık…
Baran sözümü kesti:
— Anne, o zamanlar başka şimdi başka! Senin gençliğinde her şey daha kolaydı belki ama şimdi herkes umutsuz! Üniversite bitirdim, iş yok! Arkadaşlarımın çoğu yurtdışına gitmek istiyor… Ben de düşünüyorum bazen.
Bu sözleri duyunca içimden bir şeyler koptu yine. Oğlumun başka bir ülkeye gitmesini hiç istemezdim ama ona engel olmaya da hakkım var mıydı?
O gece uyuyamadım. Gece yarısı mutfağa gidip eski defterleri karıştırdım; Baran’ın doğum günü kartları, ilk dişi çıktığında yazdığım notlar… Hepsinde umut vardı, sevgi vardı ama şimdi sadece korku ve endişe kalmıştı.
Sabah olduğunda Baran’la konuşmaya karar verdim.
— Oğlum, bak… Belki de sana fazla baskı yapıyorumdur. Korkularımı sana yüklemek istemem ama…
Baran gözlerimin içine baktı ilk kez uzun zamandır olduğu gibi.
— Anne, ben seni anlıyorum aslında. Ama biraz da bana güvenmeni istiyorum. Hata yapacaksam da kendi hatam olsun…
Gözlerim doldu yine. Ona sarıldım bu sefer.
— Tamam oğlum… Bundan sonra daha az karışacağım sana. Ama ne olursa olsun yanında olacağımı bil yeter.
Baran hafifçe gülümsedi.
O gün anladım ki; annelik bazen bırakabilmekti de… Korkularımızı çocuklarımıza miras bırakmak yerine, onlara güvenmeyi öğrenmeliydik belki de.
Şimdi size soruyorum: Sizce anneler çocuklarını fazla mı koruyor? Yoksa hayat gerçekten bu kadar acımasız mı? Siz olsanız ne yapardınız?