Bir Anne Değil mi Benim de Acım?
“Sen anne falan değilsin, Zeynep!”
Bu cümle, eski kayınvalidem Gülseren Hanım’ın ağzından çıktığında mutfakta ellerim titreyerek yere çay bardağını düşürdüm. Cam kırıkları ayaklarımın dibine saçılırken, oğlum Emir’in odasından gelen hafif bir ağlama sesiyle irkildim. O an, içimdeki bütün umutlar tuzla buz oldu sanki. Boşanmanın üzerinden altı ay geçmişti ama hâlâ her gün, her an yargılanıyordum. Sanki suçlu bendim, sanki ben istemiştim bu yalnızlığı.
O gün, Gülseren Hanım yine habersiz gelmişti. Kapıyı açtığımda yüzündeki öfkeyi hemen anlamıştım. “Emir’i göreceğim,” dedi. “Ama önce seninle konuşmam lazım.”
Oturduk. O konuştu, ben sustum. “Sen oğluma iyi bir eş olamadın, torunuma da iyi bir anne olamıyorsun. Herkes konuşuyor Zeynep. Çocuğu kreşe bırakıp işe gidiyormuşsun. Akşamları yorgun dönüyormuşsun. Emir’in üstü başı bazen kirli geliyormuş eve. Bu mu annelik?”
İçimde biriken gözyaşlarını zor tuttum. Herkes konuşuyordu, evet. Mahalledeki kadınlar, annem, babam, hatta işyerindeki arkadaşlarım bile… Boşanmış bir kadın olmak yetmiyormuş gibi, bir de tek başına çocuk büyütmenin yüküyle eziliyordum. Ama kimse bana sormuyordu: “Nasılsın Zeynep? Dayanabiliyor musun?”
Emir’in babası Serkan, boşanmayı teklif ettiğinde gözlerimin içine bakmamıştı bile. “İkimiz de mutsuzuz,” demişti kısaca. Sonra eşyalarını toplayıp gitmişti. O günden sonra ne aradı ne sordu. Nafaka bile göndermedi ilk üç ay. Ben ise hem annelik hem babalık yapmaya çalışırken, her sabah saat altıda kalkıp Emir’i hazırlıyor, işe yetişmeye çalışıyordum. Akşamları ise yorgun argın eve dönüp yemek yapıyor, ödevlerine yardım ediyordum.
Bir gün Emir ateşlendiğinde hastaneye koştum. Acil serviste beklerken yanımdaki yaşlı kadın bana acıyarak baktı: “Babanız yok mu yavrum?” dedi Emir’e. O an içimde bir şeyler daha koptu. Sanki eksik bir aileydik artık; sanki oğlumun babasız büyümesi benim suçummuş gibi.
Gülseren Hanım’ın sözleri kulaklarımda çınlarken, ona cevap veremedim o gün. Ama o gittikten sonra mutfağın köşesine oturup hıçkıra hıçkıra ağladım. Annem aradı: “Kızım, bu kadar üzülme. Hayat devam ediyor.” Ama annem de biliyordu; bizim mahallede boşanmış kadın olmak kolay değildi.
Bir akşam işten eve dönerken apartmanın girişinde komşu Ayşe Abla’yla karşılaştım. Gözleriyle beni süzdü: “Zeynep kızım, seninle gurur duyuyorum vallahi,” dedi önce. Sonra ekledi: “Ama keşke Serkan’la barışsanız. Çocuk için en iyisi bu.”
Barışmak mı? Serkan’la mı? İçimden haykırmak geldi: “Beni hiç dinlediniz mi? Hiç sordunuz mu neden ayrıldık?” Ama sustum yine. Çünkü bizim oralarda kadınlar susar; hele ki boşanmışsa daha çok susar.
Bir gece Emir uykusunda sayıkladı: “Anne, babam neden yok?” O an ne diyeceğimi bilemedim. Sarıldım ona sıkıca: “Baban seni çok seviyor ama şu an uzakta,” dedim yalan söyleyerek. Çünkü gerçekleri anlatmaya cesaretim yoktu.
İşyerinde de durum farklı değildi. Müdürüm Derya Hanım bir gün odasına çağırdı: “Zeynep, performansın düştü son zamanlarda. Bir sorun mu var?” dedi. Anlatamadım ona da; anlatamadım kimseye içimdeki fırtınayı.
Bir cuma akşamı Emir’in okulunda veli toplantısı vardı. Sınıfa girdiğimde diğer anneler gruplaşmıştı; bana uzaktan bakıp fısıldaşıyorlardı. Öğretmenimiz Elif Hanım yanıma geldi: “Zeynep Hanım, Emir çok akıllı ama bazen içine kapanıyor,” dedi nazikçe. “Evde bir sorun mu var?”
O an gözlerim doldu yine ama bu kez kendimi tuttum. “Hayır,” dedim kısaca ve Emir’i alıp eve döndüm.
Bir gece Emir’le birlikte televizyon izlerken kapı çaldı. Gülseren Hanım yine gelmişti; yanında Serkan vardı bu kez. İçeri girdiler, oturdular. Serkan bana bakmadan konuştu: “Emir’i hafta sonu ben alacağım.”
İtiraz edemedim; zaten mahkeme kararı vardı. Ama o hafta sonu Emir döndüğünde gözleri şişmişti ağlamaktan. “Anne, babamın yanında kalmak istemiyorum,” dedi sessizce.
O an anladım ki oğlumun acısı benimkinden daha derindi. Onu korumak için daha güçlü olmam gerekiyordu.
Bir sabah Emir’i okula bırakırken kapıda başka bir anneyle karşılaştım: Fatma Hanım. Bana yaklaşıp fısıldadı: “Zeynep Hanım, sizi çok takdir ediyorum. Ben de yıllar önce boşandım; kolay değil biliyorum.” O an ilk defa biri beni anladı sanki.
Aylar geçti; zamanla yaralarımız kabuk bağladı ama izleri hep kaldı içimizde. Gülseren Hanım hâlâ arada gelir ve beni eleştirir; Serkan ise hayatına devam ederken oğlunu ayda bir görür oldu.
Ama ben her sabah oğluma sarılıp ona umut vermeye çalışıyorum: “Her şey güzel olacak Emir’im.”
Şimdi size soruyorum: Bir kadın boşandı diye anneliği sorgulanır mı? Yalnız kaldığında daha mı az anne olur? Yoksa asıl annelik, her şeye rağmen çocuğunu ayakta tutmak mıdır?