Dua ile Sükûnete Kavuşmak: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen karışma artık!” Oğlum Emre’nin sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Yıllarca onun iyiliği için uğraşmış, her derdine koşmuş, gözümden sakınmıştım. Şimdi ise, bana sırtını dönüp giden bir adam vardı karşımda.
Gelinim Zeynep’in gözleri dolmuştu. Sessizce oturduğu sandalyeden kalktı, bana bakmadan salona geçti. Oğlumun ardından ben de salona geçtim ama ne desem boştu. O an, evimizin duvarları bile bana yabancı geldi.
O gece uyuyamadım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. “Nerede yanlış yaptım?” diye sordum kendime. Emre’yi tek başıma büyütmüştüm. Eşim Mehmet’i trafik kazasında kaybettiğimizde Emre daha on yaşındaydı. O günden beri hem anne hem baba oldum ona. Her şeyim oydu. Şimdi ise, aramıza bir yabancı girmiş gibi hissediyordum. Zeynep’i başta çok sevmiştim. Sessiz, saygılı bir kızdı. Ama zamanla aramızda görünmez bir duvar örüldü. Ne yapsam yaranamıyordum.
Bir sabah Emre işe gitmek üzere hazırlanırken, mutfakta karşılaştık. Göz göze gelmemeye çalıştı. “Emre, bir kahvaltı et bari,” dedim. “Zeynep hazırlamıştır anne, sağ ol,” dedi soğuk bir sesle. İçim burkuldu. Eskiden sabahları birlikte çay içer, günün planını konuşurduk. Şimdi ise evde iki yabancı gibiydik.
O gün komşum Ayşe Hanım’a uğradım. Dertleşmek istedim. “Kızım, dua et,” dedi bana. “Allah kalpleri yumuşatır.” O akşam ilk defa uzun uzun dua ettim. Ellerimi açıp Rabbime yalvardım: “Allah’ım, ailemin huzurunu geri ver. Oğlumun kalbini bana, gelinimin kalbini bana ve oğluma yaklaştır.”
Ama işler daha da kötüye gitti. Zeynep bir gün annesinin evine gitti ve üç gün dönmedi. Emre perişandı ama gururundan bana bir şey anlatmadı. Ben ise içimde fırtınalar koparken, dışarıya karşı güçlü görünmeye çalıştım. Akşamları odama çekilip dua etmeye başladım. Her seferinde gözyaşlarım avuçlarıma damlıyordu.
Bir akşam Emre kapımı çaldı. “Anne, ben Zeynep’le ayrılmayı düşünüyorum,” dedi. Sanki kalbime bıçak saplandı. “Oğlum, acele karar verme. Belki bir yolunu bulursunuz,” dedim titreyen bir sesle. “Anne, seninle de Zeynep’le de baş edemiyorum artık,” dedi ve odadan çıktı. O an kendimi suçladım. Belki de fazla karışmıştım. Belki de Emre’nin hayatına müdahale etmemeliydim.
Ertesi gün Zeynep döndü. Yorgun ve üzgündü. Sessizce odasına çekildi. Akşam yemeğinde sofrada üç kişi oturduk ama kimse konuşmadı. Sadece çatal-bıçak sesleri vardı. O gece yine dua ettim. Bu kez Rabbimden bana sabır vermesini istedim.
Bir hafta sonra Emre işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. Zeynep’le tartışmaya başladılar. Ben mutfakta ağlamamak için kendimi zor tuttum. Birden Emre bağırdı: “Anne, lütfen artık bizim hayatımıza karışma!” Zeynep ise sessizce ağlıyordu. O an dayanamadım, mutfağa kaçtım ve dizlerimin üstüne çöküp hıçkıra hıçkıra ağladım.
O gece sabaha kadar dua ettim. “Allah’ım, bana yol göster,” dedim. Sabah namazından sonra içimde bir huzur hissettim. Belki de gerçekten geri çekilmem gerekiyordu. Oğlumun ve gelinimin kendi yollarını bulmalarına izin vermeliydim.
Ertesi gün kahvaltı hazırladım ama sofraya oturmadım. “Ben biraz hava alacağım,” dedim ve dışarı çıktım. Parkta oturup uzun uzun düşündüm. Kendi annemi hatırladım; o da benim evliliğime çok karışmıştı ve ben de ona kızmıştım zamanında. Belki de tarih tekerrür ediyordu.
Eve döndüğümde Emre ve Zeynep salonda oturuyordu. Sessizce yanlarına gittim. “Çocuklar,” dedim, “Ben bundan sonra sizin hayatınıza karışmayacağım. Sadece mutlu olmanızı istiyorum.” Gözlerim doldu ama ağlamadım. Zeynep bana ilk defa sarıldı ve sessizce “Teşekkür ederim anne,” dedi.
O günden sonra kendimi duaya verdim, ama bu kez huzur bulmak için değil; ailemin mutluluğu için şükretmek için dua ettim. Emre ve Zeynep zamanla aralarındaki sorunları konuşarak çözmeye başladılar. Ben ise onların mutluluğunu uzaktan izledim.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir anne ne zaman geri çekilmeli? Sevdiklerimiz için ne kadar fedakârlık yapmalı, ne zaman bırakmalı? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız?