Kendimi Annemle Babamın Gölgesinde Kaybettim: Şimdi Kimim Ben?

“Zeynep, annenin tansiyonu yine fırladı! Hemen ilacını getir!” Babamın sesi, evin duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki kitabı masaya bırakıp koşmaya başladım. Yirmi beş yaşındaydım, üniversiteden yeni mezun olmuştum ve hayallerim vardı. Ama o gün, hayallerim bir kenara itildi; annemin titreyen ellerini tutarken, babamın endişeli bakışları arasında kayboldum.

Aslında her şey bir ‘an’la başladı. Babam, bir sabah kahvaltıda aniden fenalaştı. Hastaneye kaldırdık, teşhis kondu: Parkinson. Annem, o güçlü kadın, bir anda çöktü. “Ben tek başıma ne yapacağım, Zeynep?” dedi gözleri dolu dolu. O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Merak etme anne, ben buradayım,” dedim. O cümleyle, kendi hayatımın iplerini ellerimle çözdüm.

İstanbul’da yeni bir iş bulmuştum, arkadaşlarım yeni hayatlarına başlarken ben, çocukluğumun geçtiği bu kasabaya, Eskişehir’in kenar mahallesine geri döndüm. “Bir süreliğine,” dedim kendime. Ama o süre, neredeyse kırk yıl sürdü.

Her sabah, annemin kahvaltısını hazırladım, babamın ilaçlarını verdim. Akşamları, komşu Ayşe Teyze’yle dedikodu yaparken onları dinledim. Kendi hayatım, bir kenara itildi. “Zeynep, senin de bir hayatın var,” diyen arkadaşlarım birer birer uzaklaştı. Onlar evlendi, çocukları oldu. Ben ise, annemin başucunda sabahladım, babamın titreyen ellerini tuttum.

Bir gün, annem bana baktı ve “Kızım, sen hiç evlenmeyecek misin?” dedi. İçimden bir şeyler koptu. “Anne, şimdi sırası mı?” dedim. O ise, “Senin de bir yuvan olsun isterdim,” diye fısıldadı. O an, içimde bir boşluk oluştu. Evet, ben de isterdim. Ama nasıl? Kimle? Zaman geçmiş, fırsatlar kaçmıştı. Herkes kendi yoluna gitmişti.

Babam, hastalığı ilerledikçe daha da içine kapandı. Bazen bana bakıp, “Kızım, sana yük olduk,” derdi. “Baba, olur mu öyle şey?” desem de, gözlerindeki suçluluk hissini silemezdim. Annem ise, her geçen gün daha da yaşlandı. Onların ihtiyaçları arttıkça, ben kendimden daha çok vazgeçtim.

Bir gün, eski bir arkadaşım olan Elif aradı. “Zeynep, İstanbul’a gelsene, bir hafta bende kal. Değişiklik olur,” dedi. İçim gitti. Ama annem hastaydı, babam yalnız kalamazdı. “Belki başka zaman,” dedim. O başka zaman hiç gelmedi.

Yıllar geçti. Annem bir sabah uyanmadı. O gün, evde bir sessizlik vardı. Babam, annemin başucunda ağladı. Ben, ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissettim. Annemin cenazesinde, komşular, akrabalar baş sağlığı diledi. “Zeynep, çok iyi evlatsın,” dediler. Oysa ben, içimde bir boşlukla, annemin ardından bakakaldım.

Babam, annemin ölümünden sonra hızla çöktü. Bir yıl bile dayanamadı. Onu da kaybettim. Evde tek başıma kaldım. O an, duvardaki saat bile durmuş gibiydi. Her sabah kalkıp kahvaltı hazırladım, ama kimse yoktu. Akşamları, televizyonun karşısında sessizce oturdum. Komşular arada uğradı, ama kimse uzun süre kalmadı.

Bir gün, aynaya baktım. Saçlarımda beyazlar, gözlerimde yorgunluk. “Ben kimim?” dedim kendi kendime. Hayatım boyunca başkaları için yaşadım. Kendi isteklerimi, hayallerimi hep erteledim. Şimdi, ne istediğimi bilmiyorum. Bir çocukluğum vardı, sonra birden yetişkin oldum, sonra yaşlandım. Aradaki yıllar, sanki başkalarının hayatıydı.

Bir akşam, eski bir defter buldum. Üniversitede yazdığım şiirler, hayaller, planlar… “Bir gün Paris’e gideceğim,” yazmışım. Gülümsemekle ağlamak arasında kaldım. Paris mi? Şimdi mahalle bakkalına gitmek bile lüks geliyor.

Bir gün, komşu Ayşe Teyze uğradı. “Zeynep, yalnızlık zor,” dedi. “Ama sen güçlü kadındın, hep ailene baktın.” Güçlü müydüm gerçekten? Yoksa sadece mecbur mu kaldım? Bazen, keşke biraz bencil olabilseydim diyorum. Belki o zaman, kendi hayatımı da yaşayabilirdim.

Bir akşam, Elif’ten bir mesaj geldi. “Zeynep, hâlâ bekliyorum. Gel, biraz nefes al.” Uzun uzun düşündüm. Gitsem ne değişir? Sonra, içimde bir ses, “Denemeden bilemezsin,” dedi. Belki de hayat, hâlâ bir yerlerde beni bekliyordur.

Şimdi, bu satırları yazarken, pencereden dışarı bakıyorum. Sokakta oynayan çocukların sesleri geliyor. Onların gülüşlerinde, kaybettiğim yılları görüyorum. Ama belki de, hâlâ geç değildir. Belki de, kendi hikâyemi yazmaya şimdi başlayabilirim.

Siz hiç, başkaları için yaşarken kendinizi kaybettiniz mi? Hayatınızın iplerini tekrar elinize almak için ne yapardınız? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın, belki birbirimize yol gösteririz.