Altmışında Bir Aşk: Kırık Bir Yuvada Yeniden Doğmak
“Senin yaşında insan bunları düşünmez anne!” diye bağırdı kızım Elif, gözleri dolu dolu. O an, mutfakta elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Oysa ben, altmış yaşımda, hayatımda ilk defa kendim için bir şey yapmak istemiştim. Ama işte, yılların ağırlığı, toplumun sesi, çocuklarımın bakışları… Hepsi birden üzerime çökmüştü.
Her şey, geçen kış, eşim Mehmet’in bana yine sessizce sırtını dönüp televizyonun karşısında uyuyakaldığı bir akşam başladı. O an, içimde bir boşluk hissettim. Yıllardır aynı evde, aynı sofrada, ama bambaşka dünyalarda yaşıyorduk. Mehmet iyi bir adamdı, ama sevgisini göstermeyi hiç bilmezdi. Ben ise, yıllarca çocuklarım, evim, eşim için yaşadım. Kendimi unuttum.
Bir gün, komşumuz Zeynep Hanım’ın ısrarıyla mahalledeki kadınlar gününe gittim. Orada, eski lise arkadaşım Ayşe’yle karşılaştım. Ayşe, “Sen hiç değişmemişsin, Gülten!” dedi, gülerek. O an, yıllardır duymadığım bir sıcaklık hissettim. Sohbet ilerledikçe, Ayşe’nin abisi Cemal’in de mahalleye taşındığını öğrendim. Cemal’i çocukluğumdan hatırlıyordum; o zamanlar bana gizlice çiçek verirdi.
Bir hafta sonra, Ayşe beni çaya davet etti. Cemal de oradaydı. Yıllar onu olgunlaştırmıştı, ama gözlerindeki o eski sıcaklık hâlâ duruyordu. Sohbet ettik, güldük, eski günleri andık. O gün eve dönerken kalbim garip bir şekilde çarpıyordu. “Saçmalama Gülten,” dedim kendi kendime. “Sen evlisin, torun sahibisin.” Ama içimde bir şeyler değişmişti.
Günler geçti, Cemal’le karşılaşmalarımız sıklaştı. Önce tesadüf sandım, sonra anladım ki o da beni görmek istiyor. Bir gün, parkta yürürken yanımda belirdi. “Gülten, seninle konuşmak istiyorum,” dedi. Sesinde bir titreme vardı. “Yıllardır seni unutamadım. Biliyorum, yanlış… Ama ben seni hâlâ seviyorum.”
O an, içimde bir fırtına koptu. Kaçmak istedim, ama ayaklarım yerinden kıpırdamadı. “Cemal, ben evliyim. Çocuklarım var. Böyle şeyler bizim yaşımızda olmaz,” dedim. Ama gözlerim doldu. Çünkü ben de yıllardır hissetmediğim bir duyguyu hissediyordum: Sevilmek.
O günden sonra, Cemal’le gizli gizli buluşmaya başladık. Parkta yürüdük, eski filmleri konuştuk, birlikte çay içtik. Her buluşmada, içimdeki suçluluk büyüdü. Ama aynı zamanda, kendimi ilk defa canlı hissediyordum. Mehmet’in umursamazlığı, çocuklarımın kendi hayatlarına dalmışlığı… Hepsi bir anda önemsizleşti.
Bir akşam, Elif’in doğum günü için hazırlık yaparken, telefonuma Cemal’den bir mesaj geldi: “Seni çok özledim.” Mesajı yanlışlıkla Elif gördü. Yüzü bembeyaz oldu. “Bu kim anne?” dedi. O an, her şey ortaya çıktı. Evde kıyamet koptu. Elif ağladı, oğlum Murat bana bağırdı: “Bize bunu nasıl yaparsın? Babamı nasıl aldatırsın?” Mehmet ise sessizce odasına çekildi, bir daha günlerce benimle konuşmadı.
O geceden sonra evde buz gibi bir hava esti. Çocuklarım benimle konuşmadı, Mehmet ise sadece göz göze gelmemeye çalıştı. Ben ise her gece yastığa başımı koyduğumda, “Neden?” diye sordum kendime. Neden yıllarca kendi isteklerimi bastırdım? Neden bir kadın olarak sevilmeyi, değer görmeyi bu kadar geç hatırladım?
Bir sabah, mutfakta kahvaltı hazırlarken Mehmet geldi. Gözleri şişmişti. “Gülten,” dedi, “Ben seni mutlu edemedim mi?” O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Ağlamaya başladım. “Sen hiç denemedin Mehmet,” dedim. “Ben yıllarca sadece anne ve eş oldum. Hiç Gülten olamadım.”
Mehmet başını eğdi. “Ben de bilmiyorum nasıl sevilir, nasıl sevilir gösterilir… Babamdan böyle gördüm. Ama senin başka birini sevmen… Bunu kaldıramam.”
O gün valizimi topladım ve annemin eski evine gittim. Cemal’le buluştum. “Boşanmayı düşünüyorum,” dedim ona. Cemal’in gözleri parladı ama aynı zamanda korktuğunu da gördüm. “Gülten, emin misin? Herkes sana sırtını dönebilir.”
Evet, mahallede dedikodular başladı bile. Eski arkadaşlarım arayıp sitem etti: “Bu yaşta neyin peşindesin? Torunların var, ayıp değil mi?” Annem bile bana küstü: “Kızım, altmışında kadın ne aşkı? Allah’tan kork!”
Ama ben ilk defa kendim için bir şey yapmak istiyordum. Yıllarca başkalarının mutluluğu için yaşadım. Şimdi ise kendi kalbimin sesini dinlemek istiyorum.
Boşanma davası açtım. Çocuklarım bana küs, mahalle arkamdan konuşuyor, annem bile yüzüme bakmıyor. Ama Cemal yanımda. Bana her gün, “Sen değerlisin,” diyor.
Bazen geceleri uykusuz kalıyorum. Doğru mu yaptım? Ailem dağılacak mı? Torunlarım beni affedecek mi? Ama sonra aynaya bakıyorum ve ilk defa kendimi görüyorum: Gülten’i.
Şimdi size soruyorum: Bir kadın kaç yaşında kendisi için yaşamaya başlayabilir? Sevgiye, mutluluğa hakkımızı kim elimizden alabilir? Siz olsaydınız ne yapardınız?