Kurtarıldım, Ama Onu Yıktım: Bir Sevda ve Vicdan Hikayesi
— Ne yapıyorsun Zeynep? Gerçekten bunu mu istiyorsun?
Murat’ın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Ellerim titriyordu; elimdeki valizi yere bırakıp ona bakmaya cesaret edemedim. Annemle babamın evinde, çocukluğumun geçtiği o daracık mutfakta, Murat’ın gözleriyle karşılaşmak ölüm gibiydi. O an, içimdeki fırtına dışarıya taşmak üzereydi.
— Zeynep, bak bana! Lütfen… Ne olur, bir kere olsun dürüst ol! Beni neden bırakıyorsun?
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Oysa yıllardır ağlamamıştım. Murat’ı ilk kez lise bahçesinde görmüştüm; o zamanlar hayatımın kurtarıcısı olacağını bilemezdim. Babamın öfkesinden, annemin sessizliğinden, kasabanın dedikodusundan kaçarken hep Murat vardı yanımda. O beni defalarca kurtardı; bir gece babamın sarhoş öfkesinden, bir başka gün kasabanın dar sokaklarında sıkışıp kaldığımda… Ama ben? Ben onun sevgisini, bana sunduğu huzuru hiç hak etmedim.
— Zeynep, ben seni sevdim. Her şeyimi verdim sana. Neden? Neden şimdi gidiyorsun?
Başımı eğdim. İçimdeki suçluluk duygusu boğazımı sıkıyordu. Murat’ın elleri titriyordu; gözlerinde öfke değil, sadece kırgınlık vardı. O an anladım: En çok da bu kırgınlık canımı yakıyordu.
— Murat… Ben… Ben artık yapamıyorum. Boğuluyorum burada. Herkesin gözü üzerimizde. Annem her gün arkamdan ağlıyor. Babam hâlâ seni kabullenemedi. Seninle evlenmemi asla istemedi. Ben… Ben bu yükü taşıyamıyorum.
Murat bir adım attı bana doğru. Yüzünde acı bir tebessüm vardı.
— Peki ya ben? Ben bu yükü nasıl taşıyacağım? Senin için her şeyi göze aldım. Ailemle aram bozuldu, işimi kaybettim, kasabada adım çıktı. Senin için savaştım Zeynep! Sen şimdi gidiyorsun diye ben de mi vazgeçeyim?
O an içimde bir şeyler koptu. Murat’ın bana olan sevgisiyle kendi korkularım arasında sıkışıp kalmıştım. Annem mutfağın kapısında sessizce ağlıyordu; babam ise odasında öfkeyle volta atıyordu. Herkesin yükünü sırtıma almıştım sanki.
— Murat, lütfen… Daha fazla zorlaştırma. Benim için de kolay değil.
Murat’ın gözleri doldu. Bir an sustu, sonra sesi titreyerek konuştu:
— Zeynep, hatırlıyor musun? Geçen yıl hastanede yatarken başucumda sabaha kadar beklemiştin. “Seni asla bırakmam” demiştin. Şimdi ne değişti?
Gözlerimi kaçırdım. O geceyi unutamam; Murat trafik kazası geçirmişti, ölümle pençeleşiyordu. O zamanlar onsuz bir hayat düşünemezdim. Ama zamanla kasabanın baskısı, ailemin bitmeyen şikayetleri ve kendi korkularım ağır bastı.
— Değiştim Murat… Yoruldum. Her gün kavga etmekten, herkesin diline düşmekten yoruldum.
Murat yere çöktü; elleriyle başını tuttu. O an içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Ona acı çektirdiğimi biliyordum ama başka çarem yoktu.
— Peki Zeynep… Git o zaman. Ama bil ki ben seni hep bekleyeceğim.
Valizimi aldım, anneme sarıldım ve kapıdan çıktım. O an hayatımın en büyük hatasını yaptığımı biliyordum ama geri dönemedim.
Aylar geçti. İstanbul’a taşındım; yeni bir iş buldum, yeni insanlarla tanıştım ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Geceleri yalnız kaldığımda Murat’ın sesi kulaklarımda yankılanıyordu: “Ben seni hep bekleyeceğim.” Onun bana olan sevgisini hiçe saydığım için kendimden nefret ettim.
Bir gün annem aradı:
— Zeynep… Kızım… Murat hastanede.
Dünya başıma yıkıldı. Apar topar kasabaya döndüm; hastane koridorunda Murat’ın annesiyle karşılaştım.
— Senin yüzünden oldu! — diye bağırdı kadın gözyaşları içinde — Oğlum seni beklerken kendini mahvetti!
O an dizlerimin bağı çözüldü. İçeri girdim; Murat solgun bir şekilde yatakta yatıyordu. Gözlerini açtı ve bana baktı.
— Geldin mi Zeynep? Biliyor musun, seni hep bekledim…
Gözyaşlarımı tutamadım; ellerini tuttum.
— Özür dilerim Murat… Çok özür dilerim…
Murat gülümsedi; o yorgun gülümsemesiyle:
— Keşke biraz cesur olsaydın Zeynep… Belki her şey farklı olurdu.
O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Murat iyileşti ama bana olan güveni asla geri gelmedi. Kasabada herkes beni suçladı; ailem bile bana sırt çevirdi. İstanbul’a döndüm ama içimdeki vicdan azabı hiç dinmedi.
Şimdi geceleri yalnız kaldığımda kendi kendime soruyorum: Bir insan sevdiği için mi fedakârlık yapmalı, yoksa kendi mutluluğu için mi? Ben hangisini seçtim? Siz olsaydınız ne yapardınız?