Karla Kapalı Kapılar: Bir Apartmanda Mahsur Kalan Hayatlar

“Anne, kapı açılmıyor! Vallahi açılmıyor!” diye bağırdım, ellerim titreyerek apartman kapısının paslanmış kolunu zorladım. Annem, mutfaktan telaşla koştu, gözlerinde hem korku hem de öfke vardı. “Ne diyorsun kızım, nasıl açılmaz? Daha dün gece çıkıp ekmek aldık!” dedi. Ama ben biliyordum; sabaha karşı başlayan kar fırtınası, apartmanın önünü öyle bir kapatmıştı ki, kapının arkasında üç metre kar vardı. İstanbul’da böyle bir şey olur mu? Oluyormuş işte.

Apartmanın WhatsApp grubunda mesajlar yağmaya başladı: “Kimse dışarı çıkamıyor mu?”, “Belediyeyi aradım, ulaşamıyorum!”, “Çocukların ateşi var, ne yapacağız?” Herkes panik içindeydi. Ben ise, annemle baş başa kalmanın ağırlığını hissediyordum. Babam üç yıl önce bizi terk ettiğinden beri, annemle aramızda görünmez bir duvar vardı. Şimdi ise, gerçek bir duvarın — kar duvarının — ardında sıkışıp kalmıştık.

Üst kattaki komşumuz Emine Teyze, kapının önünde ağlamaya başladı. “Benim tansiyon ilacım bitti! Allah’ım ne yapacağım?” diye feryat etti. Annem hemen ona seslendi: “Emine Abla, bende yedek var, hemen getiriyorum!” Annem merdivenleri çıkarken, ben de apartmanın diğer sakinleriyle konuşmaya başladım. Herkesin bir derdi vardı: Birinin bebeği hastaydı, birinin markette kalan kedisi aklına takılmıştı, bir diğeri ise işine gidemediği için patronundan azar işitiyordu.

Birden alt kattaki Gürkan Abi’nin sesi yankılandı: “Arkadaşlar, panik yapmayalım! Hepimiz aynı durumdayız. Birlik olursak bu işin üstesinden geliriz.” Gürkan Abi her zaman apartmanın lideri gibi davranırdı ama çoğu zaman kimse onu ciddiye almazdı. Bu sefer herkes susmuştu. Çünkü başka çaremiz yoktu.

Saatler geçtikçe evdeki hava ağırlaştı. Annemle mutfağa çekildik. “Bak kızım,” dedi, “bu felaketin ortasında birbirimize destek olmazsak çıldırırız.” Gözleri doldu. O an ona sarıldım; yıllardır ilk defa bu kadar yakın hissettim anneme. Ama içimdeki öfke de dinmemişti: “Baba burada olsaydı böyle olmazdı,” dedim istemsizce. Annem sustu, gözlerini yere indirdi.

Apartmanda elektrikler kesildiğinde herkesin morali iyice bozuldu. Çocuklar ağlamaya başladı, yaşlılar dua etmeye… Gürkan Abi el feneriyle herkesi topladı: “Birlikte oturalım, birbirimize hikaye anlatalım. Belki biraz moral buluruz.” Herkes salonda toplandı; kimisi battaniyesine sarılmış, kimisi sessizce ağlıyordu.

Emine Teyze eski günlerden bahsetti: “Benim rahmetli eşim de böyle bir kış günü vefat etmişti… O zaman da yollar kapanmıştı ama komşularımız sırtında odun taşırdı.” Onun hikayesini dinlerken gözlerim doldu; annem elimi tuttu. Gürkan Abi ise çocuklara masal anlattı; apartmanın en küçük kızı Elif’in yüzü ilk defa güldü o gün.

Ama gece ilerledikçe gerginlik arttı. Alt kattaki Melis Hanım, Gürkan Abi’ye bağırmaya başladı: “Senin yüzünden burada kaldık! Geçen hafta belediyeye haber verseydin, belki tuz dökerlerdi!” Gürkan Abi sinirlendi: “Herkes kendi işini yapsaydı böyle olmazdı!” Tartışma büyüdü; herkes birbirine laf atmaya başladı. Ben dayanamayıp araya girdim: “Yeter artık! Hepimiz aynı durumdayız. Suçlu aramak yerine çözüm bulalım!”

O an herkes sustu. Annem bana gururla baktı; belki de ilk defa beni gerçekten dinlediğini hissettim.

Sabah olduğunda hâlâ kurtarılmamıştık. Telefonumun şarjı bitmek üzereydi; dışarıdan hâlâ ses yoktu. Pencereden baktığımda sadece bembeyaz bir duvar görüyordum. İçimde bir boşluk oluştu; ya burada günlerce mahsur kalırsak? Ya kimse bizi kurtarmazsa?

O sırada apartmanın en yaşlısı olan Hikmet Dede konuşmaya başladı: “Benim çocukluğumda da böyle afetler olurdu. Ama insanlar birbirine daha yakındı. Şimdi herkes kendi derdinde.” Onun bu sözleri içimi acıttı; gerçekten de öyle miydi? Biz birbirimize yabancı mıydık?

Annem yanıma geldi, sessizce oturdu. “Kızım,” dedi, “ben bazen seni anlamakta zorlanıyorum. Ama bugün gördüm ki sen büyümüşsün.” Gözlerinden yaşlar süzüldü; ben de ağladım. O an babamı düşündüm; acaba o da bizi düşünüyor muydu?

Birden dışarıdan bir ses duyduk: “Açın kapıyı! Belediye ekipleri geldik!” Herkes sevinç çığlıkları attı; umut yeniden doğmuştu. Kapının önündeki kar yavaş yavaş temizlendi; sonunda dışarı çıktığımızda güneş parlıyordu ama içimde hâlâ bir hüzün vardı.

Bu felaket bize neyi öğretti? Birbirimize ne kadar yabancılaştığımızı mı, yoksa zor zamanlarda yine de bir araya gelebileceğimizi mi? Siz olsaydınız, böyle bir durumda kime güvenirdiniz? Ailenize mi, komşunuza mı, yoksa sadece kendinize mi?