Kızımın Seçimi: Bir Anne-Kız Hikâyesinde Kaybolan Yollar
“Anne, lütfen artık bu konuyu açma. Ben böyle istiyorum.”
Elif’in sesi, mutfakta yankılandı. O an, ellerimdeki çay bardağı titredi. Kızım, gözlerini kaçırıyordu. Oysa ben, onun gözlerinin içine bakarak konuşmak isterdim. Yıllardır hayalini kurduğum o yakınlığı, bir türlü yakalayamamıştık. Şimdi ise aramızda görünmez bir duvar vardı.
Her şey, Elif’in evliliğiyle değişti. Düğün günü bile, gelinliğinin eteğini düzelten ben değil, kayınvalidesi Ayten Hanım’dı. O an içimde bir sızı hissettim ama kendime “Belki de abartıyorum,” dedim. Fakat zamanla Elif’in bana olan mesafesi arttı. Aramadı, sormadı; bayramlarda bile ilk önce Ayten Hanım’ın elini öptü. Ben ise hep ikinci planda kaldım.
Bir gün komşumuz Gülseren Abla kapımı çaldı. “Hayırlı olsun, Elif hamileymiş!” dedi. O an dünyam başıma yıkıldı. Kendi kızımın hamile olduğunu sonradan, başkasından öğrenmiştim. Ellerim buz kesti, gözlerim doldu. Hemen Elif’i aradım, sesi titrek çıktı:
“Anne, sana söyleyecektim ama… Ayten Hanım yanımdaydı, ona danıştım önce.”
O an içimde bir şeyler koptu. Benim kızım, en özel anını önce bana değil, kayınvalidesine anlatmıştı. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Nerede yanlış yaptığımı düşündüm durdum.
Elif küçükken bana çok düşkündü. Okuldan geldiğinde boynuma sarılır, “Anneciğim!” diye bağırırdı. Onun saçlarını örerken masallar anlatırdım. Ama büyüdükçe aramıza mesafe girdi. Belki de çok korumacıydım, belki de ona fazla karıştım… Bilemiyorum.
Bir gün cesaretimi topladım ve Elif’in evine gittim. Kapıyı Ayten Hanım açtı. Gözlerinde hafif bir tebessüm vardı ama içten değildi.
“Hoş geldiniz Hatice Hanım,” dedi.
Elif salonda oturuyordu, karnı hafifçe belli oluyordu artık. Yanına oturdum, elini tuttum.
“Elif’ciğim, bana neden söylemedin?” dedim sessizce.
Başını eğdi, “Anne, kırılmanı istemedim,” dedi.
Ayten Hanım hemen araya girdi: “Kızımız çok hassas bu aralar, üzmeyelim.”
O an kendimi yabancı gibi hissettim. Kendi kızımın yanında fazlalık gibiydim. İçimdeki acıyı bastırmaya çalıştım ama gözlerim doldu.
Eve dönerken yolda kendi kendime konuştum: “Hatice, sen nerede hata yaptın?”
O günden sonra Elif’i daha sık aramaya başladım ama çoğu zaman telefonu açmadı ya da kısa konuştu. Bir gün telefonda ona sordum:
“Elif, ben sana bir şey mi yaptım? Neden bana bu kadar uzaksın?”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra fısıldar gibi konuştu:
“Anne, sen hep benim iyiliğimi istedin ama bazen çok baskı yaptın. Evliliğimde de kendi kararlarımı vermek istiyorum.”
O an anladım ki, belki de sevgimi yanlış göstermiştim. Onu korumak isterken boğmuş olabilirdim.
Aylar geçti, torunum dünyaya geldi. Hastaneye ilk giden yine Ayten Hanım olmuştu. Ben ise ikinci gün ancak görebildim torunumu. Elif’in gözlerinde yorgunluk ve biraz da suçluluk vardı.
“Anneciğim, kusura bakma… Her şey çok hızlı gelişti,” dedi.
Torunumu kucağıma aldığımda gözyaşlarımı tutamadım. O an içimde hem büyük bir sevinç hem de derin bir hüzün vardı.
Ailemiz artık ikiye bölünmüştü sanki: Bir tarafta Elif ve Ayten Hanım’ın yakınlığı; diğer tarafta ben ve yalnızlığım…
Bir akşam Elif’le otururken ona şunu sordum:
“Elif, ben senin annenim… Neden bana bu kadar uzaklaştın?”
Elif gözlerini kaçırdı: “Bilmiyorum anne… Belki de senin beklentilerin beni korkuttu.”
O an sustum. Çünkü ne desem boştu artık.
Şimdi her gece aynı soruyu soruyorum kendime: Nerede yanlış yaptım? Bir anne olarak sevgimi göstermek isterken neden kızımı kaybettim? Yoksa annelik bazen fazla mı ağır geliyor insana?
Siz olsanız ne yapardınız? Bir anne olarak sınırlarınızı nasıl çizersiniz? Yoksa her şey kader mi?