Dört Yıldır Annemle Konuşmuyorum: Bir Kızın Sessiz Çığlığı

“Senin yüzünden hayatım mahvoldu!” diye bağırdı annem, gözleri dolu dolu bana bakarken. O an, mutfağın ortasında, ellerim titreyerek tuttuğum çay bardağı elimden kayıp yere düştü. Cam kırıkları arasında, annemin sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. O gün, dört yıl önceydi. O günden beri annemle tek kelime etmedim.

Benim adım Elif. Yirmi altı yaşındayım ve dört yıldır annemle konuşmuyorum. Bu cümleyi kurmak bile hâlâ içimi sızlatıyor ama utanmıyorum. Çünkü bazen insanın kendini koruması için en sevdiklerinden bile uzaklaşması gerekiyor.

Her şey, üniversiteden mezun olduğum yıl başladı. O zamanlar hayatımda en çok istediğim şey, kendi ayaklarım üzerinde durabilmekti. Annem ise bambaşka hayaller kuruyordu benim için: “Elif, iyi bir kısmet bul, rahat et. Bak, komşunun kızı Zeynep geçen ay nişanlandı. Sen de artık düşünmelisin.” Ben ise kendi yolumu çizmek istiyordum. İstanbul’da küçük bir reklam ajansında iş bulmuştum, heyecanlıydım. Annem ise bu kararıma karşı çıktı: “Kız başına İstanbul’da ne işin var? Biz seni okutalım diye mi bu kadar uğraştık?”

Babam sessizdi, her zamanki gibi. Evde annemin sesi yankılanırdı hep. Babam gözlerini kaçırır, gazeteye gömülürdü. Ben ise bavulumu toplarken annemin gözyaşlarını görmezden gelmeye çalıştım. “Bir gün pişman olacaksın!” dedi arkamdan.

İstanbul’a taşındığımda hayat hiç kolay olmadı. Ev arkadaşım Derya ile küçücük bir dairede yaşadık. Kira, faturalar, iş stresi… Ama özgürdüm! Her şeye rağmen mutluydum. Annem ise her telefon konuşmasında bana sitem ediyordu: “Bak, komşunun kızı evlendi, sen hâlâ bekar geziyorsun!” Ben ise işimde yükseliyor, kendi paramı kazanıyordum.

Bir gün, iş yerinde tanıştığım Emre hayatıma girdi. Emre’yle ilk başta sadece arkadaş olduk. Sonra birlikte vakit geçirdikçe ona âşık olduğumu fark ettim. Emre de benim gibi ailesinden baskı görmüş, kendi yolunu çizmişti. Birbirimize destek olduk. Bir yıl sonra evlenmeye karar verdik.

Annem bu haberi duyunca adeta yıkıldı: “Senin için uygun değil! Onun ailesi bizim gibi değil! Hem daha çok gençsin!” Babam yine sessizdi. Annemle aramızdaki uçurum büyüdü. Düğünümüzü küçük bir salonda yaptık; annem gelmedi. Babam ise gizlice gelip arka sıralarda oturduğunu sonradan öğrendim.

Evliliğimizin ilk yılları zordu. Emre’nin işi bazen aksıyor, ben ise işten geç saatlerde çıkıyordum. Maddi sıkıntılarımız vardı ama birbirimize tutunuyorduk. Annem ise her fırsatta bana mesaj atıyor, “Bak göreceksin, bu evlilik yürümez!” diyordu.

Bir gün işten eve döndüğümde Emre’yi üzgün buldum. “Annen yine aradı,” dedi sessizce. Meğer annem Emre’yi de arayıp evliliğimizi sorguluyormuş: “Elif’i mutlu edebilecek misin? Onu üzersen karşında beni bulursun!” Emre bu baskıya daha fazla dayanamadı ve bana her şeyi anlattı.

O gece annemi aradım ve ilk kez ona bağırdım: “Artık hayatıma karışma! Ben senin kuklan değilim!” Annem telefonda ağladı, bana beddua etti: “Bir gün sen de anne olacaksın ve beni anlayacaksın!”

O günden sonra annemle konuşmadım. Ne bayramda ne doğum günümde… Babam arada bir mesaj atar, “Annen seni çok özledi,” derdi ama ben dönmedim.

Dört yıl geçti. Bu süre içinde Emre’yle birlikte yeni bir şehirde yeni bir hayat kurduk. Kendi evimizi aldık, işimiz düzeldi. Ama içimde hep bir boşluk vardı; annemin sesi hâlâ rüyalarıma giriyordu.

Geçen ay babam hastaneye kaldırıldı. Apar topar memlekete gittim. Hastane odasında annemle göz göze geldik; dört yılın öfkesi ve özlemi arasında sıkışıp kaldık. Annem bana bakmadı bile; ben de ona tek kelime etmedim.

Babam iyileşti ama o gün annemle aramızdaki duvar daha da kalınlaştı. Eve dönerken otobüste camdan dışarı bakarken düşündüm: Acaba ben mi çok katıydım? Yoksa annem mi beni hiç anlamadı? Belki de ikimiz de birbirimizi sevmeyi yanlış öğrendik.

Şimdi burada size bunları yazarken içimde hâlâ bir sızı var ama pişman değilim. Kendi hayatımı kurmak için verdiğim mücadelede yalnız kaldım ama özgürüm.

Sizce insan en sevdiklerinden vazgeçmeden kendi yolunu çizebilir mi? Yoksa bazen susmak ve uzaklaşmak da bir cesaret midir?