Kasiyer Zeynep ve Teyze Meryem: Bir İntikamın Dostluğa Dönüşen Hikayesi
“Hanımefendi, sırada bekleyen başka insanlar da var, lütfen biraz hızlı olur musunuz?” Zeynep’in sesi, marketin floresan ışıkları altında yankılandı. Elimdeki bozuk paraları kasanın önüne dökerken, arkamda sabırsızca homurdanan gençleri duyabiliyordum. Yüzüm kızardı, ellerim titredi. “Benim acelem yok, genç kızım,” dedim ama sesim cılız çıktı. Zeynep gözlerini devirdi, “Kartınız çalışmıyor, nakit var mı?” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı. Sanki herkes bana bakıyordu, sanki yaşlılığım bir suçtu.
O gün eve dönerken ayaklarım yere ağır basıyordu. Yıllardır bu mahallede yaşardım, herkes birbirini tanırdı. Ama artık kimse kimseye sabır göstermiyordu. Zeynep’in bana yaptığı muamele içimi acıttı. “Ben de bir zamanlar gençtim,” diye düşündüm, “ben de kasada çalıştım, ben de insanlara gülümsedim.” O gece uyuyamadım. İçimdeki öfke büyüdü. Ertesi sabah aynaya bakarken kendime söz verdim: Bu genç kız bana saygı göstermeyi öğrenecek.
Planım basitti. Mahalledeki diğer yaşlılarla konuştum, Zeynep’in kasasına gitmemelerini söyledim. Sosyal medyada marketin müşteri hizmetlerine şikayet yazdım. Hatta market müdürüne kadar gittim. Müdür, “Zeynep iyi bir çalışandır ama uyarırım,” dedi. İçimde bir tatmin duygusu vardı ama aynı zamanda garip bir boşluk hissettim.
Bir hafta sonra markette yine karşılaştık. Zeynep’in gözleri bana değdiğinde utangaçça başını eğdi. Ben de alışverişimi başka kasiyere yaptırdım. Fakat çıkışta yağmur bastırdı. Poşetlerim ağırdı, bastonum kaygandı. Birden arkamdan bir ses duydum: “Teyze, yardım edeyim mi?” Döndüm, Zeynep’ti bu. Yüzünde samimi bir mahcubiyet vardı.
“Gerek yok,” dedim sertçe. Ama poşetler elimden kayınca mecburen kabul ettim. Yol boyunca sessizce yürüdük. Apartmanın önüne geldiğimizde Zeynep durdu: “O gün için özür dilerim. Çok yorgundum, annem hastanede yatıyor… Bazen kendimi kaybediyorum.”
Bir an sustum. İçimdeki öfke yerini meraka bıraktı. “Annen neyi var?” diye sordum.
“Kanser… Babam yok, küçük kardeşimle ben ilgileniyorum,” dedi gözleri dolarak.
O an kendi anneliğimi düşündüm, oğlumun Almanya’da olduğunu, torunlarımı yılda bir görebildiğimi… Zeynep’in yükü ağırdı. “Yardım ister misin?” dedim.
O günden sonra aramızda tuhaf bir bağ oluştu. Ben ona yemek götürdüm, o bana market alışverişinde yardım etti. Birlikte çay içtik, dertleştik. Mahalledeki dedikodulara kulak asmadık.
Bir gün oğlum aradı: “Anne, neden bu kadar yalnızsın? Almanya’ya gelsene.”
“Burada yalnız değilim artık,” dedim ona.
Zeynep’le dostluğumuz derinleşti. Onunla birlikte annesini hastanede ziyaret ettik. Annemin ölümünden sonra ilk kez birinin yanında ağladım. Zeynep de bana sarıldı: “Sen bana anne oldun,” dedi.
Bir gün markette eski arkadaşlarım beni gördü: “Sen o kasiyeri şikayet etmemiş miydin? Şimdi ne oldu?”
Gülümsedim: “Bazen en büyük düşmanımız en yakın dostumuz olurmuş.”
Hayatın bana öğrettiği en önemli şey sabır ve empati oldu. İnsan bazen intikam peşinde koşarken asıl ihtiyacı olanın anlayış ve sevgi olduğunu çok geç fark ediyor.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç birine öfkeyle yaklaşırken onun hikayesini dinlemeyi denediniz mi? Belki de en büyük değişim, önyargılarımızı bırakmakla başlar…