Altmış Yaşında Yeniden Doğmak: Kimseye Lazım Olmamak mı, Özgürlük mü?
“Anne, artık kendi hayatımızı kurmak istiyoruz. Lütfen anlayış göster.”
Kızım Elif’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O gün mutfakta, ellerim bulaşık deterjanıyla ıslanmışken, bana bakmadan bu cümleyi kurdu. O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki yıllardır ördüğüm, çocuklarım için var ettiğim o sıcak yuva bir anda dağılıvermişti. Elif ve oğlu Baran, eşyalarını toplamış, kapının önünde ayakkabılarını giyiyordu. Oğlum Murat ise çoktan İstanbul’a taşınmış, yeni işine başlamıştı. Eşim Cemal’i ise yıllar önce bir trafik kazasında kaybetmiştik. Evde bir başıma kalakaldım.
O gün akşam, televizyonun karşısında otururken kendime sordum: “Şimdi ne yapacağım?” Yıllarca çocuklarım için yaşadım, onların her ihtiyacına koştum. Gençliğimde annem bana hep, “Kadın olmak fedakârlık ister, kızım,” derdi. Ben de öyle yaptım. Kendi isteklerimi, hayallerimi hep erteledim. Şimdi ise altmış yaşındayım ve ilk defa kimseye lazım olmadığımı hissediyorum.
Başlarda bu yalnızlık içimi kemirdi. Sabahları uyanınca evin sessizliğiyle yüzleşmek, akşamları sofrada tek başıma oturmak… Komşum Şükran teyze arada uğrardı ama sohbetlerimiz hep aynıydı: “Elif aradı mı? Murat ne zaman gelecek?” Sanki ben sadece çocuklarımın annesiydim; başka bir kimliğim yoktu.
Bir gün pazara gittim. Tezgâhın başında yaşlı bir kadınla göz göze geldik. O da yalnızdı belli ki; gözlerinde aynı boşluk vardı. “Kızım, domatesin kilosu kaç lira?” diye sordu bana. O an fark ettim ki, yalnızlık sadece bana ait değildi. Pazardaki kadınların çoğu benim gibiydi: Çocukları büyümüş, evleri sessizleşmiş, hayatları bir kenara itilmiş kadınlar…
Bir akşam Elif aradı. “Anne, Baran’ın doğum günü var, gelir misin?” dedi. Sevinçle hazırlandım; en güzel elbisemi giydim, Baran’a oyuncak aldım. Ama eve vardığımda Elif’in yüzünde bir huzursuzluk vardı. Misafirler gelmişti; ben ise köşede oturup sessizce izledim onları. Kimse bana bir şey sormadı, kimseyle sohbet etmedim. Baran pastasını üflerken göz göze geldik; bana gülümsedi ama hemen arkadaşlarına döndü.
O gece eve dönerken içimde bir boşluk vardı. “Ben artık bu ailenin neresindeyim?” diye sordum kendime. Oğlum Murat ise telefonlara bile çıkmaz olmuştu; iş yoğunluğundan şikâyet ediyor, “Anneciğim, seni sonra arayacağım,” deyip kapatıyordu.
Bir sabah aynaya baktım. Yüzümdeki çizgiler derinleşmişti ama gözlerimde hâlâ bir ışık vardı. “Ben kimim?” diye sordum kendime tekrar. Sadece anne miyim? Sadece eş miydim? Yoksa bambaşka biri olabilir miydim?
O gün cesaretimi topladım ve yıllardır ertelediğim kursa yazıldım: Resim kursu… Gençliğimde çok isterdim ama hep çocukların ihtiyaçları öncelikliydi. Kursun ilk günü heyecanla gittim; sınıfta benden başka yaşlı kadınlar da vardı. İlk fırça darbesini tuvale vurduğumda içimde bir kıpırtı hissettim. Sanki yıllardır susturulan bir yanım yeniden konuşmaya başlamıştı.
Kursun hocası Ayşe Hanım bana, “Çok güzel renkler seçiyorsunuz,” dediğinde gözlerim doldu. Yıllardır kimse bana iltifat etmemişti; kimse beni fark etmemişti. Her hafta kursa gitmek için sabırsızlanır oldum. Yeni arkadaşlar edindim; birlikte çay içtik, dertleştik, güldük…
Bir gün Elif aradı yine: “Anne, neden bu kadar meşgulsün? Seni arıyorum, açmıyorsun.”
Gülümsedim: “Kursum var kızım, resim yapıyorum.”
Elif şaşırdı: “Sen mi? Ne resmi?”
“Yıllardır yapmak istediğim şeyi yapıyorum,” dedim kararlı bir sesle.
İlk sergimize ailemi davet ettim. Elif ve Murat geldiler; tablolarımı görünce şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Elif fısıldadı: “Anne, sen ne zaman böyle oldun?”
Gözlerim doldu: “Ben hep böyleydim kızım; sadece şimdi kendime izin verdim.”
O günden sonra hayatım değişti. Artık sabahları uyanınca kendimi işe yaramaz hissetmiyorum. Her gün yeni bir şey öğreniyorum; yeni insanlarla tanışıyorum. Komşularım bile değiştiğimi fark etti: “Ne kadar gençleştin Hatice!” diyorlar.
Ama en önemlisi, artık kimseye lazım olmamanın acısını değil; özgürlüğünü yaşıyorum. Kimseye hesap vermek zorunda değilim; kimseye kendimi kanıtlamak zorunda değilim.
Bazen akşamları pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Toplum neden kadınları belli bir yaştan sonra görünmez kılıyor? Neden bizden sadece anne olmamızı, fedakâr olmamızı bekliyor? Oysa biz de hayal kurabiliriz; biz de yeniden başlayabiliriz.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç sadece kendiniz için yaşamayı denediniz mi? Yoksa hâlâ başkalarının ihtiyaçlarını kendi hayatınızın önüne mi koyuyorsunuz?