Kırık Bir Hayatın Kıyısında: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Hanımefendi, lütfen sakin olun… Sonuçlarınız maalesef düşündüğümüzden daha ciddi.”
O an, doktorun sesi kulağımda yankılandı. Gecenin bir yarısı, mutfağın köşesinde elimde telefon, dizlerim titreyerek yere çöktüm. Annem içeriden seslendi: “Zeynep, ne oldu kızım? Kim arıyor bu saatte?” Cevap veremedim. Boğazımda bir yumru, gözlerimde yaşlar… Sadece fısıldayabildim: “Bir şey yok anne.”
Ama her şey vardı. Hayatım boyunca başkaları için yaşadım. Babamın beklentileri, annemin korkuları, abimin gölgesinde kalmak… Şimdi ise kendi hayatım için savaşmam gerekiyordu. Doktorun kelimeleri beynimde dönüp duruyordu: “Meme kanseri. İleri evre.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Pencerenin önünde oturup İstanbul’un sessizliğine baktım. Kafamda binlerce soru: Nasıl söyleyeceğim? Annem yıkılır, babam öfkesini benden çıkarır, abim ise yine hiçbir şey olmamış gibi davranır…
Sabah olduğunda annem kahvaltı hazırlamıştı. Babam gazeteyi okuyor, abim ise telefonunda oyun oynuyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi… İçimdeki fırtına ise büyüyordu.
“Anne, sana bir şey söylemem lazım.”
Annem gözlerini bana dikti. “Hayırdır kızım? Korkutma beni.”
Derin bir nefes aldım. “Doktor aradı dün gece… Kansermişim.”
Bir anda mutfakta sessizlik oldu. Babam gazeteyi indirdi, abim kafasını kaldırdı. Annem ise elindeki çay bardağını masaya bıraktı. “Ne diyorsun sen Zeynep? Şaka mı bu?”
“Keşke şaka olsa anne…”
Babam öfkeyle ayağa kalktı. “Sen ne yaptın da başımıza bu geldi? Hepimizin huzurunu kaçırdın!”
O an içimde bir şeyler koptu. Hep susmuştum, hep sineye çekmiştim ama artık dayanacak gücüm yoktu.
“Baba, ben hasta oldum diye mi suçlusun? Ben mi istedim böyle olmayı?”
Abim araya girdi: “Tamam baba, bağırma kıza. Zeynep’in suçu yok.”
Ama babam dinlemedi. “Bu evde hep sorun sensin zaten! Üniversiteye gitmek istedin, çalışmak istedin… Şimdi de bu!”
Annem ağlamaya başladı. “Allah’ım, ne günah işledik de başımıza bu geldi?”
O an anladım ki, ailem bana destek olmak yerine yük olacaktı. O gün hastaneye yalnız gitmeye karar verdim.
Hastane koridorlarında yürürken kendimi çok yalnız hissettim. Doktorum Ayşe Hanım bana umut vermeye çalıştı: “Zeynep Hanım, tedaviye hemen başlamamız lazım. Güçlü olmalısınız.”
Güçlü olmak… Hayatım boyunca hep güçlü olmam istendi ama kimse bana nasıl güçlü olunacağını öğretmedi.
Kemoterapiye başladığımda saçlarım dökülmeye başladı. Aynada kendime bakamaz oldum. İş yerinde arkadaşlarım önce geçmiş olsun dedi, sonra yavaş yavaş uzaklaştılar. Sanki bulaşıcı bir hastalığım varmış gibi…
Bir gün işten eve dönerken komşumuz Meryem Teyze kapıda beni durdurdu: “Kızım, annen çok üzülüyor. Bari onu üzme de başını ört, dua et biraz.”
İçimden bağırmak geldi: “Ben dua etmiyorum diye mi hasta oldum?” Ama sustum. Yine sustum.
Evde annem her gün ağlıyor, babam ise bana bakmıyordu bile. Abim ise kendi derdinde… Bir gece abim odama geldi:
“Zeynep, ben seni anlıyorum ama annemle babamı da düşünmek zorundayız. Onlar çok üzülüyor.”
“Peki ya ben? Ben ne olacağım abi?”
Cevap veremedi.
Tedavi ağır geçiyordu. Midem bulanıyor, geceleri uyuyamıyordum. Bir sabah banyoda saçlarımı tamamen kaybettiğimi gördüm. Aynanın karşısında saatlerce ağladım.
O gün karar verdim: Artık kendim için yaşayacaktım.
Bir peruk aldım, makyaj yaptım ve dışarı çıktım. Kadıköy’de sahilde oturup martıları izledim. Yanıma yaşlı bir kadın oturdu:
“Kızım, gözlerin çok hüzünlü… Hayat kısa, üzülme bu kadar.”
O an içimde bir umut yeşerdi. Belki de hayatıma sahip çıkmalıydım.
Eve döndüğümde anneme sarıldım: “Anne, ben iyileşeceğim. Senin için değil, babam için değil… Kendim için!”
Annem gözyaşları içinde bana sarıldı: “Kızım, seni çok seviyorum ama korkuyorum…”
“Ben de korkuyorum anne ama birlikte aşacağız.”
Babam ise hâlâ bana soğuktu ama artık umurumda değildi.
Aylar geçti, tedavim bittiğinde vücudumda izler kaldı ama ruhumda yeni bir güç doğdu.
Bir gün babam yanıma geldi:
“Zeynep… Belki sana haksızlık ettim. Ama ben de korktum kızım.”
O an babama sarıldım ve affettim.
Şimdi yeni bir hayat kuruyorum kendime. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğreniyorum.
Peki siz hiç kendi aileniz tarafından yalnız bırakıldınız mı? Hayatta en çok kime güveniyorsunuz? Bazen en büyük savaşlarımızı en yakınlarımızla mı veriyoruz sizce de?