Babaannemin Sessizliği: Ailemin Kırılma Noktası ve Benimle Yüzleşmesi
“Yeter artık! Bir kere de konuş babaannem, bir kere de anlat!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. Annem mutfakta ellerini yıkarken donup kaldı, babam ise televizyonun sesini kısmadan bana ters ters baktı. Babaannem ise, her zamanki gibi, başını hafifçe eğip pencerenin dışındaki yağmura bakmaya devam etti. O an, evdeki herkesin nefesi tutulmuştu. Sanki yıllardır biriken bütün sorular, o küçücük salonda yankılanıyordu.
Ben Emre. Otuz iki yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Bizim evde babaannemin sessizliği, duvarlardaki çatlaklar kadar belirgindi. Çocukluğumdan beri, sofrada, bayramda, cenazede, ne zaman bir araya gelsek, babaannem Zeynep Hanım hep susardı. Sadece gözleriyle konuşurdu; bazen öfke, bazen hüzün, bazen de tarifsiz bir yorgunlukla.
Babamın sesiyle irkildim: “Emre, yeter! Babaneye karışma.”
Ama ben susmadım. “Neden baba? Neden hep susuyor? Neden bizimle konuşmuyor? Neden hiçbir şey anlatmıyor?”
Babamın yüzü gerildi. Annem ise gözlerini kaçırdı. O an anladım ki, bu sessizlik sadece babaanneme ait değildi; hepimiz bu sessizliğin içinde kaybolmuştuk.
O gece uyuyamadım. Babaannemin odasının önünde durup kapısını dinledim. İçeriden sadece hafif bir hıçkırık sesi geliyordu. O an içimde bir şey kırıldı. Ertesi sabah, işe gitmeden önce babaannemin yanına oturdum.
“Babaanne,” dedim fısıltıyla, “Lütfen bana anlat. Neden bu kadar suskunsun? Neden hep yalnızsın?”
Babaannem uzun süre sustu. Sonra ellerimi tuttu; elleri soğuktu ama titriyordu. Gözleri doldu.
“Evlat,” dedi kısık bir sesle, “Bazen konuşmak her şeyi daha da zorlaştırır. Ben sustum çünkü konuşursam herkes daha çok acı çekerdi.”
O an anlamadım. Ama içimde bir merak ateşi yanmaya başladı. İşe gitmek için evden çıktığımda bile aklımda babaannemin sözleri vardı.
O hafta boyunca ailemdeki herkesle konuştum. Annem, “Babaannen gençliğinde çok şey yaşadı,” dedi ama detay vermedi. Babam ise “Geçmiş geçmişte kaldı,” deyip konuyu kapattı. Kimse açıkça konuşmak istemiyordu.
Bir akşam işten dönerken mahalledeki eski komşumuz Ayşe Teyze’yi gördüm. Onunla selamlaştık, laf lafı açtı.
“Senin babaannen çok güçlü kadındır,” dedi Ayşe Teyze. “Gençliğinde kocası onu başka bir kadın için terk ettiğinde kimse yanında olmadı. O zamanlar dul kadın olmak ayıptı ya… Herkes arkasını döndü ona.”
Şok olmuştum. Babamın babasıyla ilgili hiçbir şey bilmiyordum; o hep yoktu zaten hayatımızda.
Eve döndüğümde babaannemin yanına oturdum.
“Babaanne… Deden beni terk etti mi?”
Babaannem gözlerini kaçırdı ama sonra başını salladı.
“Evet evlat… Ama bu benim suçum değildi. Kimseye anlatamadım, çünkü herkes beni suçladı. Ailem bile… O yüzden sustum. Sustukça içimde büyüdü acı.”
O an gözyaşlarımı tutamadım. Babaannemin ellerini tuttum, “Keşke anlatsaydın babaanne… Keşke biz yanında olabilseydik,” dedim.
O gece ailece sofraya oturduk. İlk defa babaannem konuşmaya başladı.
“Ben yıllarca sustum çocuklar,” dedi titrek bir sesle. “Çünkü konuşursam siz de acı çekersiniz sandım. Ama şimdi anlıyorum ki, susmak da acı veriyor insana.”
Babam başını öne eğdi, annem gözyaşlarını sildi.
“Anne… Bize neden anlatmadın?” diye sordu babam.
“Sen küçüktün oğlum… Herkes bana sırtını döndü. Ben de size yük olmak istemedim.”
O akşam ilk defa ailece birbirimize sarıldık. Babaannemin sessizliği çözülmeye başlamıştı ama yılların yükü hâlâ omuzlarımızdaydı.
Sonraki günlerde babaannem daha çok konuştu; eski günlerden, yaşadığı zorluklardan, mahalledeki dedikodulardan… Annemle babam da geçmişteki hatalarını kabul ettiler; annem, “Keşke daha önce konuşsaydık,” dedi.
Ama en çok ben değiştim. Babaannemin sessizliğinin ardında ne kadar büyük bir yalnızlık ve acı olduğunu gördüm. Onu yargılamadan önce anlamaya çalışmam gerektiğini öğrendim.
Şimdi düşünüyorum da… Kaç ailede böyle sessizlikler var? Kaç kişi acısını içine gömüp susuyor? Biz neden konuşmaktan bu kadar korkuyoruz?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Sessizliği mi seçerdiniz yoksa acınızı paylaşmayı mı?