Kalbim Unutmaz: Bir Anne ve Oğlunun Sessiz Çığlığı

“Emir! Emir, lütfen sus oğlum… Ne olur biraz daha dayan…”

Sesim titriyordu. Gözlerimden yaşlar süzülürken, mutfağın köşesinde dizlerimin üstüne çökmüş, ellerimi başıma kapatmıştım. O an, içimdeki fırtına dışarıdan bakınca sadece bir annenin yorgunluğuna benziyordu belki ama ben, içimde koca bir savaş veriyordum. Annem kapının önünde dikilmiş, yüzünde o tanıdık, sert ifade vardı.

“Zeynep, yeter artık! Her gün aynı şey. Ne işin var bu adamla hâlâ? Çocuğu da kendine benzettin!”

Annemin sesi, duvardan duvara çarpıp yankılandı. Emir’in ağlaması daha da yükseldi. O an, ne anneme ne de oğluma yetişebiliyordum. Sanki iki uçurum arasında asılı kalmıştım.

Bundan beş yıl önce, üniversiteyi bitirip İstanbul’a döndüğümde her şey çok farklı olacaktı sanmıştım. Hayallerim vardı: Kendi ayaklarım üzerinde durmak, bir gün iyi bir iş bulmak, belki de yurt dışında yaşamak… Ama hayat, bana başka bir yol çizdi. Babamın ani ölümüyle annemle baş başa kaldık. O sırada tanıştığım Serkan’a sığındım. O zamanlar bana güvenli bir liman gibi gelmişti. Kısa sürede evlendik. Sonra Emir doğdu. Her şey hızla değişti.

Serkan’ın işsizliği, borçları ve öfke nöbetleri evimizin havasını boğucu bir hale getirdi. Annem ise her fırsatta “Ben sana demiştim” diyerek üzerime geldi. Bir yanda geçim derdi, bir yanda annemin bitmeyen eleştirileri… En çok da Emir’in masum gözleri arasında sıkışıp kaldım.

O gün mutfakta kotletleri çevirirken, aklımda bin bir düşünce vardı. Annem yine sabah erkenden gelmişti. “Bak kızım,” dedi, “bu çocuk bu evde büyüyemez. Sen de kendini mahvediyorsun. Serkan’dan ayrıl, gel bizimle yaşa.”

Ama annemin evinde de huzur yoktu ki… Babamın yokluğunda annem daha da katılaşmıştı. Her hareketimi eleştiriyor, her kararımı sorguluyordu. Bir gün bile “Aferin kızım” dediğini duymadım.

Emir’in ağlaması kesilmedi. Koştum yanına. Yüzü kıpkırmızıydı, elleriyle havayı tırmalıyordu. Onu kucağıma aldım, “Tamam oğlum, buradayım,” dedim ama içimde öyle değildim. Orada değildim; aklımda kaçıp gitmek vardı.

O gece Serkan eve geç geldi. Yine alkollüydü. Kapıyı çarparak açtı, “Yemek nerede?” diye bağırdı. Annem hemen araya girdi: “Sen adam olsan kızımı bu hale getirmezdin!”

Serkan anneme bağırdı, annem bana… Emir ise korkudan ağladı. O an karar verdim: Böyle devam edemezdi.

Gece yarısı Emir’i uyuttuktan sonra mutfağa geçtim. Annem de oradaydı. Gözleri doluydu ama sesi hâlâ sertti: “Bak Zeynep, bu hayat seni bitiriyor. Kendine gel.”

“Anne,” dedim titrek bir sesle, “ben bittim zaten.”

Sabaha kadar düşündüm. Gitmek istiyordum ama nereye? Annemin evine mi? Orada da huzur yoktu ki… Ya tek başıma? Param yoktu, işim yoktu…

Ertesi sabah Serkan yine iş aramaya gittiğini söyleyip çıktı ama biliyordum; kahvede pinekliyordu. Annem ise Emir’i alıp parka götürdü. Ben mutfakta oturup ellerimi ovuşturdum. O an karar verdim: Gidecektim.

Ama Emir’i bırakıp mı? İçimdeki anne yüreği buna nasıl dayanırdı? Ama ona bu hayatı sunmak da haksızlıktı.

Bir hafta boyunca hazırlık yaptım. Kimseye çaktırmadan eski üniversite arkadaşlarımla konuştum; Ankara’da bir iş buldum. Küçük bir oda kiralayacak kadar param vardı sadece.

Gidiş günü geldiğinde anneme mektup bıraktım:

“Anneciğim,
Biliyorum bana kızacaksın ama artık dayanamıyorum. Emir’i sana emanet ediyorum; ona iyi bak. Ben kendimi toparlayınca geri döneceğim. Lütfen beni affet.”

O sabah Emir’in saçlarını kokladım, yanağına usulca dokundum. Uyuyordu… Gözyaşlarımı tutamadım ama gitmek zorundaydım.

Otobüs terminalinde içimde fırtınalar kopuyordu. Herkes bana bakıyormuş gibi hissediyordum; sanki alnımda “Kötü Anne” yazıyordu.

Ankara’da ilk zamanlar çok zordu. Küçücük odada yalnız başıma ağladığım geceler oldu. Her gün Emir’in sesini duymak için annemi aradım ama çoğu zaman açmadı telefonu.

Aylar geçti… İşe girdim, biraz para biriktirdim ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Bir gün annem aradı:

“Zeynep… Emir hasta oldu.”

Dünya başıma yıkıldı o an. Hemen ilk otobüsle İstanbul’a döndüm.

Eve vardığımda Emir’in ateşi çıkmıştı ama annem onu kucağında sallıyordu; gözlerinde hem öfke hem de şefkat vardı.

“Bak kızım,” dedi annem, “herkes hata yapar ama çocuklar annesiz büyümez.”

O gece Emir’in yanında sabaha kadar oturdum. Küçük elleri avucumda titriyordu.

Yıllar geçti… Şimdi Emir büyüdü; ben ise hâlâ o günün pişmanlığını taşıyorum içimde.

Bazen düşünüyorum: Bir anne çaresiz kaldığında ne yapmalı? Kendi mutluluğunu mu seçmeli yoksa çocuğu için her şeye katlanmalı mı? Siz olsanız ne yapardınız?