Kırk Yaşında Hâlâ Annemin Gölgesindeyim: Bir Evliliğin Sessiz Çığlığı

“Cihan, annenin dediği gibi yapalım. O bilir.”

Eşim Zeynep’in sesi mutfakta yankılandı. Yine annemle ilgili bir mesele… Yine ben, iki ateş arasında kalmış bir adam. O an, elimdeki çay bardağını tezgâha öylece bırakıp içimden geçenleri bastıramadım:

“Zeynep, lütfen… Annem sadece yardımcı olmaya çalışıyor.”

Ama Zeynep’in gözlerinde biriken yaşları görünce, içimdeki suçluluk duygusu boğazıma düğümlendi. Kaçıncı kez aynı tartışmayı yaşıyorduk? Kaçıncı kez annemin gölgesinde eziliyordum?

Kırk yaşındayım. İnsan kırkında hâlâ annesinin kanatları altında olur mu? Ben oldum. Çünkü başka çarem yoktu. Babamı küçük yaşta kaybettim. Annem, Hatice Hanım, bana hem anne hem baba oldu. Her şeyimi o belirledi: hangi okula gideceğim, hangi arkadaşlarla görüşeceğim, hatta hangi takımı tutacağım…

Üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulmak kolay olmadı. Annem, “Oğlum, iş bulana kadar bizimle kalırsın,” dedi. Sonra iş buldum ama evden çıkmak hiç kolay olmadı. Annem her sabah kahvaltımı hazırladı, gömleğimi ütüledi, akşamları sofrayı kurdu. Ben de alıştım bu rahatlığa.

Zeynep’le tanıştığımda hayatımda ilk defa biri bana annemden farklı bir yol gösterdi. Zeynep’in hayalleri vardı: kendi evi, kendi düzeni, kendi kararları… Evlendiğimizde paramız yoktu, birikimimiz yoktu. Annem “Bizim evde kalın,” dedi. Üç odalı geniş bir evimiz vardı Kadıköy’de. Zeynep başta kabul etti ama içten içe huzursuzdu.

İlk zamanlar her şey yolundaydı. Annem Zeynep’e “kızım” diye hitap ederdi, ona yemek tarifleri öğretirdi. Ama zamanla işin rengi değişti. Annem her şeye karışmaya başladı: “Zeynep, o perdeyi öyle asma, toz tutar.” “Cihan’ın gömleklerini ben ütüleyeyim, sen yorulma.” “Akşam yemeğinde kuru fasulye mi olurmuş?”

Zeynep önce sabretti. Sonra yavaş yavaş içine kapandı. Bir gün işten eve döndüğümde onu mutfakta ağlarken buldum.

“Cihan, ben bu evde kendimi misafir gibi hissediyorum,” dedi titrek bir sesle.

O an ne diyeceğimi bilemedim. Annemi kırmak istemiyordum ama Zeynep’in de haklı olduğunu biliyordum. Arada kalmıştım; iki kadın arasında eziliyordum.

Bir akşam annem sofrada yine Zeynep’in yaptığı pilavı eleştirince Zeynep dayanamayıp masadan kalktı.

“Anne, lütfen…” dedim usulca.

Annem bana öyle bir baktı ki… “Senin iyiliğin için söylüyorum oğlum,” dedi.

O gece Zeynep’le uzun uzun konuştuk. “Kendi evimiz olsun istiyorum,” dedi. “Kendi kararlarımızı kendimiz alalım.”

Ama İstanbul’da ev kiraları ateş pahasıydı. Maaşımız yetmiyordu. Anneme bunu söylediğimde yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

“Bak oğlum, ben size kötülük mü ediyorum? Bu devirde kim kirasız evde oturabiliyor? Ben olmasam ne yapardınız?”

Haklıydı belki ama bu haklılık bizi boğuyordu.

Aylar geçti. Zeynep’in içine kapanıklığı arttı. Evde konuşmalarımız azaldı. Bir gün işten eve döndüğümde Zeynep’in valizini topladığını gördüm.

“Gidiyorum Cihan,” dedi sessizce.

Dünya başıma yıkıldı o an. “Nereye gidiyorsun?”

“Annemlere… Bir süre yalnız kalmam lazım.”

Annem kapının önünde durmuş, olan biteni izliyordu. Hiçbir şey demedi.

Zeynep gittikten sonra ev bomboş kaldı. Annem her zamanki gibi kahvaltımı hazırladı, gömleğimi ütüledi ama ben artık hiçbir şeyin tadını alamıyordum.

Bir hafta sonra Zeynep’ten bir mesaj geldi: “Konuşmamız lazım.”

Bir kafede buluştuk. Gözleri şişmişti ağlamaktan.

“Cihan,” dedi, “Seni seviyorum ama böyle devam edemem. Ya kendi hayatımızı kurarız ya da bu evlilik biter.”

O an anladım ki yıllardır annemin gölgesinde yaşamışım ve bu gölge artık beni de karartıyor.

Eve döndüğümde anneme kararımı söyledim:

“Anne, Zeynep’le ayrı eve çıkıyoruz.”

Annem önce sessiz kaldı, sonra gözleri doldu.

“Ben seni tek başıma büyüttüm oğlum… Şimdi yalnız mı bırakacaksın beni?”

İçim parçalandı ama başka çarem yoktu.

Zeynep’le küçük bir daire tuttuk. Her şey sıfırdan başladı: ikinci el eşyalar, eksik mutfak gereçleri… Ama ilk defa kendime ait bir hayatım vardı.

Annemle aramızda mesafe oluştu ama zamanla o da alıştı. Bazen arayıp “İyi misiniz?” diye soruyor, bazen de “Yemeğe gelin,” diyor.

Şimdi kırk yaşındayım ve ilk defa kendi kararlarımı kendim alıyorum.

Ama bazen geceleri uyanıp düşünüyorum: Acaba annemi çok mu kırdım? Yoksa sonunda doğru olanı mı yaptım?

Siz olsanız ne yapardınız? Ailenizin gölgesinden çıkmak için neleri feda ederdiniz?