Kendi Annemi Seçtim: Bir Kadının Kendi Hayatını Geri Alış Hikayesi
“Yeter artık, Songül Hanım! Ben sizin hizmetçiniz değilim!” diye bağırdım, ellerim titreyerek mutfak masasının kenarına tutunurken. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim öfke ve çaresizlik bir anda patladı. Eşim Murat, salondan koşarak geldi, gözlerinde şaşkınlık ve korku vardı. “Ne oluyor burada?” dedi, sesi titrek ama hâlâ annesinin tarafını tutacak kadar kararlıydı.
O an, hayatımın en büyük kavgası başlamıştı. Songül Hanım, her zamanki gibi başını dik tutup bana küçümseyici bir bakış attı: “Sen bu eve gelin geldin, kuralları ben koyarım. Annenin evinde değilsin artık!”
İçimde bir şeyler koptu. Annemin evinde değildim, evet. Ama burada da kendim olamıyordum. Düğünümüzden beri Songül Hanım’ın her lafına boyun eğmiş, Murat’ın sessizliğine sığınmıştım. Ama artık dayanamıyordum.
O gece, mutfakta başlayan tartışma sabaha kadar sürdü. Murat, “Annem yaşlı, biraz idare et,” dedi durdu. Ben ise “Ben de insanım, ben de yoruluyorum!” diye haykırdım. Ama sesimi duyan yoktu. Sabah olduğunda valizimi topladım. Murat kapının önünde durdu: “Nereye gidiyorsun?”
“Anneme gidiyorum,” dedim kararlı bir sesle. “Biraz kendime gelmem lazım.”
Annemin evine vardığımda gözlerim dolmuştu. Kapıyı açınca annem Zeynep Hanım’ın yüzünde endişe ve sevgi vardı. “Kızım, ne oldu sana?” dedi sarılırken. O an içimdeki bütün duvarlar yıkıldı, hıçkıra hıçkıra ağladım.
Günlerce annemin yanında kaldım. O bana çocukluğumdan beri hiç sormadığı kadar çok soru sordu: “Gerçekten mutlu musun? Murat seni seviyor mu? Sen kendini seviyor musun?” Bu soruların cevabını bilmiyordum. Sadece bildiğim, Songül Hanım’ın evinde her gün biraz daha silindiğimdi.
Bir gün annemle mutfakta çay içerken gözlerinin içine baktım: “Anne, ben ne zaman bu kadar güçsüz oldum?” Annem elimi tuttu: “Güçsüz değilsin kızım, sadece çok yoruldun.”
Murat aradı defalarca. Önce özür diledi, sonra kızdı, sonra yalvardı. “Dön ne olur,” dedi bir gece telefonda. “Annemle konuşurum, sana karışmasına izin vermem.” Ama ona inanacak gücüm kalmamıştı. Her seferinde aynı sözler, aynı vaatler…
Bir akşam annemle televizyon izlerken kapı çaldı. Açtığımda Murat’ı gördüm; yanında Songül Hanım da vardı. Annemin salonunda üçümüz karşı karşıya oturduk. Songül Hanım ilk defa gözlerini kaçırıyordu: “Belki de biraz fazla ileri gittim,” dedi kısık bir sesle. Murat ise çaresizce ellerini ovuşturuyordu.
“Ben sadece oğlumun iyiliğini istedim,” dedi Songül Hanım. “Ama seni de kırmak istemezdim.”
İçimde bir öfke kabardı ama bu sefer sakin kalmaya çalıştım: “Beni kırdınız Songül Hanım. Sadece beni değil, kendi oğlunuzu da mutsuz ettiniz.”
Murat başını eğdi: “Belki de hepimiz hata yaptık.”
O gece uzun uzun konuştuk. Songül Hanım bana söz verdi: “Eve döndüğünde sana karışmayacağım.” Ama içimde bir ses hâlâ huzursuzdu.
Ertesi sabah anneme sarıldım: “Anne, ne yapacağımı bilmiyorum.” Annem saçımı okşadı: “Kızım, hayat senin hayatın. Kimseye kendini feda etmek zorunda değilsin.”
Bir hafta daha annemin yanında kaldım. O süre boyunca kendimi yeniden tanıdım; çocukken sevdiğim kitapları okudum, annemle eski fotoğraflara baktık, birlikte pazara gittik. Her şey çok basit ama çok huzurluydu.
Bir gün Murat tekrar geldi; bu sefer yalnızdı. Elinde küçük bir çiçek vardı: “Sana söz veriyorum değişeceğim,” dedi gözleri dolu dolu.
O an kararımı verdim: “Murat, seni seviyorum ama önce kendimi sevmem lazım.”
Eve dönmedim. Annemin yanında yeni bir hayat kurmaya başladım; küçük bir iş buldum, kendi paramı kazanmaya başladım. Murat’la aramızdaki bağ zamanla zayıfladı; o da sonunda kabullendi.
Songül Hanım bir gün aradı: “Sana haksızlık ettim,” dedi sessizce.
Şimdi kendi evimdeyim; annemle birlikte yaşıyorum ama artık kendi kararlarımı kendim veriyorum.
Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatını seçmesi neden bu kadar zor? Hep başkalarının mutluluğu için yaşarken kendi mutluluğumuzu nasıl unutuyoruz?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için savaşmaya cesaret edebilir miydiniz?