Kulağımda Saklı Hayat: Bir Çocuğun Sessiz Çığlığı

“Efe, kulaklarını kapat da rüzgar almasın!”

Sınıfta yankılanan kahkahalar arasında, öğretmen tahtaya yazı yazarken bile gözler üzerimdeydi. Herkesin gözü kulağımdaydı sanki. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Annemin sabah aynanın karşısında saçlarımı özenle tararken, “Çok yakışıklısın oğlum,” deyişini hatırladım. Ama okulun koridorlarında yankılanan o acımasız sesler, annemin sözlerini silip süpürüyordu.

Her sabah okula gitmek bir işkenceye dönüşmüştü. Sınıf arkadaşlarım, özellikle de Burak ve arkadaşları, beni gördüklerinde elleriyle kulaklarını çekiştirip “Efe, rüzgar seni uçurmasın!” diye bağırıyorlardı. Öğretmenler bazen duymazdan geliyordu, bazen de “Çocuklar, ayıp oluyor!” deyip geçiştiriyordu. Ama ben her gün biraz daha küçülüyordum kendi içimde.

Bir gün okul çıkışı eve dönerken, gözyaşlarımı saklamak için başımı eğmiştim. Annem kapıda beni bekliyordu. Gözlerime baktı, hemen anladı. “Yine mi?” dedi sessizce. Başımı salladım. Babam ise mutfakta gazetesini okuyor, arada bir bana bakıp “Erkek adam ağlamaz,” diyordu. O an annemle babam arasında sessiz bir tartışma başladı. Annem, “Bu çocuk böyle devam edemez,” dedi. Babam ise “Alışacak, hayat bu,” diye kestirip attı.

O gece odamda yatağımda dönerken, kendi kendime sordum: Neden ben? Neden benim kulaklarım bu kadar büyük? Neden insanlar farklı olana bu kadar acımasız?

Bir sabah annem yanıma oturdu ve elini omzuma koydu. “Efe, ister misin bir doktora gidelim? Belki bir çözüm buluruz,” dedi. Kafam karışıktı ama umutsuzca bir çıkış yolu arıyordum. Babam ise bu fikre karşı çıktı: “Çocuk daha on yaşında! Ameliyat mı olurmuş?” Annem kararlıydı. “Onun psikolojisi daha önemli,” dedi ve sonunda babamı ikna etti.

Bir hafta sonra İstanbul’da bir hastanenin bekleme salonundaydık. Doktor Gökhan Bey beni dikkatlice inceledi ve gülümsedi: “Efe, senin kulakların çok güzel ama istersen küçük bir operasyonla daha az dikkat çeker hale getirebiliriz.” O an içimde bir umut ışığı yandı. Annem elimi sıktı.

Ameliyat günü geldiğinde korkuyordum ama aynı zamanda heyecanlıydım. Annem başucumdaydı, babam ise kapıda endişeyle volta atıyordu. Ameliyat sadece iki saat sürdü. Uyandığımda başımda sargılar vardı ama annemin gözlerinde ilk kez gerçek bir umut gördüm.

Bir hafta sonra sargılar açıldığında aynaya baktım. Kulaklarım artık eskisi kadar belirgin değildi. Annem ağladı, babam ise sessizce başımı okşadı. O an ilk defa kendimi normal hissettim.

Okula döndüğümde herkes şaşkındı. Burak yanıma gelip “Ne oldu kulağına?” diye sordu. Gülümsedim: “Küçüldü.” O günden sonra kimse benimle dalga geçmedi ama ben artık biliyordum ki mesele sadece kulaklarım değildi; mesele insanların farklı olana tahammülsüzlüğüydü.

Yıllar geçti, liseye başladım. O günleri düşündükçe içimde hâlâ bir sızı var. Çünkü o küçücük çocuk hâlâ içimde bir yerlerde ağlıyor. Bazen düşünüyorum: Keşke insanlar çocukların kalbini kırmadan önce iki kere düşünseydi…

Şimdi size soruyorum: Siz hiç dış görünüşünüz yüzünden yargılandınız mı? Ya da bir çocuğun sessiz çığlığını duydunuz mu?