Birlikte Yürüdüğümüz Yol: Bir Babadan Kızına
“Baba, ben geldim!” diye seslendi Elif, kapıyı açar açmaz. Anahtarın kilitte dönerken çıkardığı o tanıdık sesi duydum, ama yine de içimde bir burukluk vardı. O gün işten erken çıkamamıştım; annesi de nöbetteydi. Elif’in okuldan dönüp evde yalnız kalmasına alışmıştık ama her seferinde içim cız ederdi. “Hoş geldin kızım,” dedim, sesim mutfağın duvarlarında yankılandı. Cevap gelmedi. Buzdolabından bir kase çorba çıkarıp mikrodalgaya koyduğunu tahmin ettim. O an, çocukluğundan beri kendi kendine yetmeye çalışmasının yükünü omuzlarında taşıdığını fark ettim.
Elif ilkokula başladığında, annesiyle ben sabahın köründe evden çıkardık. O ise minicik elleriyle çantasını taşır, okuldan döndüğünde evde kimseyi bulmazdı. “Baba, bugün öğretmen bana aferin dedi,” derdi bazen telefonda. Ben ise, “Aferin kızım, sen her şeyi başarırsın,” derdim ama içimde hep bir eksiklik hissi olurdu. Onun yanında olamamanın vicdan azabıydı bu.
Yıllar geçti, Elif büyüdü. Ortaokulda arkadaşlarıyla pek anlaşamazdı; içine kapanık bir çocuktu. Bir gün odasına girdiğimde, defterine yazdığı satırları gördüm: “Bazen herkesin bir arada olduğu sofraları özlüyorum.” O an anladım ki, ne kadar güçlü görünse de yalnızlık onu da yoruyordu.
Lise yıllarında Elif daha da olgunlaştı. Kendi yemeğini yapar, derslerini tek başına çalışırdı. Annemizle ben ise hâlâ işten eve yorgun argın dönerdik. Bir akşam sofrada annesiyle tartıştık: “Kızımızı ihmal ediyoruz,” dedi annesi. “Başka çaremiz var mı?” dedim ben de çaresizce. “Onun için çalışıyoruz.” Ama Elif’in gözleri dolmuştu o an; sessizce odasına çekildi.
Son sınıfa geldiğinde, okula stajyer öğretmenler gelmişti. Tarih dersine giren genç ve ciddi bir öğretmen vardı: Murat Hoca. Elif eve geldiğinde gözleri parlıyordu: “Baba, bugün Murat Hoca çok güzel anlattı Kurtuluş Savaşı’nı. Sanki oradaymışız gibi hissettim.” Onun bu heyecanı beni sevindirdi ama aynı zamanda endişelendirdi. Genç kızların hayatında ilk kez birine hayranlık duyması, babalar için karmaşık duygular demekti.
Bir akşam Elif’le mutfakta karşılaştık. “Baba,” dedi çekinerek, “Murat Hoca bana kitap önerdi. Kütüphaneye gitmek istiyorum.” Onu kırmak istemedim; birlikte kütüphaneye gittik. Yolda bana tarih hakkında sorular sordu, ben de elimden geldiğince cevapladım. O an fark ettim ki, Elif artık küçük bir kız değil; kendi fikirleri olan genç bir kadındı.
Ama hayat her zaman istediğimiz gibi gitmiyor. Üniversite sınavına hazırlandığı yıl annesiyle arası açıldı. Annemiz Elif’in tıp okumasını istiyordu; Elif ise edebiyat hayali kuruyordu. Bir gece tartışmaları büyüdü:
— “Senin için en iyisi tıp!” dedi annesi.
— “Ama ben insanlara hikâyeler anlatmak istiyorum!” diye bağırdı Elif.
O an araya girdim: “Kızım, annen seni düşünüyor ama senin de hayallerin önemli.”
Elif ağlayarak odasına kapandı. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Bir baba olarak iki arada kalmıştım: Kızımın hayallerini mi desteklemeliydim yoksa onun geleceği için daha garantili bir meslek mi seçmeliydim?
Sınav günü geldiğinde Elif’in elleri buz gibiydi. “Baba, ya başaramazsam?” dedi gözleri dolu dolu.
“Sen elinden geleni yap kızım,” dedim ve elini tuttum.
Sonuçlar açıklandığında Elif edebiyat fakültesini kazanmıştı. Annemiz günlerce konuşmadı onunla. Evde soğuk bir hava esti; akşam yemeklerinde sessizlik hâkimdi. Bir gün Elif bana sarıldı: “Baba, annem beni hiç anlamayacak mı?”
Ne cevap vereceğimi bilemedim. Sadece saçlarını okşadım: “Zamanla anlayacak kızım.”
Üniversiteye başladığında Elif’in gözleri yeniden parlamaya başladı. Yeni arkadaşlar edindi, yazılar yazdı, ödüller aldı. Ama annesiyle arası hâlâ düzelmemişti. Bir akşam annesiyle otururken ona dedim ki:
— “Kızımız mutluysa biz de mutlu olmalıyız.”
— “Ya ileride pişman olursa?” dedi annesi gözleri dolu dolu.
O an anladım ki, annesi de en az benim kadar endişeliydi; sadece sevgisini farklı gösteriyordu.
Yıllar geçti, Elif mezun oldu ve bir yayınevinde çalışmaya başladı. İlk kitabı çıktığında bana imzalayıp verdi: “Babam için… Hep yanımda olduğun için.” Gözlerim doldu; o an tüm endişelerimin boşa olduğunu hissettim.
Ama hâlâ kendime soruyorum: Acaba ona yeterince destek olabildim mi? Yoksa yalnızlığına alışmasını mı sağladık? Sizce bir baba ne yapmalı? Çocuğunun hayallerinin peşinden gitmesine izin vermeli mi yoksa onu korumak için kendi bildiği yoldan mı yürütmeli?