Geç Kalmış Bir Anne: Baharın Hatırlattığı Affedilmez Günah

“Anne, neden hiç kardeşim yok?”

Elif’in sesi, mutfakta çaydanlığın fokurtusuna karışırken içimi delip geçti. O an, elimdeki bardağı neredeyse düşürüyordum. Yıllardır kaçtığım, üstünü örttüğüm o soru, bir bahar sabahı, güneşin pencereden içeri süzüldüğü anda, kızımın dudaklarından dökülüverdi.

Bir an sustum. Elif’in gözleri merakla bana bakıyordu. O gözlerdeki masumiyet, bana yıllar önce verdiğim kararı hatırlattı. O kararı ki, ne zaman bahar gelse, ne zaman çocuk sesleri sokakta yankılansa, içimde bir sızıya dönüşürdü.

“Bazen… Her şey istediğimiz gibi olmuyor kızım,” dedim titrek bir sesle. Elif başını eğdi, dudaklarını büzdü. O an, ona sarılmak istedim ama ellerim havada asılı kaldı.

Benim adım Zeynep. 43 yaşındayım. İstanbul’da doğdum büyüdüm. Üniversiteden mezun olur olmaz, herkes evlenip çocuk yaparken ben iş hayatına atıldım. Annem her fırsatta “Kızım, yaş geçiyor, bak komşunun kızı ikinci çocuğu doğurdu,” derdi. Ben ise hep gülüp geçerdim. Kariyerim benim için her şeydi; toplantılar, projeler, terfiler…

Sonra Engin’le tanıştım. O da benim gibi işkolikti. Evlenmemiz bile neredeyse bir iş anlaşması gibiydi. “Çocuk?” diye sorduğunda ona hep “Daha zamanı var,” dedim. Zaman… O kadar hızlı geçti ki. 36 yaşımda Elif’i kucağıma aldığımda, hayatımda ilk defa bir şeyi gerçekten istemiştim. Ama Elif büyüdükçe, Engin’le aramızdaki mesafe de büyüdü. O hep daha fazla çocuk istedi; ben ise korktum. Yeniden başa dönmekten, uykusuz gecelerden, kariyerimin sekteye uğramasından…

Bir gün Engin eve geldiğinde yüzü asıktı. “Zeynep,” dedi, “Elif’in bir kardeşi olmalı.”

“Şimdi mi?” dedim şaşkınlıkla.

“Evet, şimdi! Bak etrafımıza, herkesin iki-üç çocuğu var. Elif yalnız büyüyor.”

O an içimde bir öfke kabardı. “Ben yalnız büyüdüm de ne oldu? Kötü mü oldum?”

Engin başını salladı. “Senin yalnızlığını ben de biliyorum Zeynep. Ama Elif’in de aynı yalnızlığı yaşamasını ister misin?”

O gece sabaha kadar düşündüm. Annemin sözleri kulaklarımda çınladı: “Bir gün pişman olursun.” Ama ben yine de korktum. Bir daha hamile kalmak… Yaşım ilerlemişti; riskler vardı. Doktorum bile “Zeynep Hanım, düşünün,” demişti.

Aylar geçti. Engin’in ısrarları azaldı; aramızdaki soğukluk arttı. Bir gün işten eve döndüğümde Engin’in valizini topladığını gördüm.

“Gidiyor musun?” dedim sessizce.

“Zeynep… Ben artık bu evde kendimi yalnız hissediyorum,” dedi ve kapıyı çekip çıktı.

O günden sonra hayatım tamamen değişti. Elif’le baş başa kaldık. İşe daha çok sarıldım; terfi ettim, yurt dışı seyahatlerine başladım. Herkes bana imrenerek bakıyordu: “Ne güçlü kadın!” Ama geceleri Elif’in odasına gizlice girip onun nefes alışını dinlerken içimde bir boşluk büyüyordu.

Bir gün şirkette genç bir kadınla tanıştım: Derya. İkinci çocuğunu yeni doğurmuştu ve işe dönmüştü. Ona imrenerek baktığımı fark ettim. Derya bana “Zeynep Abla, bazen hayatı planlayamıyoruz; çocuklar kendiliğinden geliyor,” dediğinde gözlerim doldu.

O gece Elif yanıma geldi: “Anne, neden babam bizi bıraktı?”

Ne diyebilirdim ki? “Bazen insanlar birbirini anlamıyor kızım,” dedim sadece.

Yıllar geçti. Elif büyüdü; şimdi 7 yaşında. Bahar geldiğinde sokakta oynayan çocukların sesleri evimizin içine doluyor. Elif pencereye çıkıp onları izliyor; bazen bana dönüp “Keşke benim de kardeşim olsaydı,” diyor.

Geçen hafta annem hastaneye kaldırıldı. Yanına gittiğimde bana sarıldı: “Kızım… Hayatta en önemli şey aileymiş meğer.” O an gözyaşlarımı tutamadım.

Eve dönerken yolda ağladım. İçimde yıllardır bastırdığım pişmanlık birden patladı: Neden korktum? Neden cesaret edemedim? Belki de Engin’i kaybetmemin sebebi buydu; belki de Elif’in yalnızlığına sebep olan bendim.

O gece Elif uyurken yanına uzandım; saçlarını okşadım.

“Anne?” dedi uykulu bir sesle.

“Efendim canım?”

“Beni seviyor musun?”

“Dünyadaki her şeyden çok…”

Ama içimde bir eksiklik vardı; affedilmez bir günah gibi taşıyordum onu.

Şimdi bahar yine geldi. Pencereden dışarı bakıyorum; çocuk sesleri rüzgarla birlikte evimize doluyor. Elif odasında resim yapıyor; çizdiği resimde üç kişi var: Ben, o ve babası… Yanında küçük bir çocuk daha çizmiş.

Belki de hayat bazı şeyleri telafi etme şansı vermez insana… Belki de bazı kararlar ömür boyu taşınır.

Siz hiç pişmanlığınızı içinizde taşıdınız mı? Ya da geçmişte verdiğiniz bir kararın bedelini hâlâ ödüyor musunuz?