Annemi Çağırma, Eski Sevgilim Gelecek!

— Annem yarın geliyor, unutmadın değil mi?

Ocağın başında, elimde tahta kaşık, yorgunluktan alnımdaki teri sildim. Mutfağı saran et ve baharat kokusu, bana çocukluğumda annemin yaptığı yemekleri hatırlatıyordu. Ama şimdi, annemle aramda yıllardır süren bir mesafe vardı. O an, eşim Murat salona doğru seslendi:

— Zeynep, annem de yarın uğrayacakmış. Hem de akşam yemeğine.

Elimdeki kaşığı neredeyse yere düşürüyordum. Bir an için gözlerim karardı. Annemle kayınvalidem aynı masada… Bir de üstüne, eski sevgilim Emre’nin de o akşam uğrayacağını biliyordum. Çünkü Emre, Murat’ın çocukluk arkadaşıydı ve Murat ona sürpriz yapmak istemişti. Bunu bana dün gece söylemişti ama ben o an şoktan ne diyeceğimi bilememiştim.

— Murat, annemi çağırma! O akşam Emre gelecek! dedim bir anda, sesim titreyerek.

Murat şaşkınlıkla bana baktı:

— Ne var bunda? Emre bizim dostumuz. Hem annenle de iyi anlaşır.

İçimden geçenleri ona anlatamazdım. Annem Emre’yi hiç sevmezdi. Hatta Emre’yle olan ilişkimizi öğrendiğinde bana aylarca küsmüştü. Şimdi ise, yıllar sonra, evli ve çocuklu bir kadın olarak, eski sevgilimin ve annemin aynı sofrada oturacak olması midemi bulandırıyordu.

O gece uyuyamadım. Yatakta sağa sola dönerken, Murat’ın nefes alışverişini dinledim. İçimde bir fırtına kopuyordu. Annemle aramdaki mesafe, evliliğimdeki çatlaklar ve Emre’nin hâlâ içimde bıraktığı izler… Hepsi birden üzerime çökmüştü.

Sabah olduğunda, annemi aradım:

— Anneciğim, yarın gelmesen olur mu? Biraz rahatsızım da…

Annemin sesi kırılmıştı:

— Zeynep, sen iyi misin? Bir şey mi oldu? Yoksa yine Murat’la mı tartıştınız?

Yalan söylemek istemedim ama gerçeği de anlatamazdım. Sustuğumda annem iç çekti:

— Kızım, ben senin annenim. Bana güvenebilirsin.

Telefonu kapattığımda gözlerim doldu. Anneme güvenebilir miydim gerçekten? Yıllarca onun beklentileriyle yaşadım. Onun istediği gibi bir kız oldum; iyi bir okul bitirdim, düzgün bir iş buldum, onun onayladığı biriyle evlendim. Ama içimde hep bir boşluk vardı.

Akşam olduğunda sofrayı hazırlarken ellerim titriyordu. Murat neşeyle Emre’ye mesaj atıyordu. Oğlum Deniz ise odasında ödev yapıyordu. Kapı çaldığında kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu.

İlk gelen Emre oldu. Kapıyı açtığımda göz göze geldik. Yıllar geçmişti ama bakışları hâlâ aynıydı; sıcak ve güven verici.

— Zeynep, nasılsın? dedi hafifçe gülümseyerek.

— İyiyim… Hoş geldin Emre.

Ardından Murat geldi ve sarıldılar. Ben mutfağa kaçtım; ellerimle tabakları düzeltirken içimdeki huzursuzluk büyüyordu.

Bir süre sonra annem geldi. Onu kapıda karşılayınca yüzüme dikkatlice baktı:

— Gerçekten iyi misin?

Başımı salladım ama gözlerim dolmuştu bile. Annem içeri girince Emre’yi gördü ve yüzü asıldı. O an havadaki gerginlik herkesin üzerine çöktü.

Sofraya oturduğumuzda Murat ortamı yumuşatmaya çalıştı:

— Herkes burada olduğuna göre, güzel bir akşam geçireceğiz!

Ama annem sessizdi; Emre’ye bakmıyor, sadece tabağıyla oynuyordu. Ben ise iki ateş arasında kalmış gibiydim.

Yemek sırasında Emre eski günlerden bahsetmeye başladı:

— Hatırlıyor musun Zeynep, üniversitede birlikte tiyatroya gitmiştik…

Annem kaşığını masaya bıraktı:

— Eski defterleri açmanın zamanı mı şimdi?

Murat şaşkınlıkla anneme baktı:

— Anneciğim, ne oldu?

Annem bana döndü:

— Zeynep, senin mutlu olup olmadığını merak ediyorum. Gerçekten mutlu musun?

Bir anda herkes sustu. Gözlerim doldu; boğazımda bir düğüm vardı.

— Anne…

Emre araya girdi:

— Zeynep’in mutlu olması için elinden geleni yaptığını biliyorum.

Annem ona sertçe baktı:

— Senin burada olman doğru mu sence?

Murat şaşkındı:

— Anne, Emre benim dostum!

Annem bana döndü:

— Kızım, senin ne hissettiğini hiç sordular mı? Hayatını kendi istediğin gibi mi yaşıyorsun?

O an dayanamadım; gözyaşlarım süzüldü:

— Anne, ben… Ben bazen kendimi kaybolmuş hissediyorum. Herkesin beklentilerini karşılamaya çalışırken kendimi unuttum.

Odadaki sessizlik ağırlaştı. Murat başını öne eğdi; Emre ise gözlerini kaçırdı.

Annem yanıma geldi; elimi tuttu:

— Kızım, hayat senin hayatın. Kimse için kendini feda etme.

O gece herkes erken dağıldı. Emre sessizce veda etti; Murat ise salonda uzun süre oturdu. Annemle baş başa kaldık.

— Zeynep, dedi sessizce, seni anlamaya çalışmadığım için özür dilerim.

O an anneme sarıldım; yıllardır içimde biriken her şey gözyaşlarımla aktı gitti.

Şimdi düşünüyorum da… Hayatımızdaki seçimler gerçekten bizim mi? Yoksa hep başkalarının beklentileriyle mi şekilleniyor? Siz hiç kendi hayatınızı yaşayamamış gibi hissettiniz mi?