Yalnızlığın Kıyısında: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Anne, yine mi o eski hikâyeleri anlatıyorsun? Bıktım artık!” diye bağırdı oğlum Emre, kapıyı hızla çarpıp çıktı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki evin duvarları üzerime yıkıldı. Yalnızlığımın sesi, Emre’nin öfkesinden daha gürültülüydü.

62 yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, tek başıma yaşıyorum. Penceremin önünde oturup, sokaktan geçen çocukların sesini dinliyorum. Bazen, onların gülüşlerinde kendi çocukluğumu arıyorum. Ama bulamıyorum. Çünkü benim çocukluğum, annemin tarlada çalışırken bana bıraktığı soğuk bir odada geçti. Babamı hiç tanımadım; annem ise hep yorgundu, hep suskundu.

Hayatım boyunca hep güçlü olmam gerektiğini söylediler bana. “Kadın dediğin dik durur, ağlamaz,” derdi annem. Ama ben ağladım. Hem de çok ağladım. Kimseye göstermeden, geceleri yastığıma sessizce döktüm gözyaşlarımı.

Gençliğimde, mahallemizdeki en yakışıklı delikanlı olan Mustafa’ya âşık oldum. Herkes bizim evleneceğimizi düşünüyordu. Ama Mustafa askere gitti ve dönmedi. Şehit haberi geldiğinde, annem bana sarılıp “Hayat böyle kızım,” dedi sadece. O gün içimde bir boşluk açıldı; o boşluk yıllar geçtikçe büyüdü.

Sonra, babam gibi sert mizaçlı bir adam olan Kemal’le evlendim. Onunla mutlu olacağımı sandım. Ama Kemal’in sevgisi de yumruğu kadar ağırdı. İlk tokadını yediğimde, “Belki de hak etmişimdir,” diye düşündüm. Çünkü annem de babamdan dayak yerdi ve hep susardı. Ben de sustum. Yıllarca sustum.

İki çocuğum oldu: Emre ve Zeynep. Onlar için her şeye katlandım. Kemal’in öfkesi arttıkça ben küçüldüm, içime kapandım. Çocuklarımı korumak için kendimi feda ettim. Ama onlar büyüdükçe benden uzaklaştılar. Emre babasına benzedi; Zeynep ise ilk fırsatta başka bir şehre taşındı.

Kemal bir gün kalp krizi geçirip öldü. Cenazesinde ağlamadım; sadece derin bir nefes aldım. O günden sonra hayatımda ilk defa özgür olduğumu sandım. Ama özgürlük yalnızlıkla geldi.

Emre işsiz kaldıktan sonra bir süre benimle yaşadı. Her gün kavga ettik. “Senin yüzünden bu haldeyim!” diye bağırdı bana defalarca. Oysa ben onun iyiliği için her şeyi yapmıştım. Zeynep ise telefonlara çıkmaz oldu; aradığımda “Anne, çok yoğunum,” deyip geçiştiriyordu.

Bir gün Emre evi terk ettiğinde, evdeki sessizlik kulaklarımı sağır etti. O günden beri yalnızım. Komşular bazen uğrar; ama onların da kendi dertleri var. Mahalledeki kadınlar “Senin çocukların nankörmüş,” diyorlar arkamdan. Belki de haklılar.

Her sabah kahvaltı masasını iki kişilik kuruyorum; sanki biri gelecekmiş gibi… Sonra yine tek başıma oturup çayımı içiyorum. Televizyonu açıyorum; ama hiçbir şey izlemek istemiyorum. Akşam olunca pencereden dışarı bakıp geçen arabaları sayıyorum.

Geçen hafta sağlık ocağına gittim; doktor tansiyonumun yüksek olduğunu söyledi. “Yalnız mı yaşıyorsun?” diye sordu hemşire Hanife Hanım endişeyle bakarak. Gözlerim doldu; “Evet,” diyebildim sadece.

Bazen geçmişi düşünüyorum: Annemi, Mustafa’yı, çocuklarımı… Nerede yanlış yaptım? Neden kimseye yetemedim? Neden bu kadar yalnız kaldım?

Bir gün Zeynep aradı; sesi soğuktu. “Anne, ben Almanya’ya taşınıyorum,” dedi kısaca. “Belki bir gün gelirim,” diye ekledi sonra sessizce. Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Pencerenin önünde oturup ağladım. Dışarıda yağmur yağıyordu; sanki gökyüzü de benimle ağlıyordu.

Mahalledeki camiden ezan sesi yükselirken, içimde tarifsiz bir boşluk hissettim. Yıllarca herkes için yaşadım; ama kimse benim için yaşamadı.

Bir gün komşum Ayşe Hanım uğradı; elinde sıcak börek vardı. “Yalnızlık zor be abla,” dedi gözlerimin içine bakarak. “Ama Allah büyük… Belki bir gün çocukların kıymetini anlar.”

Ayşe Hanım gidince böreği tek başıma yedim; her lokmada boğazıma bir düğüm oturdu.

Bazen düşünüyorum: Ya bir gün hastalanırsam? Ya kimse kapımı çalmazsa? Ya bu evde kimseye veda edemeden ölürsem?

Televizyonda yaşlı kadınların huzurevlerine yerleştirildiğini görüyorum; korkuyorum… Ben de mi oraya düşeceğim? Yıllarca ailem için didindim; şimdi kimsem yok.

Geçenlerde Emre’yi aradım; açmadı telefonu. Mesaj attım: “Oğlum, iyi misin?” Cevap gelmedi.

Her gece dua ediyorum: Allah’ım, bana sabır ver… Yalnızlığımı hafiflet…

Şimdi bu satırları yazarken gözlerim dolu dolu… Hayat gerçekten bu kadar acımasız mı? Yoksa biz mi birbirimize yetemiyoruz?

Sizce insan yalnızlığı hak eder mi? Yoksa herkesin bir gün kapısını çalacak biri olur mu?