Bir Kaynana, Bir Damat ve Kırık Hayaller: Zeynep’in Sessiz Çığlığı
“Senin gibi bir adamı kızımın yanında görmek istemiyorum!” diye bağırdı annem, mutfağın ortasında. O an, sanki evin duvarları üstüme yıkıldı. Annemin sesiyle irkilen kocam Murat, gözlerini yere indirdi. Ben ise iki ateş arasında kalmıştım; bir yanda hayatımın aşkı, diğer yanda beni büyüten, bana her şeyi öğreten annem.
O gün, annemle Murat’ın kavgası yine büyümüştü. Annem, Murat’ın köyden gelmiş olmasını, kaba saba tavırlarını ve işinin şoförlük olmasını hiçbir zaman içine sindirememişti. “Zeynep, sen üniversite okudun, şehirde büyüdün! Bu adam sana göre değil!” der dururdu. Ama ben Murat’ı seviyordum. Onun dürüstlüğüne, saf kalbine inanıyordum. Fakat annem için Murat, sadece kaba bir köylüydü.
O akşam sofrada yine huzursuzluk vardı. Annem tabakları sertçe masaya koydu. Murat ise sessizce yemeğini yedi. Ben ise ikisinin arasında eziliyordum. Bir lokma bile geçmiyordu boğazımdan. Annem birden patladı: “Bak Zeynep, bu adam seni mutlu edemez! Daha şimdiden eve geç geliyor, oyun oynuyor! Seninle ilgilenmiyor bile!”
Murat başını kaldırdı, gözleri dolmuştu: “Ben seni seviyorum Zeynep. Her şey senin için. Gece gündüz çalışıyorum. Biraz da kafamı dağıtmak için oyun oynuyorum. Ne var bunda?”
Annem alaycı bir şekilde güldü: “Kafanı dağıtmakmış! Senin gibi adamlar yüzünden kızlarımıza yazık oluyor!”
O an dayanamadım: “Anne yeter! Ben Murat’ı seviyorum! Onunla evlenmek benim seçimimdi!”
Annem gözlerimin içine baktı, sesi titriyordu: “Senin iyiliğin için uğraşıyorum Zeynep. Senin gibi akıllı bir kız nasıl böyle bir hata yapar?”
O gece Murat evi terk etti. Kapıyı çarptı ve gitti. Annem ise bana sarıldı ama ben donup kalmıştım. O an anladım ki, iki tarafı da mutlu edemeyeceğim.
Günler geçti, Murat eve dönmedi. Annem her gün bana Murat’ın ne kadar kötü biri olduğunu anlatmaya devam etti. “Bak kızım, o adam seni bırakıp gitti işte! Ben sana söylemiştim!” dediğinde içim parçalandı. Çünkü Murat’ın bana yazdığı mesajları gizlice okuyordum: “Zeynep, seni çok seviyorum ama annenle baş edemiyorum. Kendimi değersiz hissediyorum.”
Bir gün Murat’ı bulmak için dışarı çıktım. Onu eski mahallemizdeki parkta buldum. Yorgun ve üzgündü. Yanına oturdum.
“Murat, eve dön lütfen,” dedim.
Başını öne eğdi: “Zeynep, annen bana her gün hakaret ediyor. Kendimi hiç bu kadar küçük hissetmemiştim.”
Elini tuttum: “Ben senin yanındayım.”
Ama Murat’ın gözlerinde umut yoktu artık: “Senin annenle asla anlaşamayacağım Zeynep. Ne yaparsam yapayım ona yetemiyorum.”
O an içimde bir şeyler koptu. Eve döndüğümde annem yine başladı: “Nerede kaldın? Yine o adamın yanına mı gittin?”
Bağırmaya başladım: “Anne yeter! Ben artık senin baskına dayanamıyorum! Benim hayatımı yaşamak istiyorum!”
Annem ağlamaya başladı: “Ben seni korumak istedim sadece…”
Ama artık çok geçti. O gece eşyalarımı topladım ve evden çıktım. Murat’ın yanına gittim. Birlikte küçük bir ev tuttuk. Hayatımız kolay olmadı; maddi sıkıntılar, aile baskısı ve yalnızlık… Ama en azından birbirimize tutunuyorduk.
Aylar geçti, annemle hiç konuşmadık. Bir gün kapımız çaldı; annemdi. Gözleri şişmişti ağlamaktan.
“Zeynep… Kızım… Affet beni,” dedi.
O an ne yapacağımı bilemedim. İçimdeki kırgınlıkla anneme sarıldım.
Ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Annemle aramızda görünmez bir duvar vardı artık.
Şimdi geçmişe bakınca düşünüyorum: Acaba başka türlü davranabilir miydim? Annemi mi seçmeliydim yoksa Murat’ı mı? Siz olsanız ne yapardınız? Hayatta en çok kimi kırdınız ve pişman oldunuz mu?