Bir Anneler Günü Sabahı: Sessiz Çığlıklar

“Ayşe, uyan artık! Hemşireler birazdan gelir, rezil olacağız!” Annemin sesi, doğumhanenin loş ışığında yankılandı. Gözlerimi açtığımda, başucumda annemi gördüm; yüzü endişeyle buruşmuş, elleri titriyordu. Karnımdaki sancıdan çok, içimdeki korku ve belirsizlik canımı yakıyordu. Bir yandan annemin beklentileri, diğer yandan eşim Murat’ın umursamazlığı arasında sıkışıp kalmıştım.

“Anne, biraz susar mısın? Lütfen… Sadece bir dakika sessizlik istiyorum.”

Annemin gözleri doldu. “Kızım, bak… Senin iyiliğin için söylüyorum. Bu çocuk doğacak, sen de toparlanacaksın. Herkes gibi…”

Ama ben herkes gibi değildim. 27 yaşındaydım, üniversiteyi yeni bitirmiştim ve hayallerim vardı. Murat’la evliliğimizin ilk yılında hamile kalınca, herkes çok sevinmişti. Ama ben… Ben korkmuştum. Çünkü Murat’ın ilgisizliği, işten eve geldiğinde yüzüme bile bakmaması, beni yalnız bırakmıştı. Annem ise her fırsatta “Kadının görevi annelik,” deyip duruyordu.

O sabah, doğum sancılarım başladığında Murat’a haber verdim. Telefonu açtı, “Ben toplantıdayım Ayşe, annene söyle o ilgilensin,” dedi ve kapattı. Annemle apar topar hastaneye geldik. Şimdi ise burada, doğumhanede, annemin baskısı ve Murat’ın yokluğuyla baş başaydım.

Kapı açıldı; içeriye Dr. Elif Hanım girdi. Beyaz önlüğüyle güçlü ve kararlı görünüyordu. Yanıma geldi, “Ayşe Hanım, nasılsınız? Sancılarınız sıklaştı mı?” diye sordu.

Gözlerim doldu, “Bilmiyorum… Hazır değilim galiba.”

Annem hemen araya girdi: “Doktor Hanım, kızım biraz nazlıdır da… Siz merak etmeyin.”

Dr. Elif Hanım bana baktı, gözlerinde anlayış vardı. “Ayşe Hanım, bu sizin bedeniniz ve sizin kararınız. Korkularınızı konuşmak isterseniz buradayım.”

O an içimde bir şey kırıldı. Annemle göz göze geldim; o ise bakışlarını kaçırdı. İçimdeki yalnızlık büyüdü.

Doğum başladıktan sonra saatler geçti. Her sancıda annemin elini sıktım ama onun sözleri daha çok acıtıyordu: “Bak kızım, Murat seni bırakırsa ne yaparsın? Çocuğun olmazsa kadın sayılmazsın!”

Gözyaşlarımı tutamadım. “Anne! Ben kadın değil miyim şimdi? Hayallerim vardı benim… Öğretmen olacaktım. Şimdi ne olacağım?”

Annem sustu. O an ilk defa beni dinlediğini hissettim ama yine de cevap vermedi.

Doğumun sonunda bebeğimi kucağıma verdiler. Küçücük elleriyle parmağımı tuttuğunda içimde bir sıcaklık hissettim ama aynı anda korku da vardı: Ya iyi bir anne olamazsam? Ya Murat beni daha da yalnız bırakırsa?

O gece hastane odasında yalnız kaldım. Annem eve gitmişti, Murat ise hâlâ ortada yoktu. Bebeğim ağladıkça ben de ağladım. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Ben bu çocuğa nasıl bakacağım? Kendi hayatımı bile kuramamışken…”

Sabah olduğunda kapı çaldı; Murat geldi. Yüzünde yorgun bir ifade vardı.

“Geçmiş olsun,” dedi kısaca.

“Bebeği görmek ister misin?” diye sordum.

Omuz silkti: “İşim var Ayşe, sonra bakarım.”

O an içimdeki bütün umutlar söndü. Yalnızdım; hem de en kalabalık şehirde, en yakınlarımın arasında bile yalnızdım.

Bir hafta sonra eve döndük. Annem her gün gelip bana akıl veriyordu: “Şunu şöyle yap, bunu böyle yap…” Ama ben her geçen gün daha da içine kapanıyordum. Bebeğim ağladıkça kendimi suçlu hissediyordum; sanki iyi bir anne olamıyordum.

Bir gece Murat eve geç geldi; sarhoştu. “Senin yüzünden hayatım mahvoldu,” diye bağırdı. “Evde sürekli ağlayan bir bebek var! Ben huzur istiyorum!”

O gece bebeğimi kucağıma alıp balkona çıktım. Soğuk havada titrerken içimdeki fırtına daha da büyüdü.

Ertesi gün anneme her şeyi anlattım. İlk defa bana sarıldı ve ağladı: “Kızım… Ben de gençken senin gibi yalnızdım. Kimseye anlatamadım korkularımı… Ama sen anlat, susma.”

O an anladım ki; annem de bir zamanlar benim gibiydi. Toplumun baskısı onu da ezmişti; o yüzden bana da aynı baskıyı yapıyordu.

Bir hafta sonra Dr. Elif Hanım’ı aradım ve onunla konuştum. “Ayşe,” dedi bana, “Sen iyi bir annesin çünkü çocuğunu seviyorsun ve onun için endişeleniyorsun. Ama önce kendini sevmelisin.”

O günden sonra yavaş yavaş toparlandım. Annemle daha çok konuştuk; Murat’la ise mesafemizi korudum. Kendi ayaklarım üzerinde durmaya karar verdim; öğretmenlik için başvurdum ve kabul edildim.

Şimdi bebeğimle birlikte yeni bir hayata başlıyorum. Hâlâ korkularım var ama artık yalnız olmadığımı biliyorum.

Peki sizce; bir kadın kendi hayatı üzerinde ne kadar söz sahibi olmalı? Toplumun beklentileri mi yoksa kendi hayalleri mi daha önemli? Siz olsanız ne yapardınız?