Kendi Evimi Ne Zaman Kuracağım?

“Yusuf, oğlum, şu çimentoyu biraz daha karıştırır mısın? Duvarlar akşama kadar yetişmeli.” Kayınvalidemin sesi, öğle güneşinin altında daha da ağırlaşıyor. Ellerim harçla kaplı, alnımdan ter damlıyor. Kendi evimin duvarlarını örmek yerine, yine başkasının çatısı için uğraşıyorum. İçimde bir sızı: Ben ne zaman kendi yuvamı kuracağım?

Eşim Elif, sabah erkenden çocukları anneme bırakıp yanıma geldi. “Yusuf, annem çok ısrar etti. Birkaç gününü ayırırsan yazlık bitecekmiş,” dedi. Gözlerinde hem bana duyduğu minnet hem de annesinin baskısından duyduğu yorgunluk vardı. Elif’i kırmak istemedim. Zaten yıllardır kimseyi kıramadım ki…

Kayınvalidem Şükran Hanım, köyde sözü geçen bir kadındır. Herkes ona danışır, herkesin bir derdi olduğunda kapısını çalar. Ama onun derdi olduğunda da herkes elini taşın altına koymak zorunda kalır. Ben de bu yükün altına ilk kez girmiyorum. Düğünümüzden beri, ne zaman bir iş olsa, ilk bana bakılır: “Yusuf halleder.”

O gün sıcaktan başım dönüyor, ellerim titriyor. Bir an durup gökyüzüne bakıyorum. Kendi evimizde hâlâ tamir edilecek bir sürü şey var. Çocukların odası rutubet kokuyor, mutfakta musluk damlatıyor. Ama ben burada, kayınvalidemin yazlığının duvarlarını sıvıyorum.

Şükran Hanım birden yanıma geliyor: “Bak oğlum, bu ev senin de işine yarar. Yazın hep beraber geliriz, çocuklar oynar.”

İçimden bağırmak geliyor: “Benim çocuklarım kendi evlerinde oynasın istiyorum!” Ama diyemiyorum. Sadece başımı sallıyorum.

Akşamüstü Elif yanıma geliyor. Yorgunluğumu fark etmiş olacak ki elini omzuma koyuyor: “Biraz dinlen istersen.”

“Dinlenmek mi? Elif, ben yıllardır dinlenmiyorum ki… Hep birilerinin işi, birilerinin beklentisi.”

Elif gözlerini kaçırıyor. “Biliyorum Yusuf… Ama annem yaşlandı, yardım edecek kimsesi yok.”

“Peki ya biz? Bizim kimsemiz var mı? Seninle ben, çocuklarımız… Bizim mutluluğumuzu kim düşünüyor?”

Elif sessizce ağlamaya başlıyor. O an anlıyorum ki sadece ben değil, o da eziliyor bu yükün altında.

Gece köy evinde yatarken tavanı izliyorum. Babamın sesi kulaklarımda: “Oğlum, önce aileni düşün. Başkası için kendini harcama.” Babam yıllar önce vefat ettiğinde annemle ben tek başımıza kalmıştık. O günden beri hep başkalarının yükünü sırtlanmaya alıştım. Belki de bu yüzden kimseye ‘hayır’ diyemiyorum.

Ertesi sabah yine inşaat başında buluyorum kendimi. Komşu Mehmet Amca uğruyor: “Yusuf, sen olmasan bu köyde taş üstüne taş konmaz vallahi!” Gülümsüyorum ama içim acıyor.

Bir ara telefonum çalıyor. Annem arıyor: “Oğlum, çocuklar çok yaramazlık yaptı bugün. Keşke sen de burada olsan.”

Boğazım düğümleniyor. Kendi anneme bile zaman ayıramıyorum artık.

Öğle arasında Elif’le gölgede otururken ona soruyorum: “Elif, biz ne zaman kendi hayatımızı yaşayacağız?”

Elif gözlerini siliyor: “Bilmiyorum Yusuf… Belki de hiç.”

O an karar veriyorum; bu böyle gitmemeli.

Akşam yemeğinde Şükran Hanım sofrada konuşmaya başlıyor: “Yusuf, yarın da şu çatıyı halledelim mi? Sonra bahçeye geçeriz.”

İlk defa sesim titremeden cevap veriyorum: “Şükran Anne, bizim de evimizde işler birikti. Çocukların odası rutubet içinde, musluk akıyor. Birkaç gün kendi evimize dönmemiz lazım.”

Şükran Hanım şaşkınlıkla bakıyor: “Ama oğlum, burası da senin evin sayılır…”

“Hayır anne,” diyorum ilk kez bu kadar net. “Burası sizin eviniz. Benim çocuklarım kendi evlerinde huzur bulmalı.”

Sofrada bir sessizlik oluyor. Elif bana bakıyor; gözlerinde korku ve umut karışımı bir ifade var.

O gece Elif’le uzun uzun konuşuyoruz. “Yusuf,” diyor, “belki de ilk defa kendimizi düşünmemiz gerekiyor.”

Ertesi sabah eşyalarımızı topluyoruz. Şükran Hanım biraz kırgın ama bir şey demiyor.

Kendi evimize döndüğümüzde çocuklar sevinçle boynuma sarılıyor. Annem mutfakta çay demlemiş; yüzünde yıllardır görmediğim bir huzur var.

O akşam çocukların odasını birlikte boyuyoruz Elif’le. Ellerimiz boya içinde ama içimizde garip bir hafiflik var.

Yıllardır başkalarının mutluluğu için kendi ailemi ikinci plana atmıştım. Şimdi ilk defa kendi evimde, kendi çocuklarımın gülüşleriyle huzur buluyorum.

Ama hâlâ içimde bir soru var:

“Acaba kendimizi düşünmek bencillik mi? Yoksa gerçek fedakârlık bazen ‘hayır’ diyebilmek mi?”