Bir Çatı Altında: Büyükanne İçin Verilen Mücadele ve Gerçeklerin Yüzüne Çarpması
“Senin büyükanneye iyi bakmadığını söylüyorlar, biliyor musun?”
Sabahın köründe kapım çalındı. Kapıyı açtığımda karşımda, elinde çay tepsisiyle komşumuz Şengül Hanım’ı buldum. Gözleriyle evin içini süzdü, sanki bir eksiklik arıyormuş gibi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Yutkunarak, “Buyurun Şengül Hanım?” dedim. O ise hiç beklemeden konuya girdi: “Kusura bakma kızım, ama mahallede konuşuyorlar. Büyükanneyi yalnız bırakıyormuşsun, ilgilenmiyormuşsun…”
Sözleri beynimde yankılandı. Oysa ben, annem vefat ettiğinden beri büyükanneye hem annelik hem evlatlık yapıyordum. Babam zaten yıllardır başka şehirde çalışıyor, abim ise kendi ailesiyle meşgul. Her şey bana kalmıştı. Ama kimse bunu bilmiyor ya da bilmek istemiyordu. Şengül Hanım’ın gözlerindeki o yargılayıcı bakış, içimi kemirdi.
“Büyükanne iyi, merak etmeyin,” dedim kısık sesle. Ama o, “Bak kızım, yaşlı insanlar narindir. Biraz daha dikkat etsen iyi olur. Sonra laf olur,” deyip gitti. Kapıyı kapattığımda ellerim titriyordu. Büyükanne içeride, eski radyosundan gelen türküyle uyukluyordu. Yanına gidip saçlarını okşadım. “Kimse seni benden daha çok sevemez ki…” dedim içimden.
Ama o günden sonra mahalledeki bakışlar değişti. Marketten ekmek alırken kasiyer Ayşe’nin bana acıyarak bakması, apartmandaki çocukların fısıldaşmaları… Sanki herkes benim büyükanneye kötü davrandığıma inanmıştı. Oysa her sabah onun ilaçlarını veriyor, akşamları birlikte televizyon izliyor, geceleri uyanıp yanına gidiyordum. Ama kimse bunları görmüyordu.
Bir akşam abim aradı. “Duydum ki büyükanneyle ilgilenmiyormuşsun,” dedi doğrudan. “Kim dedi?” diye sordum öfkeyle. “Mahallede konuşuluyor,” dedi kısaca. İçimde biriken öfkeyi yutkundum. “Sen kaç kere aradın büyükanneyi bu ay?” dedim. Sessizlik oldu telefonda. “Bak, ben burada tek başıma uğraşıyorum. Herkes konuşuyor ama kimse yardım etmiyor!” diye bağırdım.
O gece büyükanneyle sofrada otururken gözlerim doldu. O ise bana gülümsedi: “Kızım, insanlar konuşur. Sen kalbini ferah tut.” Ama nasıl tutabilirdim ki? Herkesin gözü üzerimdeydi sanki.
Bir gün Şengül Hanım tekrar geldi. Bu sefer yanında başka komşular da vardı: Emine Teyze ve Fikret Amca. Sözde çay içmeye gelmişlerdi ama konu yine büyükanneye geldi. Emine Teyze, “Geçen gün camdan baktım, büyükanne tek başına oturuyordu balkonda,” dedi. Fikret Amca ise, “Yaşlılar yalnız kalınca morali bozulur,” diye ekledi.
O an patladım: “Siz hiç yardım ettiniz mi? Bir tabak yemek getirdiniz mi? Sadece konuşuyorsunuz!” dedim gözyaşları içinde. Şengül Hanım mahcup oldu: “Kızım biz kötü bir şey demedik…”
Ama demişlerdi işte! O günden sonra kimseyle konuşmak istemedim. Marketten hızlıca alışveriş yapıp eve kapanıyordum. Büyükanne ise her zamanki gibi sakin: “İnsanlar ne derse desin, sen bildiğini yap,” diyordu.
Bir gece büyükanne aniden rahatsızlandı. Hemen ambulans çağırdım, hastaneye koştuk. Doktorlar yaşına göre iyi durumda olduğunu söyledi ama birkaç gün hastanede kalması gerektiğini belirttiler. O an abimi aradım: “Büyükanne hastanede,” dedim kısaca. O ise “Ben işten izin alamam,” dedi soğukça.
Hastanede büyükanneyle baş başa kaldık. Gece boyunca başucunda oturdum, elini tuttum. O ise bana bakıp fısıldadı: “Senin hakkını kimse ödeyemez kızım.” Gözyaşlarımı tutamadım.
Birkaç gün sonra eve döndük ama mahalledeki dedikodular bitmemişti. Bu sefer de “Büyükanneyi hastaneye yatırmış, bakamamış” diyorlardı. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı.
Bir akşam babam aradı: “Kızım, mahallede konuşulanlar doğru mu?” dedi endişeyle. Ona her şeyi anlattım; yalnızlığımı, çaresizliğimi, insanların acımasızlığını… Babam uzun süre sessiz kaldı sonra: “Sen elinden geleni yapıyorsun, ben de artık daha fazla destek olacağım,” dedi.
O günden sonra babam daha sık aramaya başladı, abim de haftada bir uğramaya başladı eve. Mahalledekiler ise yavaş yavaş sustu; belki de vicdanları sızladı ya da yeni bir dedikodu buldular bilmiyorum.
Ama ben değiştim… Artık insanların ne dediğine değil, kendi vicdanıma kulak veriyorum. Büyükanneyle geçirdiğim her anın kıymetini biliyorum.
Bazen düşünüyorum: Bir söz insanın hayatını ne kadar değiştirebilir? Peki siz olsanız ne yapardınız? Başkalarının lafına mı kulak asardınız yoksa kendi yolunuzdan mı giderdiniz?