Bir Telefonun Ardından: Annemle Hesaplaşmam

“Biliyordum arayacağını, anne… Biliyordum, yine rahat bırakmayacaktın.” Telefonum titreyerek cebimde çalarken, hocanın gözleri üzerime dikildi. Göz ucuyla ekrana baktım: “Anne”. İçimde bir şeyler düğümlendi. Parmaklarım titreyerek aramayı reddettim. Ama hemen ardından tekrar çaldı. Sınıfta herkes bana bakıyordu artık.

“Zeynep, biraz vicdanın olsun. Ya kapat ya da aç şu telefonu!” diye çıkıştı hocamız, Ayşe Hanım.

Derin bir nefes aldım, “Hocam, açmam lazım… Dışarı çıkabilir miyim?” dedim.

“Çık hadi, ama kısa kes,” dedi, gözlerini devirdi.

Koridora çıktığımda telefonu açtım. Annemin sesi, her zamanki gibi telaşlı ve buyurgandı:

“Zeynep! Neredesin? Neden açmıyorsun? Bak, baban da merak etti!”

“Anne, dersteydim… Ne oldu?”

“Ne olacak? Yarın komşular gelecek, senin de evde olman lazım. Hem bak, babanla konuştuk, bu okul işi fazla uzadı. Artık bir işe girsen diyoruz.”

İçimde bir öfke kabardı. Yıllardır aynı baskı, aynı sözler… Üniversiteyi kazanmak için neler çektiğimi, geceleri nasıl ağladığımı hatırladım. Ama annem için önemli olan tek şey, komşuların ne diyeceğiydi.

“Anne, ben okulu bırakmayacağım! Bunu kaç kere konuşacağız?”

“Zeynep, inat etme! Herkesin kızı ya evleniyor ya çalışıyor. Sen hâlâ öğrenci gibi geziyorsun! Ayıp oluyor!”

Telefonu kapattım. Gözlerim doldu. Koridorun köşesinde duvara yaslandım. İçimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Herkesin hayatı kolay mıydı gerçekten? Yoksa sadece ben mi bu kadar sıkışmış hissediyordum?

O akşam yurda döndüğümde odamda yalnızdım. Arkadaşlarım dışarı çıkmıştı. Annemin sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. “Ayıp oluyor…” Ne zamandan beri başkalarının ne dediği bu kadar önemli olmuştu bizim için? Babamın sessizliği de ayrı bir yara… O hiç konuşmazdı, ama annemin her lafında onun da onayı vardı sanki.

Gece boyunca uyuyamadım. Sabah olunca kahvaltıya indim. Masada Elif ve Merve vardı.

“Elin neden bu kadar solgun?” diye sordu Merve.

“Annem yine aradı… Okulu bırakmamı istiyorlar,” dedim boğuk bir sesle.

Elif başını salladı: “Benimkiler de geçen hafta görücü getirdi. İstemiyorum dedim, annem günlerce surat astı.”

Bir an sustuk. Hepimizin ortak derdi buydu aslında: Ailelerimizin beklentileriyle kendi hayallerimiz arasında sıkışıp kalmak.

O gün dersten sonra eve gitmeye karar verdim. Annemle yüzleşmek istiyordum artık. Otobüste yol boyunca ellerim terledi. Eve vardığımda annem kapıyı açtı; yüzünde endişeli bir ifade vardı.

“Hoş geldin kızım,” dedi ama sesi gergindi.

Oturma odasına geçtik. Babam koltukta gazete okuyordu ama gözleriyle beni süzüyordu.

“Anne, baba… Size bir şey söylemem lazım,” dedim titreyen bir sesle.

Annem hemen atıldı: “Bak Zeynep, biz senin iyiliğin için söylüyoruz…”

Sözünü kestim: “Hayır anne! Ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum! Okulu bırakmayacağım! Sırf komşular ne der diye hayallerimi feda edemem!”

Babam ilk defa konuştu: “Kızım, biz seni düşünüyoruz. Hayat zor… Bir mesleğin olsun istiyoruz.”

Gözlerimden yaşlar süzüldü: “Ben de mesleğimi okuyorum zaten! Ama siz bana hiç güvenmiyorsunuz!”

Annemin gözleri doldu: “Kızım, biz seni korumak istiyoruz… Dünya kötü…”

O an annemin korkularını ilk defa bu kadar net gördüm. Onun da annesi ona baskı yapmıştı zamanında; o da kendi annesinin izinden gidiyordu belki de… Ama ben zinciri kırmak istiyordum.

O gece evde sessiz bir savaş vardı. Kimse konuşmadı. Odamda otururken çocukluğumu düşündüm; annemin bana masal anlattığı geceleri… Ne zaman aramızda bu kadar mesafe girmişti?

Ertesi sabah kahvaltıda annem bana göz ucuyla baktı: “Yarın komşular geliyor, evde olursun değil mi?”

Başımı salladım ama içimde bir isyan vardı. O gün yurda dönerken kararımı verdim: Kendi yolumu çizecektim, ne pahasına olursa olsun.

Aylar geçti. Annemle aramızdaki mesafe bazen azaldı, bazen arttı. Her telefon konuşmasında bir yanım kırıldı, bir yanım güçlendi. Üniversiteden mezun olduğum gün annem ağlayarak sarıldı bana:

“Seninle gurur duyuyorum kızım…”

O an anladım ki; bazen ailemizle çatışmak da sevgimizin bir parçasıymış. Onları değiştiremeyiz belki ama kendimizi ve hayallerimizi koruyabiliriz.

Şimdi size soruyorum: Siz de ailenizin beklentileriyle kendi hayalleriniz arasında sıkışıp kaldınız mı hiç? Peki ya zinciri kırmaya cesaretiniz var mı?