Bir Biletin Bedeli: Soğuk Bir Akşamda Yaşananlar
“Biletiniz var mı teyze?”
Kulağımda yankılanan bu soru, içimi bir anda buz gibi yaptı. Otobüsün içindeki soğuk hava yetmezmiş gibi, şoförün sesi de ruhuma işledi. Ellerim titreyerek çantamı karıştırdım. Cüzdanımda sadece birkaç bozukluk vardı, bilet almaya yetmeyecek kadar az. O an, gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. Arkadaki gençlerden biri mırıldandı: “Her gün aynı numara, yeter artık.”
Kafamı kaldırıp şoföre baktım. “Oğlum, vallahi param yok. Torunumun yanına gidiyorum, hastalandı. Bir kerecik idare et.”
Şoför, gözlerini dikti bana. “Teyze, ben de ekmek parası kazanıyorum. Herkes bilet alıyor, sen de alacaksın. Kurallar böyle.”
Otobüsün içi bir anda sessizleşti. Herkes bana bakıyordu; kimisi acıyarak, kimisi küçümseyerek. O an, kendimi küçücük hissettim. Sanki üzerime koca bir dağ çökmüştü. Yıllardır bu şehirde yaşıyorum, nice zorluklar gördüm ama bu kadar aşağılandığımı hiç hatırlamıyorum.
Şoför kapıyı açtı. “İnecekseniz inin, yoksa ceza yazacağım.”
Ayağa kalktım, bastonuma yaslandım. Dizlerim titriyordu ama gururum daha çok sarsılmıştı. “Allah büyük oğlum,” dedim sessizce ve indim otobüsten. Kapı kapandı, otobüs uzaklaştı. Kar taneleri saçlarıma, omuzlarıma düşüyordu. Ayakkabılarım su çekmişti, ayaklarım donuyordu.
Yolda yürürken çocukluğum aklıma geldi. Annemle babam köyde yaşardı; fakirdik ama kimse kimseyi böyle aşağılamazdı. Komşularımız bir tas çorbayı paylaşırdı. Şimdi ise şehirde herkes birbirine yabancı. Kimse kimseye el uzatmıyor.
Bir apartmanın girişine sığındım. Ellerimi ovuşturdum, nefesim buhar olup havaya karıştı. O an içimde bir öfke kabardı: Neden bu hale geldik? Neden yaşlılarımıza değer vermiyoruz? Benim oğlum da yıllardır aramaz sormaz oldu. Gelinimle aramızda hep soğukluk vardı; torunum doğunca biraz yumuşamıştı ama yine de evlerinde fazlalık gibi hissediyordum kendimi.
Telefonumu çıkardım, oğlumu aramak istedim ama vazgeçtim. Ne diyecektim ki? “Oğlum, otobüsten attılar beni,” mi diyecektim? Zaten işsiz kalınca bana yük olduğunu ima etmişti defalarca.
Birden yanımda bir ses duydum: “Teyze iyi misin?” Başımı kaldırdım; genç bir kız bana bakıyordu. Üzerinde okul forması vardı.
“İyiyim kızım,” dedim ama sesim titriyordu.
Kız çantasından bir çikolata çıkardı, uzattı. “Alın, kan şekeriniz düşmesin.”
Gözlerim doldu yine. “Sağ ol yavrum,” dedim ve çikolatayı aldım.
Kız biraz daha yaklaştı: “Nereye gidiyorsunuz? Size eşlik edeyim mi?”
“Torunumun evine gidiyorum ama biraz yürümem lazım.”
Kız bana kolunu uzattı ve birlikte yürümeye başladık. Yol boyunca bana kendi hayatını anlattı; babası işsizmiş, annesi temizliklere gidiyormuş. “Ama biz birbirimize destek oluyoruz,” dedi gülümseyerek.
O an düşündüm: Demek ki hâlâ iyi insanlar var bu şehirde. Ama neden kötüler daha çok ses çıkarıyor? Neden iyilik sessiz kalıyor?
Torunumun evine vardığımda kız bana sarıldı ve gitti. Kapıyı çaldım; gelinim açtı kapıyı, yüzünde her zamanki soğuk ifade.
“Yine mi geldin anne?” dedi alaycı bir sesle.
“Torunum hastaymış, ona bakmaya geldim.”
İçeri girdim; torunum yatakta yatıyordu, ateşi vardı. Yanına oturdum, başını okşadım. “Anneanne geldi kuzum,” dedim fısıldayarak.
Gelinim mutfaktan bağırdı: “Yemek yok anne! Kendin hazırlarsın.”
İçimdeki kırgınlık büyüdü ama torunumun yüzüne bakınca her şeyi unuttum. Onun için güçlü olmalıydım.
Gece boyunca başında bekledim; ateşi düştü sonunda. Sabah olunca oğlum geldi eve; beni görünce şaşırdı.
“Anne sen burada mıydın?”
“Evet oğlum, torunun hastaydı.”
Başını eğdi; belli ki utanıyordu ama hiçbir şey demedi.
O gün otobüste yaşadıklarımı anlatmadım onlara. Çünkü biliyorum ki kimse anlamazdı hissettiklerimi. Yalnızlığın ne demek olduğunu ancak yaşayan bilir.
Şimdi bu satırları yazarken düşünüyorum: Bir biletin bedeli sadece para mı? Yoksa insanlığımızdan vazgeçmenin bedeli mi daha ağır? Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir yabancının elini tutar mıydınız yoksa görmezden mi gelirdiniz?